Sunday, 27.05.2012 18:32
 
 

Güncel

World

Muslim Brotherhood to face Egypt's old guard  

Business

Questioning Google's massive deletion of links  

Culture

Euphoria for Sweden in Eurovision 2012  

Portre

“Benim sorumluluğum var”

Türk asıllı Alman yönetmen Fatih Akın çevreyi korumak için çalışıyorİleri

Goethe-Institut Istanbul’un etkinlikleri

Okuma kulübü: Ekim 2011'den itibaren ayda bir, Almanca okuma kulübü  

Keşif turu: Randevu üzerine, İstanbul Beyoğlu'nda Alman İzleri  

Keşif turu - YENİ!: Başvuru üzerine, İstanbul Beyoğlu’nda Avrupai...  

Bookmarks
| |

SİVİL CESARET

Kadınların yanında bir kadın

Jinekolog, Alternatif Nobel Ödülü sahibi ve “medica mondiale”nin kurucusu: Monika Hauser kendini savaşta travmatize olmuş kadınlara adıyor

Ute Scheub

I will survive!” Bad Honnef’te toplantının yapıldığı otelin hoparlörlerinden disko kraliçesi Gloria Gaynor’un hit parçası yükselirken, her renkten yaklaşık 50 kadın dans pistine çıkıyor, gülüyor, kollarını ve bacaklarını sallayarak kurtlarını dökerken bütün o ağır stresten de kurtuluyorlar. Yirmiden fazla kriz ülkesinden gelen aktivistler, şiddetine maruz kaldıkları savaştan sağ çıkmayı başarmış kadınlara destek oldukları, kendileri de ayakta kalmayı başaran kadınlar oldukları için burada karşılıklı deneyim alışverişi için biraraya gelmiş. Bu şarkı, Monika Hauser’in 1993 yılında savaşta travmatize olmuş kadınlara yardım amacıyla kurduğu sivil organizasyon “medica mondiale”nin marşı da olabilirdi. Şu anda 50 yaşındaki jinekolog bu kalabalığın içinde dansederken yüzü ışıldıyor, “Hakkaniyet Arayışı” başlıklı toplantının kapanış faslında. Hauser toplantının kapanış kutlamasında kendini ruhen ve bedenen vermiş durumda.

Zorlu bir “arayış”a kalkışılmış. Olaylarda hayatta kalanların yalnızca çok küçük bir kısmı daha sonra (ister failin yargılanması, ister tıbbi ve psikolojik yardım, isterse maddi tazminat şeklinde olsun) az da olsa hakkaniyete kavuşma şansını yakalayabiliyorlar. Katılımcılardan biri durumu şöyle ifade ediyor: “Tecavüz, sonrasında kurbanın cezalandırıldığı yegane suç.” Askerler, isyan­cılar ya da kendi amcaları tarafından tecavüze uğrayan kadınlar birçok yerde bir “utanç” kaynağı olarak toplumun dışına itiliyor ya da kendi aileleri tarafından öldürülebiliyorlar. Çok nadiren yargılanma aşamasına geliniyor ve gelindi­ğindeyse mağdurlar bunu genellikle adeta ikinci bir tecavüz gibi algılıyorlar. Lahey’deki Birleşmiş Milletler Mahkemesi’nde ifade veren Bosnalı kadınların çoğu bir daha böyle bir şeyi “asla” yapmam demişlerdi.

Bosna – Monika Hauser için herşeyin başladığı yer de orası ve bir anlamda kendisi de savaştan sağ çıkmayı başarmış bir kadın. 1992 sonu, 93 başında Hauser, jinekololi öğrenimi sürerken, Bosna’daki toplu tecavüzlere ilişkin gazete haberlerini okudu. Sarsılmış bir şekilde kendi inisiyatifiyle savaş bölgesine gitme kararı aldı. İtalya’da Almanca konuşan azınlığın yaşadığı Südtirol kökenli bu kadının Bosna gibi etnik çeşitliliğe sahip bir ülkeye kendini adamasında köklerinin de et­kisi olması muhtemel: Anadili Almanca olup İtalyan pasaportu taşıyan, İsviçre’de doğup büyüyen ve uzmanlığını Almanya’nın batısındaki Essen’de bir klinikte tamamlayan Hauser’in yaşamının bugünkü merkez üssü ise Köln.

Korkuya karşı savaş

Monika Hauser Zenica’da travmatize olmuş bir şehirle karşı karşıya geldi. Arkadaşları ve tanıdıkları Almanya’da bağış toplarken, o hayatta kalanlar için aralarında kadın psikolog­ların, bir kadın psikiyatrın, hemşirelerin ve dini ko­nularda danışmanlık yapmak üzere bir kadın İslam ilahiyatçısının da bulunduğu bir yardım ekibi oluşturdu. Bu tıbbi ve psikososyal destek konseptinin içerdiği iyileşme için bü­tünlüklü bir çaba “medica mondiale”nin en önemli özel­liği. Nisan 1993’te kuşatma altındaki şehirde ilk silahlar patladığında, Monika Hauser kadın terapi merkezi “Medica Zenica”yı açmıştı. BM birlikleri bütün yaban­cıları tahliye ederken Hauser’i de ülkeyi terk etmeye teşvik ettiler. “Buraya işler zorlaştı­ğında gitmek üzere gel­medim”, diye karşılık verdi öfkeyle. “Medica Zenica”nın kadınları bu olağanüstü duruşundan ötürü ona bugün de özel bir saygı duyuyorlar.

