Sunday, 27.05.2012 18:34
 
 

Güncel

World

Muslim Brotherhood to face Egypt's old guard  

Business

Questioning Google's massive deletion of links  

Culture

Euphoria for Sweden in Eurovision 2012  

Portre

“Benim sorumluluğum var”

Türk asıllı Alman yönetmen Fatih Akın çevreyi korumak için çalışıyorİleri

Goethe-Institut Istanbul’un etkinlikleri

Okuma kulübü: Ekim 2011'den itibaren ayda bir, Almanca okuma kulübü  

Keşif turu: Randevu üzerine, İstanbul Beyoğlu'nda Alman İzleri  

Keşif turu - YENİ!: Başvuru üzerine, İstanbul Beyoğlu’nda Avrupai...  

Bookmarks
| |

Modern hayat

Yaşam biçimleri değişiyor. Modern ve açık bir toplumda uzun zamandır, klasik ailenin yanısıra “patchwork” aileler, ortak yaşam toplulukları ve tek kişilik haneler de yerlerini almış durumda. Evlerin oturma odalarına yakından bir bakış.

Martin Orth ve Jonas Ratermann (fotoğraflar)

Alternatif aile formları günümüzdeki ailelerin dörtte birini oluşturur duruma geldi. “Toplumun beşte biri yalnız yaşıyor.” “Her on haneden birinde en az bir yabancı kökenli vatandaş yaşıyor.” Federal İstatistik Kurumu yeni yaşam biçimlerinin dramatik artışına yönelik trendlerle ilgili araştırmaları giderek daha sıklaşıyor. Bu trendler, koşullar çerçevesinde her geçen gün değişen ve gittikçe daha da hareketli hale gelen modern ve açık bir toplumdaki demogafik değişimin yansıması ve bu değişimin arka planında kadın-erkek eşitliği yolundaki gelişmeler ve göç hareketleri yatıyor. Tek kişilik haneler, ortak yaşam toplulukları, “patchwork” (ekleme) aileler, iki uluslu evlilikler, eşcinsel yaşam ortaklıkları ya da birbirinden uzak yerlerde yaşayan çiftlerin ilişkileri uzun zamandır mevcut. İki çocuklu çekirdek aile hala en yaygın aile biçimi olsa da günümüzde okul öncesi çağda bulunan çocukların arasında, evlenmeden birlikte yaşayan çiftlerden doğan çocukların sayısı bugüne dek ulaştığı en yüksek noktada. Fakat aile kurumunun parçalanmasından söz edilecek bir durum yok ortada. 12 ile 25 yaş arasındaki gençlerin yüzde 72’si mutlu olmak için bir aile kurmak gerektiğine inanıyor. Yalnızca bir ailenin neye benzemesi gerektiği konusundaki fikirler her geçen gün daha çeşitli hale geliyor. Babaya ailenin geçimi, anneye de ev kadınlığı rolünü veren geleneksel aile tipi pek çok modelden yalnızca biri bugün.

Zeynep Yüksek, 27, Doktor

Zeynep Yüksek’in memleketi İstanbul, dokuz yıldırsa Frankfurt/Main’da yaşıyor. Goethe Üniversitesi’nde tıp eğitiminin ardından şu anda Offenbach’ta bir psikiyatri kliniğinde çalışıyor. Zeynep bekar ve geçtiğimiz Eylülden beri Frankfurt’un mağazaların yoğunlaştığı merkezi caddelerinden Ost-Zeil’daki bir daireyi ev arkadaşı Fabian’la paylaşıyor.

Büyük şehirde bir bekar

Zeynep Yüksek dairenin küçük balkon çıkıntısının kapısını aralıyor. Evi gürültü dolduruyor. Aşağıda dükkanların sıralandığı sokakta ucuzcu giyim markalarının ve seyahat acentelerinin neon tabelaları ışıldıyor. Dükkan sahipleri dükkanlarını kapatıyor. Çin, Vietnam ve Türk lokantaları yavaş yavaş dolmaya başlıyor.

“Buradan bakınca ufuk görünüyor.”

Zeynep büyük şehrin keşmekeşini seviyor. Balkonun kapısını kapatıyor, bir film müziği koyuyor ve elinde bir kadeh kırmızı şarapla büyük oturma odasındaki koltuğa yerleşiyor. Dinlenme zamanı. Psikiyatride haftanın beş günü çalışmak yorucu. Bağımlılık tedavi merkezinde genellikle çifte teşhis gerektiren, yani psikiyatrik bir rahatsızlığın bağımlılıkla kombinasyonundan oluşan durumlarla başa çıkması gerekiyor. Fakat üstesinden geliyor. Yoga ve katıldığı kültürel etkinlikler, işindeki stresi dengeliyor. Dünkü 24 saatlik nöbetinin ardından Sophia Coppola’nın yeni filmini izlemiş. “Somewhere” – “Başka Bir Yerde”. Peki Zeynep nerede kendini evinde hissediyor?

