Sayın Voigt, ABD Başkanı Obama’ya Almanya cephesinden büyük sempati besleniyor. Anketine göre değişse de, Almanların yüzde 70 veya 80’inin son ABD seçimlerindeki tercihi Obama’dan yanaydı. Son gelişmeler de dikkate aldığımızda Almanya yeni ABD Başkanı’ndan neler bekleyebilir?
Almanya’da Obama’ya gösterilen ilgi ve iki tarafın da transatlantik ilişkileri geliştirme konusunda ortaya koyduğu irade Almanya ve ABD arasında karşılıklı sempatiyi artırdı. Alman Hükümeti önceki ABD yönetimiyle de çok yakın bir ilişki içindeydi, ama Alman toplumunda ABD’nin Irak savaşına karşı ciddi kuşkular besleniyordu. Şimdi yeni bir enerjiyle ve Alman halkının da desteğiyle sorunların üstesinden gelmek için birlikte işe koyulunabilir. İklimin korunmasından, dünya finans krizinin aşılmasına, silahsızlanmadan Afganistan ve Pakistan veya Yakın Doğu ve Kafkaslar gibi bölgesel krizlerin yatıştırılması gibi bir dizi sorun var yeni dönemde de çözüm bekleyen. Burada bizim tek yaptığımız, ABD Başkanı’nın nasıl bir tutum belirleyeceğini beklemek değil. Elbette Almanlar ve Avrupalılar olarak bizim de, ABD’yle birlikte konunun tartışılmasında dile getirdiğimiz yaklaşımlarımız var.
ABD’nin gözünden bakarsak, Almanya veya Avrupa Birliği nasıl bir rol oynuyor?
Almanya neyse, Amerika’da da öyle algılanıyor. Yani: Avrupa’daki önemli bir ülke ve Avrupa Birliği içinde lider ülkelerden biri olarak. Soğuk Savaş döneminde, bölünmüş durumdaki Almanya dünya çapındaki gerilimin merkezinde yer aldığı için Washington’un gözünde çok daha büyük bir öneme sahipti ve bu nedenle de ABD’nin siyasi elitlerinin dikkatini daha fazla üzerine çekiyordu. Amerikan gözünden Almanya’nın önemi, bizim ABD’nin Avrupa’nın kıyısındaki ve Avrupa dışındaki krizlere müdahalesinde destek vermeye ne kadar hazır olduğumuza göre belirleniyor. Giderek daha da fazla ölçüde bu etkene bağlı hale gelen bu bakış açısı, Avrupa Birliği’nin bütününe karşı da geçerli. ABD Dışişleri Bakanı Clinton, ABD’nin çoğu küresel sorunda Avrupalılardan daha yakın bir müttefiki olmadığını dile getirdi. Burada Avrupa’nın kararlı ve etkili olmak için kendi iç zaaflarını aşabilmesi ve dünyanın başka yerlerinde istikrar önlemlerinin başarı kazanmasında sorumluluk üstlenebilmesi gerekiyor.
Başkan Obama, Avrupa’yla ilişkilere selefinden daha fazla ağırlık vereceği mesajını verdi. ABD’nin şimdi çok kutuplu bir dünya konseptine uyum göstermesini bekleyebilir miyiz?
Yeni ABD yönetiminde Avrupa’yla işbirliği yapma yönünde büyük bir istek var. Washington’daki güç sahipleri, ABD gibi bir dünya gücünün bile partnerlere ihtiyacı olduğu gerçeğini gördüler. Ama bu, ABD’nin Başkan Obama yönetiminde “çok kutuplu dünya” konseptini benimseyeceği anlamına gelmiyor. Hiçbir Amerikan başkanı, çok yönlü ilişkilere dayanan bir dünya düzenine, sözgelimi bir Almanya’nın verdiği düzeyde bir değer veremez. Bizim için çok yönlü ilişkiler bir devlet felsefesi, Amerikalılar içinse bir tercih meselesi. Almanya’nın anayasası, uluslararası hukuku ulusal hukukun üstünde tanımlıyor. Böyle bir anayasa maddesi Amerikalıların hukuk anlayışlarına, siyasi kültürlerine ve ABD Kongresi’nin kendine biçtiği role uygun düşmez. Ama her halukarda Başkan Obama ve kabinesinin, dünyadaki partnerleriyle daha sıkı bir işbirliği içine gireceği anlaşılıyor. Bu yeni yaklaşımın ötesinde, yeni ABD Başkanı’nın kişisel geçmişi de, çok kültürlü ve ulus ötesi özellikleriyle, bir empati kaynağı olacak ve başka kültürlere yaklaşmada kolaylık sağlayacak görünüyor.