Zenica’daki kadın terapi merkezi uzun zamandır kendi ayakları üzerinde duruyor: Bölgenin yerlisi uzman kadınların projeleri en kısa zamanda kendi başlarına sürdürebilecek noktaya gelmeleri “medica mondiale”nin manifestosunda yer alıyor. “medica mondiale”nin en büyük projesi olan Afganistan’daki proje de, 80 yerli kadın çalışanı bünyesinde barındırıyor. Hastanelerde, mahkemelerde ya da devlet dairelerinde sergiledikleri çalışma tehlikelerle dolu, nitekim öldürülen kadın hakları savunucularının listesi her geçen gün uzuyor. Hauser 2002’de Kabil’deki kliniklerini ziyaretini asla unutamıyor: “Bugüne dek karşılaştığı en kötü manzaraydı.” Hastaların yanı sıra personel de savaştan ötürü travmatize olmuştu ve tamamen hissizleşmişti. Köln’deki “medica mondiale” merkezine döndüğünde sürgündeki Afgan kadın tıp uzmanlarıyla bağlantıya geçti ve “Doctorane Omid” projesini hayata geçirdi: “Umudun kadın doktorları” birkaç haftalığına ya da aylı­ğına ülkelerine dönüp burada çalıştılar. Monika Hauser’in kendisi de bir umut doktoru ve aralarında 2008 yılının sonunda aldığı Alternatif Nobel Ödülü’nün yanı sıra pek çok ödüle layık görüldü.

Kendi ifadesiyle onun için önemli olan, kadınlar için hakkaniyet ve yaşama onuru. Peki kendisi bu görevin ağırlığı altında ezilmemeyi nasıl başarıyor? Epey zor, diye cevap veriyor. “Şiddetin zehri”, bir süre sonra insanın kendi ruhunun derinliklerine de işliyor. Bosna’daki görevinin ardında ağır bir çöküntü yaşamış ve herşeye ara verip yaşamını yeniden düzenlemesi gerekmiş. Gözlem ve bedensel egzersizleri de barındıran travmayla profesyonel mücadele yöntemleri o zamandan beri “medica mondiale”nin standart uygulamaları. Ayrıca kocası ve 13 yaşındaki oğlu da Monika Hauser’e güç veriyor.

Tüm dünya için bir örnek

Monika Hauser Liberya’da 2007 sonunda kadın ve kız çocukları için açtığı ilk merkezin öyküsünü anlatıyor. Bu batı Afrika ülkesi tıpkı Afga­nistan gibi yıkıcı bir savaş yaşadıktan sonra Liberyalı kadınlar “dünyanın en çok tecavüze uğrayan kadınları” olarak anılmaya başlanmışlar. Kadın ve kız çocuklarının yaklaşık üçte ikisi karşıt isyancı grupların kurbanı olmuş. Bu zorlu duruma rağmen Liberya’da bu girişim coşkuyla karşılanmış. Burada siyasi liderliğin, özellikle de ülkenin kadın Cumhurbaşkanı Ellen Johnson-Sirleaf’in ortaya koyduğu iradenin önemine işaret ediyor Hauser. Liberya’da umut kaynağı bu yönetici başlatılan bu kadın hakları mücade­lesini ciddiye almış. Tecavüze karşı ağır bir yasayı yürürlüğe koymuş ve Fishtown’daki gibi kadın insiyatiflerine destek vermiş. Cumhurbaşkanı bu girşiminde, BM Güvenlik Kurulu’nun, kadınların her düzeydeki barış sürecine dahil edilmesini teşvik eden ve tüm BM üyesi ülkeler tarafından uygulanması gereken 1325 sayılı kararını referans göstermiş. AB Komisyonu tarafından finanse edilen yeni “medica” projesi “Kadınların Barış ve Güvenlik Politi­kalarında Siyasi Rol Üstlenmesi” projesi de bu kararı referans alıyor. Yeni projede, önümüzdeki üç yıl boyunca Liberya, Kongo ve Afganistan’dan kadınlar uluslararası buluşmalarda birbirle­rinden siyaseti nasıl etkileyebileceklerini öğrenecekler. Liberya’daki “medica mondiale”nin yöneticisi Chipo da mücadele arkadaşla­rıyla birlikte şimdi Bad Honnef’deki dans pis­tinde canlı dans figürleri sergiliyor. Yes, we will survive!

15.05.2009
Bookmarks
| |