“Frankfurt’ta – ve İstanbul’da. Frankfurt rahat, uluslalararası. Burada nereden gelmiş olurlarsa olsunlar, herkes Frankfurtlu. Burada kendimi iyi hissediyorum. Havaalanı uzak sayılmaz. Evden eve altı saat sürüyor. Yılda beş kere İstanbul’a ailemin yanına gidiyorum. Frankfurt benim ikinci memleketim. Ama Frankfurt İstanbul’un yerini tutamaz.”

Zeynep iki dünya arasında bekar hayatının tadını çıkarıyor. Onun için şu anda önemli olan tek ilişki iki büyük şehir olan Frankfurt ve istanbul arasındaki.

Wolfgang Schott, 50 yaşında, çiftçi

Maria Held, 53 yaşında, öğretmen

Wolfgang Schott doğma büyüme Vogelsbergli, Gießen’de ziraat okumuş ve 1981 yılından beri memleketi Kirchbracht’a organik yöntemlerle bir çiftlik işletiyor. Eşi Maria ise aslen Emslandlı. Nidda’daki bir meslek okulunda öğretmen. Çiftin üç çocukları var. Kızları Friederike (27) ve ohanna (22) üniversiteli. 17 yaşındaki Henrik ise lisede.

Kırsalda organik bir çiftçi

Adreste “köyaltı mevkii” diyor. Bu ifade yanıltıcı, çünkü “Gökkuşağı Çiftliği” bir tepenin üstünde. Wolfgang Schott buraya yerleşmiş, kendine ahşap bir ev ve büyük bir tahıl ambarı yapmış ve bunları organik tarımla finanse etmiş. 27 hektarlık alanda buğday, çavdar ve kavuzlu buğday ekiyor, biçiyor, öğütüyor ve tahıllardan ekmek üretiyor. Ayrıca sebze yetiştiriyor. Ona İskoç havası veren uzun saçlarıyla yapılı bir adam olan çiftçi, ahırın kapısını kapatıyor ve eve giriyor. Yanmakta olan şömineye yeni odun atıyor. Bakışları bir an pencereden dışarı, tepenin üzerinde dolaşıyor.

“Buradan uzaklaşmayı hiç düşünmedim. Vogelsbergliler topraklarından kolay kolay vazgeçmez. Memleketine bağlıdırlar.”

Wolfgang işi gereği pek çok şehirliden daha çok yollarda. Her hafta sebze, meyve ve kendi pişirdiği ekmekleri pazarlara ya da süper marketlere satmak ve Hessen Bioland Derneği başkanı olarak görevlerini yerine getirmek için neredeyse 1000 kilometre yol yapıyor. Uzun yürüyüşler yapmayı çok sevden biri olarak hafta sonları tepenin ardında saklı güzellikleri keşfetmek için yollara düşüyor. Trekingte iyi gününde 100 kilometrelik bir yol katedebiliyor. Bu akşam çocuklar da evde. Peki onlar Wolfgang’ın yolundan mı gidecek?

“Önce buradan uzaklaşmaları lazım. En azından bir beş yıllığına, hani işin kolayına kaçmamak için. Eh sonra, dünyanın neresinde olursa olsun, geri döndüğünde artık kolaycılık falan kalmaz.”

Amelie Hartmann, 7 yaşında, öğrenci

Anke Hartmann, 34 yaşında, öğretmen

Daniel Stern, 29 yaşında, sanat öğrencisi

Alexander Schmidt, 39 yaşında, doktor

Amelie Hartmann, Anke Hartmann ile Daniel Stern’in kızları. Çift beş yıl önce ayrılmış fakat hala Bad Camberg Marktplatz’taki evde birlikte oturuyorlar – Anke kızıyla üst katta, Daniel ise giriş katında. Anke dört yıldır kendisi gibi Camberg’de eşinden ve iki çocuğundan ayrı yaşayan Alexander Schmidt’le birlikte.

Kasabada “ekleme” aile

Daniel “Frankfurter Allgemeine” gazetesinden kestiği bir kupürü mutfak masasının üstüne koyuyor: “Yapmacık aile saadeti – Ekleme aileler geleceğin modeli mi?” Konu bu yeni yaşam biçimi hakkında – eski ilişkilerinden çocukları olan partnerlerle yakalanan mutluluk. Yazı duruma eleştirel yaklaşıyor, özellikle de çocukların rolüne.