Hükümetleri el birliğiyle hareket etmeye zorlayan büyük sorun bugün yaşadığımız dünya finans krizi. Almanya ve ABD arasındaki Atlantik ötesi ortaklık, sözgelimi bu krizin aşılması yönünde ne gibi olanaklar sunuyor?
Daha önceki Amerikan hükümetleriyle kıyaslandığında, dünya çapındaki mali ve ekonomik krize karşı verdiği tepkide Başkan Obama, küresel finans sisteminin bundan sonraki gelişiminde şeffaflığın önemine özel bir vurgu yaptı. Bu nedenle de mevcut krizin risklerinin yanısıra yeni bir olanak doğmasını bekleyebiliriz; ABD’nin bu ortamda dünyadaki partnerleriyle birlikte hareket etmesiyle uluslar arası düzeyde geçerlik kazanabilecek oyun kuralları belirlenebilir, bu sayede de dünya ekonomisinde istikrar daha fazla güvence altına alınabilir, gelecek krizler zamanında önlenebilir ve gelişmekte olan ülkelere uluslararası finans politikasında sorumluluklara dahil olma olanağı tanınabilir. İçinde bulunduğumuz resesyon evresinde Almanya da ABD de benzer sorunlarla boğuşuyor. Hükümetler alacakları önlemlerde birbirleriyle uyum arayışına girmeli ve korumacı veya popülist politikalarla durumu daha da kötüleştirmemeli. Örneğin General Motors ve onun Avrupa’daki alt kuruluşu durumundaki Opel’in durumu iç içe, bu nedenle de işe yarar bir çözüm ancak birlikte bulunabilir. Bu firmaların geleceğiyle ilgili kararlarda iki ülkede de binlerce kişinin işsiz kalma tehlikesi var.
Transatlantik ilişkilerde önemli rol oynayan konulardan biri de güvenlik politikası. Öne çıkan noktalardan biri, iki ülkenin Afganistan gibi kriz bölgelerinde yaptıkları işbirliği. Alman-Amerikan işbirliğinin önemini, bu ülkenin yeniden kalkınmasında nasıl değerlendiriyorsunuz?
Afganistan’ın istikrara kavuşması transatlantik ilişkiler gündeminin baş maddelerinden birini oluşturuyor. Başkan Obama Mart sonunda Afganistan ve Pakistan’la ilgili stratejik planını ortaya koydu. Bu planda Taliban’a karşı savaşta birliklerin takviyesinin yanısıra toplumun kalkınması ve Afgan güvenlik güçlerinin eğitimi de var. Ayrıca Başkan Obama El Kaide’ye ve Taliban’a karşı mücadelede bölgedeki diğer ülkelerle işbirliğini güçlendirmeyi istiyor. Amerikan politikasındaki bu yeni yaklaşımlar Avrupa’nın ve Almanya’nın daha önce ortaya koyduğu bakış açılarına çok yakın. Afganistan’da ABD’yle Avrupa arasında sürmekte olan işbirliği, dünyada çoğu basın yayın organında sunulduğundan çok daha iyi ve başarılı düzeyde. Afgan halkının çoğunluğu, yabancı birliklerin ve kalkınma yardımı için gönüllülerin ülkelerindeki varlığını onaylıyor. Almanya Afganistan’daki uluslararası koruma birliğine gönderdiği asker sayısıyla üçüncü sırada ve Afganistan’ın ekonomisini destekleme çalışmalarında ve yerli askeri birliklerin eğitiminde çok aktif. ABD bu çabaları takdirle karşıladığını açıkça ifade ediyor. Bu çalışmalarda kendimize koyduğumuz hedeflerle gerçekçi olmamız gerektiği de işin bir diğer yönü. Afganistan daha uzun bir süre Batı’dakine benzer bir demokrasi haline gelmeyecek.
Bugün NATO’nun yapısında bir reforma gidilmesi iki ülkeyi de meşgul eden bir diğer konu. Birleşik Devletler bu konu bağlamında Alman partnerlerinden neler bekliyor?
