Sunday, 27.05.2012 14:54
 
 

Güncel

World

Muslim Brotherhood to face Egypt's old guard  

Business

Finance Watch keeps an eye on markets  

Culture

Euphoria for Sweden in Eurovision 2012  

Portre

“Benim sorumluluğum var”

Türk asıllı Alman yönetmen Fatih Akın çevreyi korumak için çalışıyorİleri

Goethe-Institut Istanbul’un etkinlikleri

Okuma kulübü: Ekim 2011'den itibaren ayda bir, Almanca okuma kulübü  

Keşif turu: Randevu üzerine, İstanbul Beyoğlu'nda Alman İzleri  

Keşif turu - YENİ!: Başvuru üzerine, İstanbul Beyoğlu’nda Avrupai...  

Bookmarks
| |

SÖYLEŞİ

“Müzik en büyük esin kaynağı”

Sahneye çıktığı salonda satılmamış bilet kalmıyor: Güney Afrika doğumlu kemancı Daniel Hope dünyanın en başarılı solistlerinden ve en çok rağbet gören klasik müzik yıldızlarından biri. Bach’ın modernliği, Barok’la rockun karşılaşması ve müziğin gücü üzerine bir söyleşi.

Sayın Hope, şu anda Mecklenburg-Vorpommern Festivali’nin “sanatsal partneri” olarak Kuzey Almanya’da bulunuyorsunuz. Bu tam olarak ne anlama geliyor?

Bana uzun yıllardır sıkı bağlar kurduğum bu festivalin organizasyonunda da müzikal anlamda elimin değmesi fırsatı verildi. Festivalin organizatörü bir buçuk yıl kadar önce, benim bizzat çalmamın yanısıra bir konser dizisi düzenleyip, seçtiğim müzisyenleri davet edip belli bir konsept oluşturmak isteyip istemeyeceğimi sordu. Geçtiğimiz Ağustos ayının son haftası “Birşeyler Yap” başlığı altında bariton Thomas Quasthoff ve klarinetçi David Orlowsky gibi ünlü müzisyenlerin de katılımıyla Almanya’nın ilk iklim dostu klasik müzik konserini verdik. Mümkün olduğunca iklim dostu olabilmek için elimizden geleni yaptık – temiz elektrikten hibrid otobüslere kadar. Sonuç harikaydı. Mecklenburg-Vorpommern’de 1000 ağacın dikimi için yeterli parayı topladık.

“Ne zaman alkışlamalıyım?” adlı kitabınızda dünyadan 13 ünlü konser salonunu tanıtıyorsunuz. Bunlardan dördünün Almanya’da olması tesadüf mü?

Aslında değil. Almanya çok önemli ve gelişmiş bir müzik ülkesi. Kültürel yaşam neredeyse eşsiz. Almanya’nın müzikal deneyime katkısı müthiş. Bu yüzden kitaplarımda anmadıklarım da dahil olmak üzere en sevdiğim konser salonlarından pek çoğu burada.

Siz sıra dışı mekanlarda da çalıyorsunuz. Örneğin bu yıl nasyonal sosyalizmin kurbanlarına yönelik bir anma etkinliği çerçevesinde meclis binasında çalan ilk kemancı oluşunuz gibi. Bu davet sizin için nasıl bir anlam taşıyordu?

O gün tam da orada bulunmak ve İsrail Cumhurbaşkanı Shimon Peres’in konuşmasını dinlemek son derece duygu yüklü bir deneyimdi. Benim büyük annem ve babam da Naziler tarafından yurtlarından edilen onurlu Berlinlilerdi. Eminim beni orada görmek onları da çok mutlu ederdi. Fakat benim duygularım karışıktı. Bu bir yanda büyük bir onur, bir yandaysa son derece hüzünlü bir olaydı.

Toplama kamplarında yaşamını yitiren bestecilerin eserleri için de çalışmalar yürütüyorsunuz. Bu müzik sizce neyi harekete geçirebilir?