“Biz ekleme aile olarak yaşıyoruz, ama kendimizi bu ifadeyle tanımlama ihtiyacı duymuyoruz. Kızımız hayatından memnun. Benim için önemli olan büyürken kızımın yanında olmak.”

Daniel kızını her gün görüyor, yani bu durum Anke’yle beraberken nasıldıysa şimdi de aynen öyle. Sanat öğrenimi ona zamanını dilediğince düzenleme fırsatı sunuyor. İlle de gerekmediği halde Anke’yle birlikte durum değerlendirmesi yapıyor. Anlaşmakta sorun yaşamıyorlar. Akşam yemekleri sıklıkla beraber yeniyor. Alexander da, birlikte akşam yemeği hazırlandığı günlerde kendi çocuklarını getiriyor. Çocukları haftada iki kere onunla. Alexander’ın çocukları, eski eşiyle birlikte yaşıyorlar, onun eski karısının da iki çocuklu yeni bir erkek arkadaşı var. Anke, Daniel, Alexander ve çocuklar aynı masada toplandıklarında bu karmaşık aile örgüsü gündeme gelmiyor. Hatta durum tam tersi: Amelie bu toplulukta kendini mutlu hissediyor. Peki komşular ne düşünüyor?

“Aslında bu çekip gitmek için bir sebep olabilirdi. Belki büyük şehirlerde durum farklıdır, ama Katolik yapıdaki Bad Camberg’de bir başka çift ayrılana dek sizin hakkınızda dedikodu sürer gider.”

Anke’nin erkek arkadaşıyla aynı eve taşınıp taşınmayacağını ya da Daniel’in yeni bir kız arkadaşı olup olmayacağını kim bilebilir?

Barbara Mayer, 66 yaşında, emekli

Sosyolog olan Barbara Mayer aslen Erzgebirge’den. Üniversiteye Berlin’de gitmiş ve 1972’den beri Darmstadt’ta yaşıyor, burada bir meslek yüksek okulunda hocalık yapmış. Mayer üç yıldır emekli. İki yıldır eşi Günter’le birlikte Darmstadt-Kranichstein’daki farklı kuşakların bir arada yaşadığı bir proje olan “Wohnsinn”de oturuyor.

Çok kuşaklı binada bir emekli

“Birine mi bakmıştınız?” “Evet, Barbara Mayer.” “Kendisi Wohnsinn’de oturuyor. Bir sonraki bina.”

Barbara Mayer buralarda tanınıyor. Kapı zili çalmamızla birlikte açılıyor. Işıl ışıl, hayat dolu, neşeli, biraz da gururlu. “Wohnsinn” projesinde onun da tuzu var. En başından beri işin içinde. Küçük bir grup arasında fikrin oluşmasından inisiyatife dönüşmesine, oradan projenin gerçekleşmesini sağlayan derneğin ve kooperatifin kuruluşuna kadar. 2004 yılında yapının ilk kısmı tamamlanmış, 2008’de de ikinci kısmı. Şu anda bu yerleşim merkezinde 140 kişi yaşıyor. Yaşlılar ve gençler, aileler ve yalnız yaşayanlar, varlıklı insanlar ve sosyal desteğe ihtiyaç duyanlar. Aynı yapı içerisinde birlikte yaşıyor ve birbirlerine yardım ediyorlar. Hatta Barbara Mayer eşiyle birlikte dairelerden birini satın almış.

“Bu işe girişmemin bir hikayesi var. Benim anne babam, ölmeden önce kendi evlerinde üç kızlarının kendilerine bakması gibi bir şansa sahipti. Onlar öldüğünde birdenbire şunu farkettim: Ben yaşlandığımda benimle kim ilgilenecekti? Bir oğlum var, ama Berlin’de yaşıyor. Yani insan şu anda mümkün olan tüm kaynaları kullanmak zorunda...”

Oturma odasınındaki yuvarlak masa, elektrik ve yakıt gider kağıtlarıyla dolu. Babara Mayer paylaştırmayı gönüllü iş olarak yapıyor. Sorumluluk ve inisiyatifler hayatına damgasını vurmuş. Öğrenciyken, öğrencilerin işlettiği bir dükkanda çalışmış, daha sonra bir kültür merkezinin ve kadın kültür merkezinin yapılandırılmasında rol almış. Darmstadt’ta o dönem kısmen ihmal edilmiş bir semt olan Kranichstein’daki yurttaş inisiyatifinde görev almış. Son olarak da “kültürlerarası bahçeler” projesinin gerçekleştirilmesine katkıda bulunmuş. Fikir mültecilere yardım amacıyla ortaya çıkmış. Atıl araziler ortaklaşa kullanılıyor ve asli olarak göçmenlerin kendilerini buraya ait hissetmesini amaçlıyor.

