Sayın Profesör Löw, Almanya nüfusu için kentsel mi yoksa kırsal karakterli mi diyebiliriz?
Almanya’daki kentleşme oranı yüzde 88 civarında. Bu nüfusun büyük bölümünün kentlerde yaşadığı ya da kentsel yaşam olarak adlandırılabilecek düzeyde kentlerle ilişki halinde olduğu anlamına geliyor. Pek çok insan banliyölerde ya da köylerde yaşamasına rağmen çalışmak için şehre iniyor, tiyatro ve sinemaları kullanıyor. Şehirler iş yaşamının ve sosyal, kültürel yaşamın kristalizasyon noktaları.
Kentlerin yeni bir çekicilik kazandığına mı şahit oluyoruz?
Evet. Bunun en önemli sebebi kadınların iş yaşamına daha yoğun katılımı. “Kadının çocuklara baktığı ve erkeklerin işe gitmek için şehre indiği banliyö modeli artık pek çok genç aile için cazip değil. Kentlerde çalışma yaşamı ve çocukların yetiştirilmesi bir arada daha iyi işliyor.
Siz kentlerin iç mantığını araştırıyorsunuz. Bu tam olarak ne anlama geliyor?
Yürüttüğümüz çalışmayı belki de en iyi “Frankfurt, Köln ya da Münih nasıl işliyor” sorusu açıklayabilir. Örneğin bir kentin, insanların yaşamlarına nasıl damgasını vurabildiğini araştırıyoruz. Örneğin benim yetişkinlik hayatımın önemli bir bölümünü kendi içinde son derece proleter öğelere sahip olan ve gündelik yaşamı Karnavalca belirlenen bir şehir olan Köln’de geçirmiş olmam, Münih gibi daha ziyade kırsal bir arka plana sahip olup karakterini sürekli bir değişim halinden alan bir kente kıyasla nasıl farklar içerir acaba?
Peki sizin yaşadığınız kent olan Frankfurt/Main nasıl işliyor?
Frankfurt sivil inisiyatifin çok önemsendiği bir kent. Burada kendini sürekli baştan yaratmanın bir zorunluluk olduğu gibi bir fikir hakim. Bu Frankfurt’u zorlu durumlarla baş etme konusunda son derece esnek kılıyor. Münih’e kıyasla Frankfurt kendini köklü yerel değerlere sahip bir kentten ziyade uluslararası ilişkiler ağının bir düğüm noktası olarak tanımlıyor. Elbette bu durum büyük ölçüde kentin ticaret ve bankacılık gelenekleriyle ilişkili.
Sizin tezlerinizden biri günümüzde kentlerin rekabet halinde olduğu yönünde.
Kentler için şirketleri kendine çekmek ve yönetici personeline yüksek yaşam koşulları sunmak çok önemli. İkinci önemli faktör ise turizm. Almanya’da ilginç olan durum, kentlerin iki yönlü bir ilişki içinde olması. Bir yandan birbirlerinden farklı olmaları gerekirken diğer yandan cazip bir büyük şehir olarak tanımlanabilmek için benzer şeyler sunmaları gerekiyor. Dikkat çekici olan bir diğer noktaysa Almanya’da kendi kentiyle özdeşleşmek için pek çok şey yapılması. Buna kamusal alanda özdeşleşmeye uygun objeler oluşturulmasından tişörtlere şehrin sloganlarının basılmasına kadar pek çok şey dahil.
Önümüzdeki yıllarda nasıl bir kent tipine ihtiyacımız var?
Almanya nüfusunun gittikçe küçüleceğini işaret eden demografik bir değişimle karşı karşıya. Bu yüzden öncelikle kentlerde büyük boşlukların oluşmasının önüne geçmeliyiz. Bir diğer büyük zorunluluk ise kentle özdeşleşmeyi mümkün kılacak modern bir mimari anlayış geliştirilmesi. Estetik açıdan cazip ve yeni bir şeyin inşası fikriyle yapılaşma önemli.
Almanya kentleşme konseptleriyle bir örnek teşkil edebilir mi?
Sosyal konut yapılaşması, herkes için yaşanabilir bir kent ve şehirlerin bir bütün olarak insanlarca duyumsanabilir şekilde yapılandırılması bakımından iyi bir örnek teşkil edebiliriz. Fakat bana göre dünyadaki başka şehirlerden de öğrenmemiz gereken çok şey var. Örneğin geçmişten ziyade çok büyük ölçüde geleceğe bakılan Asya kentleri.
Söyleşi: Oliver Sefrin
Martina Löw
Darmstadt Teknik Üniveristesi’nden sosyoloji ve kent araştırmaları profesörü.











