Sunday, 27.05.2012 18:38
 
 

Güncel

World

Muslim Brotherhood to face Egypt's old guard  

Business

Questioning Google's massive deletion of links  

Culture

Euphoria for Sweden in Eurovision 2012  

Portre

“Benim sorumluluğum var”

Türk asıllı Alman yönetmen Fatih Akın çevreyi korumak için çalışıyorİleri

Goethe-Institut Istanbul’un etkinlikleri

Okuma kulübü: Ekim 2011'den itibaren ayda bir, Almanca okuma kulübü  

Keşif turu: Randevu üzerine, İstanbul Beyoğlu'nda Alman İzleri  

Keşif turu - YENİ!: Başvuru üzerine, İstanbul Beyoğlu’nda Avrupai...  

Bookmarks
| |

Tarihin nabzının attığı yer

Berlin Mitte’de iz peşinde

Mitte semtinde Berlin Duvarı’nın yıkılışından 20 yıl sonra bölünmüş Almanya’nın tarihinden izler bulmak hala mümkün

Paolo Petrillo

Berlin’in Mitte semti. Birçok insan doksanlı yılların başında kentin kalbindeki bu semte gönlünü kaptırmıştı. O zamanlar Almanya’nın başkenti, soğuk savaşın bitişinin sembolüydü. Mitte ise dünyayı sarsan bu değişimin odağıydı. Demokratik Almanya Cumhuriyeti (DAC) döneminde şehrin bu bölgesi tuhaf bir gerçekliği yaşıyordu: Bir yandan şehrin, göz alıcı bulvarı Unter der Linden ve Berlin’deki en önemli sınır geçiş noktalarından olan Checkpoint Charlie’nin de içinde yer aldığı merkeziydi, bir yandan da Doğu ve Batı arasında en sıkı korunan sınır bölgesiydi. 1989 yılında Berlin Duvarı’nın yıkılmasıyla bu bölge bambaşka bir görünüm kazandı. Tekno müziğin ritmleri eşliğinde Kreuzberg’in eğlence düşkünü sakinleri buraya taşındılar. Oranienburg Caddesi’ndeki yeni sinagogun hemen yakınlarını, Augustus Caddesi çevresini sanatçılar mesken tuttu ve sanat galerileri açtılar. O güne dek, demir perdenin karşısında Batı Berlin’in vitrini sayılan Kurfüstendamm’da konuşlanan büyük alışveriş merkezleri, Friedrich Caddesi’nin ve Unter der Linden’in zarif kaldırımlarına taşındılar. Son olarak Almanya’nın siyaset dünyası da 1999 yılında Berlin Mitte’ye taşındı. Şansölyelik binasıyla, tarihi Reichstag binasına taşınan federal parlamento ve sayısız milletvekili ofisiyle ülkenin politik nabzı burada atıyor.

Doksanlı yıllarda inşaat halindeki sayısız bina Berlin Mitte’yi ve bir şantiyeye dönüştürdü. Bir zamanların, her köşesinde İkinci Dünya Savaşı yaralarının bıraktığı izleri barındıran o eski Berlin’inden geriye şimdi pek eser kalmadı. Artık binaların yeni pastel boyalı yüzleri makineli tüfeklerden açılan yaylım ateşinin izlerini taşımıyor. Ama öte yandan, yıkık döküklüğün getirdiği cazibe de artık kayboldu. Doğu Berlin’in neredeyse markası haline gelmiş olan kiremit rengi kırmızı çizgilerle bölünmüş o griden eser yok. DAC’nin on yıllar boyunca kendi haline terk ettiği bu bölgenin çöküntüleri kısa sürede telafi edildi. Tüm bunlara rağmen burada tarihin yaşamayı sürdürdüğü, görünür ve deneyimlenebilir olduğu birçok yer var – eskiden Duvarın uzandığı bölge boyunca birçok müze ve anıt bulunuyor. İki Almanya’nın birbiriyle sınır komşusu olduğu zamanların izlerini sürmek isteyenler için görülecek çok şey var. Örneğin bir zamanlar Berlin’in doğusunu batısından ayıran sokak olan Bernau Caddesi.

