Sunday, 27.05.2012 18:03
 
 

Güncel

World

Muslim Brotherhood to face Egypt's old guard  

Business

Questioning Google's massive deletion of links  

Culture

Euphoria for Sweden in Eurovision 2012  

Portre

“Benim sorumluluğum var”

Türk asıllı Alman yönetmen Fatih Akın çevreyi korumak için çalışıyorİleri

Goethe-Institut Istanbul’un etkinlikleri

Okuma kulübü: Ekim 2011'den itibaren ayda bir, Almanca okuma kulübü  

Keşif turu: Randevu üzerine, İstanbul Beyoğlu'nda Alman İzleri  

Keşif turu - YENİ!: Başvuru üzerine, İstanbul Beyoğlu’nda Avrupai...  

Bookmarks
| |

Bonn

İklim Sekreterliği

Birleşmiş Milletler’in Bonn’da bulunan İklim Sekreterliği’nde farklı ülkelerden 350 uzman küresel iklim değişikliğine karşı çalışıyor. Yoğun bir şekilde verileri analiz ediyor, anlaşma metinlerini hazırlıyor ve konferanslar düzenliyorlar. Yapılacak daha çok iş var.

Walter Schmidt

Bir sarayı andıran Carstanjen binası insanı rahatsız edecek derecede sıcak. Dünya İklim Konseyi’nin (IPCC) uğursuz kehaneti şimdiden gerçekleşmişçesine ağır bir hava: Öngörülere göre 2100 yılına kadar atmosferin sıcaklığı 6,7 derece artış gösterebilir. Birleşmiş Milletler (BM) İklim Sekereterliği’nin Bonn’daki merkezindeki bu basık havanın nedeni, yaz günü bir yağmur sıkıntısı. Ofisleri ısıtan birkaç yüz bilgisayar da cabası. 400 çalışan, su gibi elektrik harcayan klimaların sunduğu konfordan mahrum. Ama bu asil bir fedakarlık değil: “Binada hiç klima cihazı yok da ondan”, diye açıklıyor durumu, Alman ve İngiliz pasaportlu Sekreterlik Sözcüsü John Hay.

Hay ve meslektaşları açık camların yarattığı hava akımıyla idare etmeye çalışıyorlar. Ama bu durum Birleşmiş Milletler’in İklim Çerçeve Konvansiyonu’nun (United Nations Framework Convention on Climate Change, kısaca ­UNFCCC) terleten içeriğini hatırlatır nitelikte: Dünya da, halihazırdaki yaklaşık 15 derecelik atmosfer sıcaklığını sabit tutacak bir cihazdan mahrum. Birleşmiş Milletler’in Bonn’daki diğer 18 sekreterliğinin ve bürolarının 350 çalışanı daha şanslı. Onlar Bonn’un eski yönetim bölgesindeki bir zamanlar meclis binası olarak hizmet vermiş olan ve “Langer Eugen” olarak anılan gökdelende çalışıyorlar. İklim Sekreterliği de 2011’de “BM Kampusu” denen bu merkeze taşınacak.

Binayı planlayanların, 60’ı aşkın ülkeden gelen bu iklim savaşçılarının sayısının artacağını da hesaba katması gerekiyor. Hay’e göre “2011 yılına kadar çalışanların sayısının 500’e çıkması planlanıyor”. Bu artış, iklimin korunmasının uluslararası siyaset ajandasında her gün daha ciddi bir konuma gelmesi ve sekreterliğin mevcut kapasitesiyle gittikçe artan miktarlarda veriyi analiz etmesi, sözleşmeler hazırlaması ve dünyanın bir köşesinde her gün neredeyse bir yenisi gerçekleşen konferanslar hazırlaması gibi gerekliliklerin bir sonucu. Sudanlı Salwa Dallalah tarafından yönetilen departman yalnızca konferans hazırlıklarıyla ilgileniyor.

Oysa başlangıçta ekip oldukça mütevazıymış. Hay, Carstanjen “Saray”ının 1892’de inşa edilen ve hala Marshall Salonu olarak anılan bölümünü gezdiriyor. Federal Alman Hükümeti’nin, ABD tarafından finanse edilen ve Avrupa’nın yeniden inşası için hazırlanan Marshall Planı’ndan sorumlu bakanlığın çalışanları 1949’dan 1953’e kadar burada toplanmış. “İklim Sekreterliği 1996 yılında Cenevre’den Bonn’a taşındığında 16 kişilik ekip buraya rahatlıkla sığıyordu”, diye hatırlıyor o günleri Hay. Bugün ise çalılşanların dörtte birinin sığması dahi olanaksız.