Bence müzik geçmişi unutmamamıza yardımcı olabilir. Elbette geleceğe bakmak çok önemli. Fakat diğer yandan bu insanların unutulmaması gerekiyor. Onlar müzikleri sayesinde, kendilerinin de oradan sağ kurtulamayacaklarını bilmelerine rağmen binlerce insana son bir teselli sundular. Geçerliliğini her zaman koruyacak bir mesaj bu ve tüm insanlar için bir esin kaynağı. Ben de bu mesajın daha çok insana ulaşmasına katkıda bulunmaktan memnunum.

Almanya ve Alman bestecilerin, sizin yaşamınızda hep önemli bir rolü oldu. Almanya’yla bağlarınız günümüzde ne kadar güçlü?

Kendimi Almanya’ya çok yakın hissediyorum. Hamburg’da bir evim var ve Almanya’da yollara düştüğümde kendimi son derece rahat hissediyorum. Bu dili ve bu kültürü seviyorum. Beethoven, Brahms, Goethe, Heine – Alman kültürü biz sanatçılara ilham kaynağı olan inanılmaz büyük bir hazine.

“Aile Parçaları” kitabınızda ustanız Yehudi Menuhin’in Beethoven’da “kendi Almanyası”nı gördüğünü yazmışsınız. “Sizin” Almanyanız hangi bestecide yatıyor?

Sadece olmasa da Beethoven benim için de başta gelenlerden biri diyebilirim. O benim için Almanlığın, özgür düşünce, enerji ve bağımsızlığın vücut bulmuş hali. Onun müziği son derece Alman. Fakat bence aynı şey Brahms için de geçerli. O da benim için Beethoven’la aynı zirveyi paylaşıyor.

Bir keresinde “Bach en derinlikli ve modern bestecidir” demişsiniz. 300 yıllık bir müzik ne kadar modern olabilir?

Günümüzde bile Bach’ın yaratıcı zenginliğine ulaşabilen besteci neredeyse yok. Nasıl başardığı bilinmese de zamanının 300-400 yıl ilerisinde. Onun fikirleri, ortaya çıkardığı değişik tınılar ve renkler, hislerini notalara yansıtarak iletme becerisindeki mükemmel stili bana göre onu eşsiz kılan özellikler. İşte bu sebeplerden ötürü Bach, eserleri müziğin her türüyle harmanlayıp düzenlenebilen nadir bestecilerden biri. Bach’ı cazlaştırabilirsiniz, Küba müziğiyle harmanlayabilirsiniz fakat Bach’ın müziğini rezil etmeyi beceremezsiniz. Bach her zaman güzel tınlar. Çünkü müziği işte öylesine görkemli, öylesine dahiyanedir.

Sıklıkla günümüz bestecilerine de eser siparişleri veriyorsunuz. Aralarında Alman­ya’dan da besteciler var mı?

Almanya’ya sipariş ettiğim birkaç beste de var, evet. Örneğin mükemmel bir besteci olan Jan Müller Wieland. Onun bestelediği keman konçertosunu Konzerthaus Berlin’de seslendirmiştik. Ben her zaman yeni besteciler için gözlerimi ve kulaklarımı dört açıyorum.

Güncel müzik dinleyiciler açısından genellikle oldukça zorlayıcı olabiliyor...

Evet, kimi zaman son derece haklı olarak. Günümüzde dinleyicelere ihtiyacımız yok, biz kendimiz için yazıyoruz diyen pek çok besteci var. Ben kişisel olarak bunu kabullenmekte zorlanıyorum. Elbette insan sadece dinleyici kitlesi için yazamaz fakat belli konseptler, insan kulağının ve duyuşunun aşina olduğu ve olmadığı şeyler arasındaki tüm bağların koptuğu noktaya gelecek kadar herşey elinin tersiyle itildiğinde yorumcu için müziği iletmek de son derece zorlu bir hal alıyor. Fakat bana göre 21. Yüzyıl güncel müziğinde yüzünü yeniden melodiye dönen büyük bir hareket var. Ben bu müziği sevinçle karşılıyorum. Düşüncelerini özgürleştiren fakat gene de melodiyi müziğe entegre eden bir kaç genç besteci var. Ben gelecek kuşaklara da kalacak güncel müziğin bu türden olduğuna inanıyorum.