Bernau Caddesi: Berlin Duvarı’nın yapımı şehrin hiçbir noktasında Berlin sakinlerinin yaşam koşullarını bu kadar acımasızca etkilememiştir. Burada Duvar, bitişik nizam evlerin oluşturduğu sıra boyunca uzanıyor ve gerçeküstü bir durum oluşturuyordu: Sokak Batı’ya dahilken evler Doğu’ya aitti. Evlerin batıya dönük pencereleri DAC’nin üs düzey yetkililerinin gözünde tehlike arz ediyorlardı. Öncelikle binaların birinci katları Duvar’a dahil edilirken en sonunda diğer katlar da dramatik şekilde boşaltıldı. Bu evlerin birinden gerçekleşen kaçış 25 Eylül 1961 tarihinde –Duvar’ın ilk kısımları o yılın 13 Ağustos gecesi inşa edilmişti – 77 yaşındaki Frieda Schulze’nin, 29 numaralı evinin birinci kat penceresinden atlamasıyla gerçekleşmişti. Evin aşağısında Batı’dan itfaiye ekipleri gerdikleri brandayla kadının atlayışını beklemekteydi. Frieda Schulze bu atlayışın ardında hayatta kalmayı başardı. Ne yazık ki pencere ve camlardan atlarken hayatlarını yitiren pek çok insan bu kadar şanslı değillerdi. 1962 yılında 57 Doğu Alman’ın Batı’ya kaçmalarını sağlayan ünlü tünel de Bernau Caddesi’nde kazılmıştı. 1998 yılında şehrin Doğu ve Batı olarak bölünmüş olduğu zamanlarının anısına oluşturulan “Berlin Duvarı Anıtı” o dönemi hatırlatıyor. Hem bir anıt hem de bir bilgi merkezi olan bu yapı, Duvar’ın bir zamanlar gerçekten nasıl göründüğünü gösteren tek nokta.

İz sürücüler Duvar çevresinden uzaklaşıp rotalarını Berlin Mitte’nin merkezi durumunda olan ve televizyon kulesinin de yükseldiği Alexander Meydanı’na çevirecek olurlarsa daha az hüzünlü bir manzarayla karşılaşacaklar. Tor Caddesi, Rosenthal Meydanı, Tucholsky Caddesi: Neredeyse doksan yıl önce Alfred Döblin’in ünlü romanı “Berlin Alexander Meydanı”nın karanlık karakterlerinin cirit attığı bu sokaklar, bugün Berlin’in gece hayatının önemli mekanları ararsında yer alıyor. Parçalanmış kentin izlerinden burada pek bir şey bulmak mümkün değil. Günümüz Berlin’inin nabzı burada atıyor: İşlek Oranienburg Caddesi’nden birkaç adım ötede Berlinliler, “yeni Berlinliler” ve turistler küçük lokallerde buluşuyorlar. Buraya kısa bir ziyaret, Kennedy’nin o ünlü sözlerinin ağızdan dökülmesi için yeterli: “Ich bin ein Berliner.” Burada vücut bulan açık fikirlilik ve havada sinmiş olan özgürlük duygusu birleşik Berlin’e damgasını vuruyor.

Unter den Linden Bulvarı, Gendarmenmarkt Meydanı, Friedrich Caddesi’nin oluşturduğu bölge; şık rostoranları, ilginç cafeleri, alışveriş merkezleri ve lüks mağazalarıyla bu dünya metropolüne yaraşır bir görüntüye kavuştu. Yakınlardaki Checkpoint Charlie, Amerikan ve Rus askerleri gibi giyinmiş rehberleriyle turistleri kendine mıknatıs gibi çeken bir müze. Berlin Duvarı’nın resimlerle bezenmiş 1.3 kilometrelik anıt bölümünün, Spree Nehri boyunca ve Mitte ve Friedrichshain semtleri arasında sınır çizgisi gibi uzandığı kesimde insan kendini neredeyse deniz kıyısında hissediyor. East Side Gallery olarak anılan bu kıyıda yan yana küçük kumsallar sıralanmış. Berlinliler burada yaz güneşinin altında şezlonglara uzanıyorlar. Jamaikalı sahil lokali “Yam”, “Kiki-Bar”, “Bar 25” gibi mekanlar, eskinin ıssız şeritlerinde bugün kent yaşamının buluşma noktası. Şimdi plaj şemsiyelerinin sıralandığı yerlerde eskiden gözetleme projektörleri nehre keskin ışıklarını saçarken bir taraftan da DAC sınır devriyesi gezerdi. Hatta “Kiki-Bar” eski Doğu Alman Halk Ordusu’na ait bir sığınağın çevresine kurulmuş. Burada bir zamanlar Spree Nehri boyunca iki Almanya’yı ayıran sınırı koruyan devriye botlarının çekildiği küçük kayıkhane bulunuyor. Bugün bu noktada elektronik müzik eşliğinde dans ediliyor. Berlin özgürlüğünü kutluyor. Hem de her gün.

Paolo Petrillo, İtalyan “Il Riformista” gazetesinin Almanya temsilcisi.

16.03.2009
Bookmarks
| |