Örneğin tüm çalışanların bir araya geldiği bir toplantı düzenlense sözleşme metinlerinin ince işçiliğini yapacak birçok avukatın yanısıra, karman çorman bir bilmece halini alan verileri inceleyerek Kyoto Protokolü’yle alınan önlemlerin karbondioksit ve diğer sera gazlarının azaltılmasının iklimin korunması bakımından ne derece etkili olduğunu değerlendirecek fizikçi ve matematikçiler de biraraya gelmesi gerekiyor. Onlara bir de uluslararası iklim koruma yükümlülüklerinin gerçekleştirilmesi konusunda önemli bir kaldıraç görevi üstlenen CDM Projeleri’nde (temiz kalkınma mekanizmaları anlamında Clean Devolopment Mechanism) konusunda devletlere ve firmalara destek olmak üzere mühendisler de eşlik etmek durumunda. Kyoto Protokolü’nü imzalayan ileri sanayi ülkeleri, iklimi koruma kapsamında gelişmekte olan ülkelerde sürdürülebilir bir kalkınmayı destekleme yükümlülüklerini de bu projeler sayesinde yerine getirebilirler. İklim Sekreterliği 2009 Ağustos sonuna kadar 622’si Çin’de, 450’siyse Hindistan’da olmak üzere 57 farklı ülkede yaklaşık olarak toplam 1800 CDM uygulaması kayda geçirdi. Projelerin dörtte üçü enerji üretimi alanında. İklim sekreterliği’nin CDM projeleri sorumlusu David Abbas programın şu sıralar epey rağbet gördüğünü memnuniyetle dile getiriyor.

Görevlerden biri de önlem paketinin nasıl işlediğini raporlamak: Sera gazı salımının en verimli şekilde azaltılabileceği yerde azaltılması gerekiyor, çünkü Kanadalı uzmanın sözleriyle “salımın dünyanın neresinde olduğunun bir sonuçta önemi yok”. Önemli olan “hedeflenen etkinin ölçülebilir ve işe yarar olması”. CDM projesi olmasaydı, örneğin Afrika’da bir Alman firması tarafından inşa edilen bir atık merkezi, bu zaman diliminde herhalde ortaya çıkmayacaktı. Projeler yalnızca bu konuda yetkili bilirkişi büroları tarafından değerlendiriliyor. İklim açısından verimli etkinin olup olmadığına bakılıyor. Söz konusu firmaların gerçekleştirdiği temizlik projesi, bir anlamda “kirletme hakkı” tanıyan onaylanmış bir sertifika saülıyor onlara ve bunu o günkü değerinden başka firmalara satışa çıkarabiliyor.

Elbette yalnızca firmalar değil Kyoto Protokolü’ne uygun şekilde sera gazı salımlarını azaltması gereken devletler de emisyon borsasında sertifika alabiliyorlar. Abbas konsepti açıklarken “Bu ülkeler CER (Certified Emission Reductions, yani sertifikalandırılmış emisyon indirimi) sertifikası edinebiliyor ve gaz azaltımı konusundaki yükümlülüklerinin bir kısmını yerine getirmiş oluyorlar”, diyor. Fakat her halukarda kendi sera gazı emisyonlarını da azaltmaları gerekiyor. ­Ayrınıtya girdikçe karmaşıklaşan bu konuda İklim Seketerliği’nin görevi zararlı gaz envanteri çıkartılması konusunda ülkelere yardımcı olmak.

Ne yazık ki iklim müzakerelerinde ilerleme kaydetmek zorlu bir konu. Bunu Aralık 2009’da Kopenhag’da düzenlenecek ve 2012’de süresi dolacak olan Kyoto Protokolü’ne ek iklim koruma önlemlerinin alınmasının şart olduğunu, büyük İklim Konferansı’nın hazırlıklarına bakarak da görmek mümkün. Carstanjen binasındaki Marshall Salonu’nda, o dönemlerde Avrupa ekonomisinin yeniden inşasını vurgulayan bir afiş asılı. Afişin tasarımında Amerika’daki çiftliklere özgü rüzgar değirmenlerinden birinin yer alması, İklim Sekreterliği’ni düşününce adeta bir kehanet gibi. Değirmen kanadının 16 kolunun her birine Avrupa ülkelerinden birinin bayrağı işlenmiş. Resmin altında ise İngilizce olarak “Rüzgar nereden eserse essin refaha ancak hep birlikte ulaşabiliriz”, yazıyor. İklimin koruyucuları da kendi hedeflerinin tanıtımını buna benzer bir şekilde yapabilirlerdi. Fakat bu durumda dünya üzerindeki her ülke düşünülereki yaklaşık 200 kollu bir değirmen kanadı gerekirdi.

31.08.2009
Bookmarks
| |