Sunday, 27.05.2012 15:04
 
 

Güncel

World

Muslim Brotherhood to face Egypt's old guard  

Business

Finance Watch keeps an eye on markets  

Culture

Euphoria for Sweden in Eurovision 2012  

Portre

“Benim sorumluluğum var”

Türk asıllı Alman yönetmen Fatih Akın çevreyi korumak için çalışıyorİleri

Goethe-Institut Istanbul’un etkinlikleri

Okuma kulübü: Ekim 2011'den itibaren ayda bir, Almanca okuma kulübü  

Keşif turu: Randevu üzerine, İstanbul Beyoğlu'nda Alman İzleri  

Keşif turu - YENİ!: Başvuru üzerine, İstanbul Beyoğlu’nda Avrupai...  

Bookmarks
| |

DIŞARIDAN ÜÇ SES

Almanya’ya bakış

Dış haber temsilcisi olarak Berlin’de bulunan 1300’ü aşkın yabancı gazeteci arasından üç ses: Alman birliğini ve yeniden birleşmenin 20. yılında Almanya’yı nasıl görüyorlar?

Almanya’nın birleşmesinin tohumları Danzig’de atılmıştı

Yıllar öncesinden bir sahne. Paris’ten Varşova’ya giden tren Berlin Friedrich Caddesi İstasyonu’na giriyor. Peronda Doğu Alman (DAC) sınır askerleri köpeklerle beklerken trenin tepesindeki bekçilerin adımlarını duymak mümkün. Diğer pek çok nişancı istasyonda trenin işlemlerinin tamamlanmasını gözlüyor. Vagonlarda Varşova’ya giden yolcuların bagajları kontrol ediliyor. Batılı yayınlar dahil, tüm yasaklı objelere el koyuluyor. Bu yasak yalnızca Batı Alman dergisi “Spiegel” için değil “Le Point” için de geçerli. Tüm bunları yaşayan biri, Doğu Almanya’nın ne tür bir ülke olduğuna ilişkin ilizyona kapılmayacaktır. Oysa “Spiegel”i Varşova’daki yabancı yayınların bulunduğu halka açık okuma salonlarında ücretsiz okumak mümkündü. Hatta benzeri olanaklar Moskova’da bile vardı. Bu durum da, Polonya’nın dostu olan işçi ve köylü devleti DAC’nin o zamanlar birçok espriye konu olmasının nedenleri arasındaydı: DAC dediğimiz yer, bir “DACcik”ti, dünyadan soyutlanmış bir ülke.

Polonya’da Berlin Duvarı’nın yıkılması karşısında duyulan sevinç hem büyük hem de yürektendi. Dönemin başbakanı “Solidarnosc” hareketinden Tadeusz Mazowiecki’ydi. “Dayanışma” hareketinin lider isimleri, Almanya’nın yeniden birleşmesine yönelik herhangi bir itirazları olmadığını çok önceden dile getirmişlerdi, zira Doğu Almanya, kendini daima Batı’nın bir parçası olarak görmüş olan Polonya’yla Batı arasında kalan coğrafyaydı. Doğu Almanya’nın yıkılışı Sovyet sultasından kurtulmak için de uygun bir fırsat olarak değerlendiriliyordu.

Bugün Alman Parlamentosu önünde Danzig Tersanesi’nden bir duvar parçası bulunuyor. Söylentilere göre bu parça, Lech Walesa’nın zamanında tarihe geçmiş grevi organize etmek üzere üstünden atladığı duvar parçasının kendisidir. Bu atlayış olmasa Berlin Duvarı 1989’dan sonra da uzun süre daha yerli yerinde dururdu kesinlikle. Oysa Almanya’nın ve Avrupa’nın bütünleşmesine hizmetlerinden ötürü günümüzde adı anılan isimler Mihail Gorbaçov ve Helmut Kohl. 1989 yılının başlarında Avusturya sınırındaki tel örgüleri kaldırarak Doğu Almanya’dan kaçış akınının önünü açtıkları için Macaristan’a teşekkür eden bir plaket de uzun yıllar önce Reichstag binasına asılmıştı. Almanlar Walesa’yı ise ancak çok da uzak olmayan bir zaman hatırladılar. Peki Almanlar’dan daha büyük bir hassasiyet ya da hatta müteşekkir olmalarını mı beklemek gerekirdi? Belki siyaset alanında sembolik bir düzeyde evet. Fakat reel politika bağlamında Almanya, Polonya’nın Avrupa Birliği’ne girme çabaları sırasında Varşova’ya destek olarak bu ülke için zaten çok şey yapmış oldu.