NATO, transatlantik ortaklıkta taşıyıcı sütunlardan biri olmaya devam edecek ve Obama yönetimi NATO konusundaki işbirliğinde de yeni olanaklara kapı açıyor. NATO’nun geleceği açısından belirleyici rolü olacak bir mesele, paktın üyelerinin Afganistan’daki zorlukların üstesinden gelmede ortak bir perspektif geliştirebilmeleri. Çok önemli bir nokta da NATO üyelerinin yeni bir stratejik konseptte buluşmaları ve gelecekteki görevleri konusunda uzlaşmaları. Bugün ABD ve Avrupa için önde gelen zorluklar, küresel sorunlarda ve NATO bölgesi dışındaki yerlerdeki krizlerle ilgili olarak yaşanıyor. NATO elbetteki tüm dünyada istikrarı ve güvenliği garanti edemez, ancak aynı pakt içindeki partnerlerin bu gibi konulara ortak bir cevaplarının olması gerekir. Şunu da eklemek gerekir: Biz Almanlar olarak, İkinci Dünya Savaşı’ndan farklı olarak bugün askerlerimizin problemin değil çözümün bir parçası olarak görülmesinden ve askerlerimize ihtiyaç duyulmasından dolayı gurur duymalıyız.
Silahsızlanma ve silahlanmanın kontrolü uzun zamandır Avrupalıların temel konularından biri. Bu alanda yeni Amerikan yönetiminden hangi adımlar beklenebilir?
Başkan Obama Nisan ayı başında Prag’da silahsızlanma ve silahlanmanın kontrolü konusunda yeni bir inisiyatiften söz etti. Rusya ve Amerika’nın elindeki nükleer silahların sayısında yeni azaltmalara gidilmesi amacıyla Rusya’yla yeni görüşmeler başlatmak istiyor. Bu çerçevede START sözleşmesinin devamı bir sözleşme üzerinde çalışılması söz konusu. Hatta Obama kendisinin de, uzak gelecekte nükleer silahların olmadığı bir dünya düşüncesinden yana olduğunu ifade etti. Bu açıklamayla ABD nükleer silahların yayılmasının önlenmesinde inandırıcılığını güçlendirmek istiyor. Ama öte yandan Obama ABD’nin kendisini ve müttefiklerini korumak için, yeryüzünde nükleer silah olduğu sürece nükleer caydırıcılığını koruyacağı konusundaki tavrını da açıkça koydu. Obama Prag’da yaptığı açıklamada bir de söz vererek, Amerikan Kongresi’nde atom bombası testlerinin durdurulması için imzalanan sözleşmenin onaylanması için, ayrıca silah yapımında kullanılabilecek bölünebilir elementlerin üretiminin yasaklanması amaçlı yeni bir sözleşmenin müzakere edilmesi için çaba harcayacağını belirtti. Almanya uzun süreden beri dünya çapında silahsızlanma ve silahlanmanın kontrolü çabalarıyla kendisini özleştiriyor. Alman Hükümeti Başkan Obama’yı tüm gücüyle destekleyecektir.
İklimin korunması konusunda Avrupa ülkeleriyle ABD arasında uzun zamandır açık bir uyumsuzluk var. Son gülerde bu konuda dile getirilen Amerikan görüşlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
İklimin korunması politikalarında ABD’de bir rota değişikliği kendini gösteriyor. Başkan Obama, iklim dostu ve sürdürülebilir bir ekonominin mümkün olduğunu ve günümüzün koşullarına uygun böyle bir “yeşil ekonomi”nin büyüme ve istihdama katkısını görüyor. Avrupa bu alanlardaki olumlu deneyimlerini Amerika’ya aktarabilir. Obama’nın ABD’nin CO2 salımlarını azaltması ve alternatif enerji kaynaklarına yatırım yapması yönünde açıklamalarda bulundu. Ayrıca Kyoto Protokolü’nün ardılı bir anlaşma için ABD’nin pozitif ve yapıcı bir rol oynayabileceğine dair işaretler var. Amerika’da ekonominin yapısının değişmesi kolay bir süreç olmayacak tabii. Amerikalıların tüketim davranışları, ülkedeki büyük coğrafi mesafeler, kent alanlarının yapılaşma biçimi ve konut ve işyerleri binalarında uygulanan yapım yöntemlerinde bir “American Way of Life” söz konusu. Bizde olduğundan çok daha yüksek bir enerji tüketimi anlamına geliyor bütün bunlar. Ama siyasi irade, başlı başına önemli bir nokta. Ve deneyimlerin gösterdiği gibi, eğer Amerika bir şeyi yapma kararını vermişse yeni görevlere ve hedeflere büyük bir enerjiyle yönelme yeteneğine sahip.