“Her zaman yapacak bir şey vardır. Niye oturup roman okuyayım ki? Onlar yalnızca ödünç alınmış yaşamlar. Bense başka insanlarla zaman geçirmeyi tercih ediyorum. Birliktelik muazzam bir şey.”

Michael Zipf, 47 yaşında, gazeteci

Martina Zipf, 49 yaşında, fizyoterapist

Yannick, 17 yaşında, öğrenci

Julian, 13 yaşında, öğrenci

Zipf Ailesi Oftersheim’da yaşıyor. Burası aynı zamanda Michael Zipf’in büyüdüğü yer. 1997 yılında o ve karısı, az enerji kullanan bir ahşap ev yapma hayallerini gerçeğe dönüştürmüş.

Enerji ekonomisi standardındaki bir evde yaşayan aile

Saat 13’te yenen öğlen yemeği için tüm aile evde toplanmış. Çocuklar okuldan, anneleri muayenehaneden, baba ise, evden çalıştığı günler için düzenlediği ikinci kattaki ofis odasından geliyor. Michael, yazılım firması SAP’nin iletişim departmanında çalışıyor. Menüde patates tava, et, bezelye ve havuç var. Yemek masasında, sıklıkla olduğu üzere okul konusu konuşuluyor. Yannick’in sınıf arkadaşlarından biri sınavda aynı sonuca ulaşmalarına rağmen ondan daha iyi bir not almış. Öğretmenleri tüm itirazlara rağmen bir şekilde işin içinden sıyrılmış. Konuşma için fazla zamanları yok. Gün devam etmeli. Çocuklar öğleden sonrası dersleri için okula dönecek oradan spora gidecekler. Michael şirkete dönecek. Karısının ise evde çok işi var. Akşamları birbirlerine zaman ayırıyorlar. Bazen beraber oyunlar oynuyor ya da müzik yapıyorlar. Sıradan bir Alman ailesi.

“Babam burada yaşamıştı. Eşimin annesi sadece beş kilometre mesafede yaşıyor. Fırın, kasap, süpermarket hepsi yürüme mesafesinde. Komşularımızla iyi anlaşıyoruz. Etrafımız ormanlık. Heidelberg sadece 10, Mannheim ise 20 kilometre uzaklıkta. Hentbol kulübüne de uzak değiliz.”

Hentbol ailenin büyük meşgalesi. En azından baba ve oğullar için. Michael gençliğinden bu yana “HG Oftersheim/Schwetzingen” kulübünde aktif. Hatta zamanında ikinci ligde oynamış. Bugün kulübün başkan vekili ve kendini gençlere adamış. Kışları genellikle kayak tatili yapıyor, yazlarıysa Sylt adasına gidiyorlar. Fakat bu yıl her şey farklıymış. Zipfler San Fransisco’dan San Diego’ya kadar Kaliforniya’yı keşfe çıkmışlar. Kısa süre öncesine kadar, Michael’in şirket için ailesiyle birlikte ABD’ye gitmesi gibi bir olasılık gündemdeymiş.

“Oldukça kesin görünüyordu çünkü SAP’nin Batı Sahili’nde iletişim için desteğe ihtiyacı vardı. Müdürüm çoktan onay vermişti. Durumu çocuklara bile söylemiştik. En azından bir yıllığına Silikon Vadisi’ne, Palo Alto’ya gidecektik, çünkü orada bir Alman okulu bulunuyor. Fakat ekonomik kriz tüm hesaplara çizgi çekti. Yazık oldu.”

Evin en genci Julian aslında zaten bu ihtimalden pek de hoşlanmamış.

“Eh, her şeyin bir iyi bir de kötü yanı vardır.”

Thomas Geissert, 45 yaşında, mimar

Peter Müller, 50 yaşında, işletme enformatiği uzmanı

Thomas Geissert Pfalz’dan geliyor ve mimarlık öğrenimi görmüş. Peter Müller Langen’dan geliyor ve tarihi etnoloji öğrenimi gördükten sonra işletme enformatiği alanında kendini geliştirmiş. Eşcinsel evlilik yapmış olan çift yedi yıldır Frankfurt yakınlarındaki Egelsbach’ta bulunan kendi evlerinde yaşıyor.