İki Almanya’nın yeniden birleşmesinin ardından özellikle Doğu Almanlar Polonyalılara temkinli yaklaşmışlardı. Öte yandan özlerinde komünizm karşıtı Polonyalılar, Doğu Almanya’da birleşmeden sonraki post komünistlerin ve “Sol Parti”nin popülaritesi fenomenine anlam veremiyorlar. Bir yandan da herkes bugün Doğu Almanya’daki otoyollara ya da görkemli tren istasyonlarına hayretle bakıyor. Bunlar “eski” Federal Almanya’nın, eski Demokratik Almanya Cumhuriyeti vatandaşlarına armağanları olarak Polonyalılar’ın imrenmesine yol açıyor. Aslında Polonyalılar da son zamanlarda Avrupa Birliği’nden benzeri hediyeler alıyorlar – yine birleşik Almanya sayesinde.

Piotr Jendroszczyk uzun yıllardır günlük Polonya gazetesi “Rzeczpospolita”nın Almanya dış haberler sorumlusu olarak Berlin’den bildiriyor. “Rzeczpospolita” Polonya’nın ülke çapında yayınlanan en büyük gazetelerinden biri.

Avrupa bir “Avrupa Federal Devleti”ne dönüşmeli

Almanya değişti. 2009 Kasımında, Berlin Duvarı’nın yıkılışının 20. yıldönümününden ötürü tüm dünya Almanya’yı kutlarken pek çokları, Almanya’nın Avrupa entegrasyonunun derinleştirilmesinde oynadığı büyük role de işaret ediyordu. Fransa devlet başkanı Nicolas Sarkozy, Brandenburg Kapısı önünde gerçekleştirilen kutlama etkinliklerinde “Hepimiz kardeşiz, hepimiz Berlinliyiz” dediğinde bir alkış yağmuruna tutuldu. Şimdiyse bu ateşli ruh hali ortadan kalktı. Finans piyasalarındaki kaos, para birliğinin geleceğine ilişkin korkulara yol açtı ve Avro’nun gelecekteki olası bir Asya para birliği için model olması düşüncesi de sarsıntıya uğradı.

Şu anda geriye tek bir seçenek kalıyor: Tıpkı Doğu ve Batı Almanya arasındaki eşitsizliğin giderilmesi için yapılan çalışmalar kadar zorlu bir yola girilerek aynı şeyin Güney Avrupa için de ivedilikle yapılması gerekiyor. İstikrar paketleriyle bağlantılı olarak 750 milyar Avroluk güvence paketi, doğru bir karardı. Avro krizinin aşılması için gerekli önlemler kararlaştırıldı – asıl sorunsa bunların nasıl uygulanacağı. Alman halkı “veznedar” olarak algılanma karşısında duyduğu antipatiden kurtulmalı. Almanya gibi yoğun şekilde merkeziyetçilikten uzak, yerel otorilerce yönetilen bir ülkenin her geçen gün egemenliğinden daha fazlasını Brüksel’e teslim etmesi kolay değil. Yönetim Avrupa entegrasyonunda katalizör rolü oynamaya yönelik güçlü iradesini sıklıkla dile getirmişti. Fakat başı çekmek için halkın da buna hazır olması şart. Yakın Alman tarihinde “kamuoyu hassasiyetleri”nde her on yılda bir dönüm yaşanageldi: 1950’li yıllarda Almanya’nın bölünmesi ardından bir nevi “yas duygusu” hakim olurken Batı Almanya 1960’lardaki “ekonomik mucize” ile bunu atlatmayı başarmıştı. Almanya yeniden birleşmeyle 1990’lı yıllarda güçlü bir atılım yaşadı – para birliğiyle birlikte de 1999’dan itibaren tekrar bir endişe havası yayılmaya başladı. Bu korkuyla yüzleşilmesi ve bunun tolere edilmesi Avrupa entegrasyonunun ileriye götürülebilmesi için elzem.

Eğer Almanya bu noktada oyuna dahil olmazsa komşularını hayal kırıklığına uğratacak – öte yandan dile getirdiği noktaları çok katı formüle etmemesi gerektiği konusunda da aynı şey geçerli. Almanların rızası ve Avrupa’da bir dayanışma olmadan, tekinsiz finans piyasaları yeniden düzene sokulamaz ve dolayısıyla Avrupa entegrasyonu’nda ilerleme sağlanamaz. Şansölye Angela Merkel kısa süre önce şunu söylemişti: “Avro başarısızlığa uğrarsa Avrupa da uğrar”. Tıpkı Almanya’nın “küçük devletçikler”den federal bir cumhuriyete dönüşmüş olması gibi, önümüzdeki on yıl içerisinde “Avrupa Federal Devleti”ne doğru bir dönüşüm da tüm Avrupa için bir görev halini aldı.

Shogo Akagawa, Japon ekonomi dergisi Nikkei’nin dış haberler şefi, Almanya ve Avrupa’nın ekonomi ve finans politikalarını analiz ediyor.