Almanya ve Kuzey Amerika arasında başlatılan inisiyatif “Transatlantik İklim Köprüsü” ABD, Kanada ve Almanya’nın elbirliğiyle iklim değişikliğine karşı mücadelesini öngörüyor. Bu inisiyatiften ne umabiliriz?
Tüm dünya nüfusu için böylesine önemli bir konu olan iklim değişikliği sorununda tüm önemli devletlerin birbirleriyle olabildiğince sıkı bir işbirliği içinde olması gerekir. Avrupa, Kanada ve Birleşik Devletler bir araya gelerek burada dünyanın diğer bölgeleri için önemli işaretler verebilirler. Alman Dışişleri Bakanı Steinmeier, Transatlantik İklim Köprüsü fikrini ortaya atarak bu tartışmalara somutluk kazandırmayı ve hedefler ortaya koymayı amaçladı. Geçmişte Almanya çok kez, ABD ve Kanada’da iklimi korumaya dönük çalışan yerel inisiyatiflerle, değişim yanlısı belediye başkanlarıyla, ilgi duyan meclis üyeleriyle sıkı işbirliğinin temellerini attı. Washington’daki yeni yönetimle birlikte her şey daha kolaylaşmış oldu. Biz bu yöndeki fikirlerimize ABD’de yetkili mercilerden karşılık görüyoruz. Kanada devasa fosil kaynakları ve yenilenebilir enerji kaynaklarına sahip bir ülke. İki ülke de Almanya’nın çevre teknolojisine büyük ilgi duyuyor. Dolayısıyla şimdi İklim Köprüsü’yle olumluya dönen trendi destekleyebiliriz ve ülkelerimizin ekonomilerindeki yapısal dönüşümü ileriye doğru geliştirebiliriz.
Amerika’nın genç elitlerinin Almanya’ya dönük ilgisi ne durumda ve bu ilgi nasıl daha derinleştirilebilir?
Ben uzun yıllardır ABD’ye seyahat ederim ve Almanya’ya karşı eskiden olduğu gibi bugün de hep yoğun bir ilgi ve sempati olduğunu gözleyebiliyorum. Yapılan anketlere bakınca da Amerikan ordusunda asker veya üniversite öğrencisi olarak veya başka bir nedenle bir kez Almanya’da bulunmuş olan Amerikalıların, Almanya’yı henüz tanımamış olan Amerikalılara kıyasla ülkemiz hakkında daha olumlu bir imaja sahip oldukları görülüyor. Ama bildiğimiz bir şey daha var: Almanya ABD elitlerinin zihninde Soğuk Savaş’ta oynadığı siyasi rol derecesinde bir öneme artık sahip değil. Eğitimlerinin yurt dışı ayağını Almanya’da yapan Amerikalıların sayısı azaldı, birçok Amerikalı öğrenci şimdilerde (eskiden pek de olanak bulunmayan) Çin, Rusya ve Doğu Avrupa’yı tercih ediyorlar. Yine de Almanya’nın genç Amerikan elitlerinin gözünde bir partner olarak gelecekte de önemini sürdüreceğini düşünüyorum. Bu önemin artması da Almanya’nın yapacaklarından bağımsız değil; Amerikalıların önemsediği sorun alanlarında Almanya’nın işbirliğine açıklığı ve Amerikalıların Almanya’nın becerisine özellikle güvendikleri konularda gösterilecek başarılar, Almanya’nın önemi konusundaki algıyı daha da güçlendirecektir. Örneğin iklim politikaları veya ekonomik alışveriş, yeni teknolojiler ve kriz bölgelerinde istikrara dönük güvenliğin sağlanması gibi konularda geçerli bu söylediğim. Bunların dışında Almanya’nın başkenti Berlin’in genç Amerikalıların gözünde sahip olduğu çekicilik, Almanya’nın bir bütün olarak kültürel bakımdan ilginç görünmesini de beraberinde getiriyor.
Sayın Voigt, bu söyleşi için çok teşekkür ederiz.