Siz müzik coğrafyası Almanya’ya baktığınızda ne gibi artılar görüyor, nelerin daha iyi olabileceğini düşünüyorsunuz?

İster şehir operası olsun ister devlet orkestrası ya da bir müzik akademisi, her şehirde müzikal bir merkez var. Bu Avrupa müzik coğrafyasında neredeyse eşi benzeri olmayan bir durum. Müzik gerçekten de her yerde. Almanya bunu mutlaka korumalı. Sorun ise sıklıkla okullarda müzik dersinin müfredattan çıkarılması. Bu yüzden pek çok çocuk ve genç müziği kişisel deneyimine kayma şansını yitiriyor.

Klasik müzik dünyasının bir krizde olduğunu düşünüyor musunuz? Bugün hiç olmadığı kadar çok konser ve festival düzenleniyor. Yoksa bu görünüme aldanmamak mı gerek?

Hayır, görünen şey doğru. Fakat gelecekte bir krize yakalanmamak için dikkatli olmamız gerek. Kendi turne programıma ya da meslektaşlarımınkine baktığımda önümüzdeki yılların yüzlerce festivalle çoktan dolduğunu görüyorum. Fakat dinleyici kitlesi gittikçe yaşlandığı için dikkatli olmalıyız: Daha çok genç insanı klasik müzikle kaynaştırmalıyız.

Bu açıdan özellikle ne tür denemelerin başarıyı yakaladığını düşünüyorsunuz?

Konzerthaus Berlin’de gerçekleştirilen organizasyonlar mükemmel. Orada anne babaların çocuklarını getirebileceği bir Pazar sabahı konser dizisi var. Çocuklar ücrete tabi olmadan özel ilgi görüyor ve kendileri özel bir müzik programına kavuşuyorlar. Ya da piyanist Lars Vogt’un “Rhapsody in School” programı: Şu anda sayıları birkaç yüzü bulan ünlü müzisyenler bu programa katılıyor. Okulları ziyaret ediyor, çocuklar ve gençlerle doğrudan temas kuruyoruz – bunun etkisi büyük. Biz müzisyenler herşeyi gönüllü yapıyoruz ve zaten olması gereken bu. Fakat gene de proje daha fazla resmi finansal desteğe ihtiyaç duyuyor. Ne yazık ki şu haliyle yeterli değil.

Alman dinleyiciler hakkındaki görüşleriniz neler? Sizce yeniliklere ne denli açık bir kitle?

Almanya’da klasik müzik ciddiye alınıyor ve yüksek bir konuma sahip. Bu bence harika. Nerede bulunduğunuza bağlı olarak dinleyiciler son derece açık olabiliyorlar. İnsana Berlin’de her şey olabilirmiş gibi geliyor. Bunun ne kadar isabetli bir algılama olduğunu bilmiyorum. En azından dinleyicilerin son derece açık fikirli olduğu duygusunu taşıyorum. Aynı şey Köln için de geçerli. Sanırım şu anda pek çok şey değişim halinde. Örneğin “Yellow Lounges” gibi klasik müziği gece kulüplerine taşıyan konseptlerin etkisiyle. Ben buna çok olumlu yaklaşıyorum.

Sizin klasik müzik dışındaki türlerle temas etmek konusunda son derece rahatsınız.

Müziğe açık olmanın çok sağlıklı olduğuna inanıyorum. İnsanın yalnızca klasik müzik yaptığı için diğerlerinden daha iyi olduğu düşüncesi saçma. Bu yıl Bonn Beethoven Festivali’nde genç Alman rock grubu Bakkushan’la birlikte çalacağım. Barok ve rock arasında bir atışma olacak – hangi müziğin daha canlı olduğunu kanıtlamak istiyoruz. İki müzik türü arasındaki ilk “Battle Royal” olacak.

Rock veya Barok: Birkaç cümleyle sizce müziğin gücünü nereden aldığını özetleyebilir misiniz?

En önemlisi müziğin, hakkında pek fazla şey bilmeye gerek kalmadan insanı etkileyebilmesi. Dinden ve dilden bağımsız. Bence müzik en büyük ilham kaynağı..

Söyleşiyi yapan: Janet Schayan.

19.08.2010
Bookmarks
| |