Yeniden birleşme süreci büyük hayranlıkla karşılanıyor

3 Ekim 1990 Fransa’da pek de bilinmeyen bir tarih. Fransız meslektaşlarımın, 3 Ekimin Almanya’da resmi tatil günü olduğunu duyunca afalladıklarına çok tanık oldum ve bu tarihin ne anlama geldiğini bilmiyorlar. Buradan yola çıkarak Almanya’nın yeniden birleşmesinin Ekim 2010’daki 20. yıldönümünün benim ülkemde neredeyse fark edilmeden geçip gideceği sonucuna varabilir.

Buna karşın neredeyse her Fransız 9 Kasım 1989’u bilir. Herkes Berlin’in batısına akın eden ve kutlamalar yapan Doğu Alman kalabalığını hatırlıyor. Boşuna değil, Berlin Duvarı’nın yıkılışının geçtiğimiz sonbahardaki 20. yıldönümü Fransa’da da anıldı: Tüm gazeteler özel ekler hazırladı, kapsamlı radyo ve televizyon programları yayınladı ve hatta Paris’te Place de la Concorde’da, Berlin’deki kutlamaların canlı yayınlandığı bir etkinlik dahi düzenlendi. Soğuk savaşın ve bölünmüş Almanya’nın sonunu kutlamak için az bile. Sanki Fransızlar tüm yaşananlara yönelik yeni bir bakış açısı kazanmaya çalışıyorlardı. Ya da sanki bu dosyayı kapatmamış gibi bir havaları vardı.

Bu muhtemelen Fransız politikacılar için, Duvar’ın yıkılışını takip eden ilk haftalar ve aylar boyunca Fransa’ya hakim olan şüpheli yaklaşımın bir tür telafisi niteliğindeydi. Her ne kadar dönemin Fransa başkanı François Mitterrand, Almanya’nın yeniden birleşmesine karşı bir itiraz yükseltmediyse de bugün, dönemin siyaset kulislerinde bu durumun pek de sevinçle karşılanmadığı biliniyor. Ayrıca Fransa Cumhurbaşkanının 1989 Aralığında Demokratik Almanya Cumhuriyeti’ne yaptığı resmi ziyaret de son derece zamansız kaçmıştı. Fransızların büyük ve çok güçlü bir Almanya’nın geri dönüşüne ilişkin eski korkuları canlanmıştı. Fransız gazetelerinde, tehditkar bir Alman kartalının yer aldığı birinci sayfalar hala hatırımda. Fakat nihayetinde Paris yeniden birleşmeye ilişkin doğru bir bakış açısı kazandı.

Günümüzde insanlar Doğu Almanya’nın Federal Almanya’ya dahil edilişi sürecine hayranlıkla bakıyor. Siyasetçilerden sıklıkla Fransa’nın aynı durumda böyle bir azim gösteremeyeceğini duymak mümkün. Doğu Alman eyaletlerindeki mevcut zorlukları unutma ya da önemsizleştirme gibi bir eğilim mevcut. Almanya yeniden birleştiğinden ve Berlin yeniden başkent olduğundan beri Fransa’da bu ülkeye ilişkin kafalardaki resim de yavaş yavaş değişti. Almanya ve İkinci Dünya Savaşı ilişkilendirmesi yavaş yavaş kaybolurken Alman sineması dikkat çekmeye başladı. Hatta kimi oyuncu ve yönetmenlerin Fransa’da kendi ülkelerinde olduğundan daha büyük bir coşkuyla karşılaştıkları bile söylenebilir. Ayrıca 2006 Dünya Futbol Şampiyonası sırasında tüm ülkeye hakim olan neşeli yurtsever hava da Fransa’da sempatiyle karşılandı. Bu konudaki fikirlerimi soran Alman gazeteciler, durumu olumlu karşıladığımı duyunca rahatlamış görünüyorlardı.

Fakat aynı zamanda Almanya’nın Avro krizi konusundaki tavrı Fransa’da her zaman olduğu gibi öfkeli tepkilere yol açtı. Almanya’nın eskiden yaptığının aksine şikayet etmeden para ayırmayı kabul etmemesi Fransız ortaklarında şüphe uyandırıyor. Kimi yorumcular Almanya’nın artık Avrupa projesiyle ilgilenmediğini dahi iddia ediyorlar. Buna tek sebep de, Almanya’nın bugün dayanışma paktı konusunda farklı bir kavrayışı savunması. Hiç kuşkusuz bu gerilim Alman Birliği’nin 20. yılının, Fransa’da 2009’da Duvar’ın yıkılışı kutlamalarına benzer şekilde kutlanmasına katkı sağlamayacak.

Cécile Calla 2003 yılından beri Berlin’de yaşıyor. 2006’dan Mart 2010’a kadar günlük Fransız gazetesi “Le Monde”un temsilciliğini yürüttü. Şu anda bağımsız gazeteci olarak çeşitli Fransız dergileri ve gazeteleri için haber yapıyor. 2009 yılında Almanya’daki deneyimleriyle ilgili “Tour de Franz” adlı bir kitap yayınladı.

04.06.2010
Bookmarks
| |