Küçük burjuva kasabasında eşcinsel bir çift

Schiller Caddesi uzayıp gidiyor. Bir müstakil ev diğerini takip ediyor. Sokakta neredeyse kimse yok. Evlerin önünde orta sınıf arabalar park etmiş. Perdeler kapalı. Bir Alman kasabasında akşam üstü. Fakat bir evin zemin kat pencereleri perdeyle örtülmemiş. Kırmızı bir tasarımcı lambasından çıkan parlak ışık sokağa kadar ulaşıyor. Thomas Geissert kapıda duruyor ve bizi içeri buyur ediyor.

“Peeter, misafirimiz vaaar!”

Evin merkezi, günlük yaşam alanı da olarak kullanılan mutfak. Aydınlık, davetkar, her şey son derece şık ve düzgün – yeni alınmış bir koruyucu kutunun üzerindeki alışveriş makbuzuna varıncaya kadar. Thomas ve Peter misafir ağırlamayı seviyor, birlikte yemek pişiriyor, birlikte seyahat ediyor, neredeyse her şeyi birlikte yapıyorlar. Yedi yıldır birbirlerine “eşcinsel evlilik” ile bağlı olarak Egelsbach’ta yaşıyorlar. Bu yaşam tarzını ve stilize dekorasyonu insan daha ziyade büyük şehirde görmeyi bekliyor. Fakat görünüşteki bu uyuşmazlık kısa sürede ortadan kalkıyor.

“Bir noktada balkonsuz 40 metrekare canıma tak etti. İlle de bir bahçe istiyordum. Biz de işte buraya taşındık. Gerçi komşularımız bizden ortalama 20 yıl daha yaşlı ama çok tatlı insanlar. Bu küçük burjuva atmosferini seviyoruz. Üstelik Franfurt da uzak değil.”

Thomas ve Peter evi kendi zevklerine göre tadilattan geçirmişler. Thomas büyük bahçesine, Peter de Egelsbach Havaalanının çevresinde büyük bir koşu parkuruna kavuşmuş. Ve canları müzeye, konsere ya da baleye gitmek istediğinde 20 dakika içerisinde Frankfurt’a ulaşabiliyorlar.

Torsten Walsch, 45 yaşında, pazarlamacı

Rita Velasquez, 45 yaşında, kalkınma yardımı gönüllüsü

Torsten Walsch ve Rita Velasquez 1990 yılında Hamburg’daki öğrenimleri sırasında tanışmışlar. 2002 yılından beri evli olan çift 2006’dan bu yana Frankfurt/Main’da yaşıyor. Torsten bir bankanın pazarlama bölümünde, Kolombiyalı eşiyse bir sivil toplum kuruluşunda kalkınma yardımı gönüllüsü.

Aparman dairesinde iki ayrı ulustan bir çift

Kahvaltı masası kurulmuş. Bir kenarda pişmiş muz ve pirinç, diğer yanda ise reçelli ekmek duruyor. Her zaman için olmasa da Rita memleket yemeklerine özlem duyduğunda masada farklı yiyecekler bulunabiliyor. Bugün CD çalardan Kolombiya müzikleri yükseliyor. “Putumayo” adlı grubun şarkıları çiftçilerin hikayelerini anlatıyor. Kulağa sıla özlemi gibi gelse de aslında öyle değil. Rita’nın erkek kardeşi grubun vokali. İki farklı ulustan gelen çift iki farklı dünyada yaşıyor. Burada Frankfurt’ta geniş arkadaş çevreleri, orada Kolombiya’da ise büyük aileleri. Torsten ve Rita’nın sohbetleri genellikle bu iki kutup arasında geziniyor.

“Bir daire ya da ev almayı düşündük ama gelecekte nerede olacağımızı bilmiyoruz. Kolombiya bir ihtimal olabilir. Orada yaşamak aklımıza yatıyor. Fakat bunun için bağımsızlaşmamız gerek.”

Torsten ve Rita’nın Kolombiya’da yaşasalar ne yapmak isteyeceklerine dair bir fikirleri de var şu anda. Mesela çocuk edebiyatına yönelik kırsal bölgeleri dolaşan bir mobil kütüphanesi anlamlı görünebiliyor. Fakat iç savaş onları kurdukları bu rüyadan koparıp gerçekliğe döndürüyor. Gerçekliğin adı Almanya, büyük şehirde yaşam.

“Frankfurt bizim için ideal. Farklı uluslardan çiftler burada çok normal. Alt katımızda karısı Alman olan bir Brezilyalı oturuyor. Birinci katta ise bir Alman ve Türk çift yaşıyor. İş yerim çok yakında. Rita ise ülkesine özgü yiyecekleri Küçük Hal’deki uzak doğu dükkanlarında bulabiliyor.”

22.11.2010
Bookmarks
| |