Sayın Profesör Wolfrum, deniz araştırmaları şimdiye kadar Birleşmiş Milletler’in Deniz Hakları Anlaşması’nın sağladığı serbestlikten yararlanıyordu. Bölgeye kıyısı olan devletler egemenlik haklarına bağlı olarak gelecekte daha mı etkili olacaklar?
Münhasır ekonomik bölge sınırları içinde ve (temel bilimsel araştırmalar olduğu sürece de) kıta sahanlığı içinde yürütülen deniz araştırmaları Deniz Hukuku Anlaşması’nın güvencesi altında serbestçe yapılabiliyor. Ama Artika’da kıta sahanlığının sahildar devletler arasında paylaşılması durumunda, bu alanlara özgü rejim geçerli olacak. Bu durumda da araştırma için o devletin iznine gerek var. Araştırma temel bilimlerle ilgiliyse izin ilkece alınabilmeli. Böyle bir durumun gerçekleşmesi söz konusu olduğunda çevre ülkelerin etkileri kuşkusuz belirgin biçimde artacak. Bugüne kadarki serbestlikten yararlanan Alman araştırmacıların çalışma koşulları da kısıtlanacak. Bu durumdan çıkmanın bir yolu, araştırmalarda ikili anlaşmalar temelinde işbirliğine gitmek.
Bilimdeki teknolojik ilerleme baş döndürücü. Şimdiye kadarki düzenleme, bugün uyduları, sondaj aygıtlarını veya dalgıç robotları kullanan gelişmiş araştırmalar için artık dar geliyor denebilir mi?
Mevcut uluslararası kurallar yeterince esnek tutulduğu için günümüz yöntem ve araçlarıyla yürütülen araştırmaların sorunsuzca uygulanabilmesi gerek. Bu alanda yeni düzenlemelere gitme yönündeki her girişim, araştırmalara yeni kısıtlamalar getirme tehlikesini de içeriyor.
“Arktika beşlisi” (ABD, Rusya Federasyonu, Norveç, Danimarka ve Kanada) yaptıkları açıklamada, uluslararası işbirliğine açık olduklarını ve sorunların barışçıl yoldan aşılmasından yana olduklarını dile getirdiler. Ama gerekli kurumsal çerçeve oluşturulmadan bu gibi çelişkilerin çözülmesi mümkün mü?
“Arktika beşlisi”, Deniz Hukuku Anlaşması’nın Arktika’ya uygulanabileceğini vurguladılar. Ama bu bilinenin ilanı. Deniz Hukuku Anlaşması devletler arası işbirliğini esas alıyor. Deniz Hukuku Anlaşması’nda çelişkilerin aşılmasına ilişkin düzenlemeler ilkece her yerde geçerli. Ama şunu da belirtmek gerekir, beş çevre ülkesinin çoğu Uluslararası Deniz Hukuku Mahkemesi’nin hakemliğine başvurmadı ve ABD, Deniz Hukuku Anlaşması’nı geleneksel hak durumuyla örtüştüğü ölçüde tanıyor. Öte yandan Hamburg’taki Uluslarası Hukuku Mahkemesi’nin ve Lahey’deki Uluslararası Adalet Divanı’nın yetkisi dışında kalan durumlarda, devletler hukuku açısından, sorunların barışçıl yoldan çözülmesi ilkesi geçerli. Arktika rejiminin Antarktika’da gerçekleştirildiğine benzer kurumsal bir yapıya kavuşturulması bu açından ek bir olanak yaratmayacak, belki tek fark böyle bir çerçevenin, sorunları doğmadan ele almaya olanak vermesi olur.
Arktika Konseyi bölgedeki uluslararası işbirliği açısından en önemli forum haline geldi. Sürekli gözlemcilik için başvuruda bulunan Avrupa Birliği gibi bölge dışı aktörlerin böyle bu yapıya katılımı nasıl söz konusu olabilir ve ne kadar istenir bir şey?
Arktika bölgesinin gelecekteki ekonomik gelişimi, etkileri bu bölgenin çok ötesine geçen ekolojik sonuçları da beraberinde getiren bir olay. Burada olanlar muhtemelen tüm dünyanın iklimini kalıcı biçimde etkileyecek. Bu nedenle başka ülekelerin katılımı da önem taşıyan bir gereklilik. Avrupa Birliği’nin katılımının gerekli veya en azından istenir birşey olup olmadığının kararı, Arktika dışı katılımın hangi çıkarların önceliğine, kaynakların kullanımının mı yoksa çevrenin korunmasının mı esas alınacağına bağlı bir konu.////
Prof. Dr. Dr. h.c. Rüdiger Wolfrum
Heidelberg’teki Max Planck Yurt Dışı Kamu Hukuku ve Devletler Hukuku Enstitüsü’nde çalışıyor ve Hamburg’taki Uluslararası Deniz Hukuku Mahkemesi’nde hakim











