Sunday, 27.05.2012 14:52
 
 

Güncel

World

Muslim Brotherhood to face Egypt's old guard  

Business

Finance Watch keeps an eye on markets  

Culture

Euphoria for Sweden in Eurovision 2012  

Portre

“Benim sorumluluğum var”

Türk asıllı Alman yönetmen Fatih Akın çevreyi korumak için çalışıyorİleri

Goethe-Institut Istanbul’un etkinlikleri

Okuma kulübü: Ekim 2011'den itibaren ayda bir, Almanca okuma kulübü  

Keşif turu: Randevu üzerine, İstanbul Beyoğlu'nda Alman İzleri  

Keşif turu - YENİ!: Başvuru üzerine, İstanbul Beyoğlu’nda Avrupai...  

Bookmarks
| |

Karşınızda Almanya Orkestrası

Burada müzik var, burada pek çok yeni ses tınlıyor: Almanya klasikten popa dünyanın en canlı müzik coğrafyalarından biri. Almanya’dan müzikal seçmeler.

Janet Schayan

Tüm Alman müzisyenlerinin aynı anda çaldığı varsayımsal bir “Almanya Orkestrası” nasıl tınlardı. Bach mı, Beethoven mı, Schumann mı, Mendelssohn mu, Brahms mı yoksa Wagner mi çalardı? Ya da Hindemith, Stockhausen, Henze, Rihm? İnsanın kulağı yıldız kemancı Anne-Sophie Mutter’in mükemmel entonasyonunu aradan seçebilir miydi – ya da Almanya’nın ilk sıradaki kemancılığını yapan ciddiyet sahibi genç rakibi Julia Fischer’in ya da cool olarak bilinen David Garrett’in? Kim bilir belki de Thomas Quasthoff’un ılık bas bariton sesi, Jonas Kaufmann’ın berrak tenor tınıları ya da Annette Dasch’ın ışıldayan soprano sesi araya karışırdı. Bu isimlerin her biri tüm dünyanın konser salonlarında ağırlanıyor. Peki baton kimin elinde bulunurdu? Eski ustalardan Leipzig Gewandhaus Orkestrası’nın onursal şefi Kurt Masur bu görevi hakkıyla yerine getirebilirdi. Elbette Almanya’nın en ünlü orkestrası Berlin Filarmoni’nin başındaki isim olan İngiliz şef Sir Simon Rattle da olabilirdi. Öte yandan “Tokio Hotel”den Bill Kaulitz’in, sırasını beklemeden yükselttiği sesi genç kızlardan oluşan hayran bloğundan yükselen histerik çığlıklarla bastırılabilirdi. Ya “Toten Hosen”dan Campino kendini çılgınca sahneye atarak rol çalabilirdi. Hem de Herbert Grönemeyer kükrercesine “Bochum” diyemeden ya da Nena ve Lena “99 Luftballons”u ya da “Satellite”i söylemeye başlamadan.

Bu varsayımsal “Almanya Orkestrası”nın sahne alışında ciddi yer sıkıntısı yaşanırdı: Zira bu kadar çok yönlü, bu kadar yoğun ve zengin bir müzik ortamına sahip başka bir ülke bulmak zordur; Almanya müzisyenleriyle müzik tarihinin birçok sayfasını yazmış ve yazmaya devam eden bir ülke. Tüm dünyadan genç virtüözlerin akın ettiği harika müzik yüksek okulları var. Ülkenin bir ucundan diğerine çok sayıda önemli festivalle zenginleşen çok yönlü bir caz kültürü, birbirinin içine geçmiş halde tekno, house ve rap kültürü burada yaşıyor. “Silbermond” grubunun çıkardığı Almanca sözlü yeni hit parçaları, “Wir sind Helden” ve 2009 yılında Almanya’nın en başarılı albümünü çıkarmış olan (Michael Jackson ve Lady Gaga’yı da geride bırakarak) Peter Fox gibi isimleri de unutmamak gerek.

“Müzik ülkesi Almanya” deyince bugün de çoğunlukla akla önce klasik müzik geliyor. Buna şaşırmamalı. Ülkede 133 senfoni orkestrası mevcut, aralarında Münih Filarmoni, Berlin Devlet Orkestrası, Leipzig Gewandhaus Orkestrası, Bamberg Senfoni Orkestrası ve Berlin Filarmoni gibi olağanüstü orkestralar da olmak üzere. Hepsinin başında da uluslararası çapta şefler. On iki radyo orkestrası ve radyo senfoni orkestrası da önemli. İsimleri kulağa fazla parıltılı gelmese de. Bu nedenle Hessen Radyosu’nun orkestrası yurt dışında ismini Frankfurt Radio Symphony Orchestra olarak kullanıyor. Burada da baton büyük bir ismin elinde: 2010 yılında en iyi orkestra şefi ödülünü alan Este Paavo Järvi.

Bu çeşitliliğin ve uluslararası müzik yıldızlarını çeken cazibenin sebebi Almanya’nın tek bir kültürel merkeze değil 16 eyaletteki pek çok farklı merkeze sahip olmasına olanak tanıyan federal yapısı. Ayrıca federal devleti eyaletler ve belediyelerin sağladığı geniş finansmanın da önemi büyük. Almanya’da kamusal kaynaklarla finanse edilen 84 opera hizmet veriyor. Tüm dünyada toplam 560 kalıcı ve profesyonel opera olduğu düşünülürse bu rakamın önemi daha net ortaya çıkıyor: Bu duurmda dünyadaki her yedi operadan biri Almanya’da bulunuyor. Halkın yaklaşık yüzde sekizi potansiyel opera dinleyicisi. Diğer tüm ülkelerden yüksek bir oran.

Yine de klasik müzik için yeni dinleyici kuşağına ilişkin kaygılar var. Konser salonlarını dolduran dinleyici kitlesi 50 üstü yaş grubundan oluşuyor. Öte yandan 2009 yılında 30 yaş altı klasik müzik tüketicilerinin sayısı her ne kadar genele oranla sadece yüzde 4,7 ile sınırlı kalsa da bu oran kendi içinde yüzde 74 artış gösterdi. Bunda Aachen doğumlu “pop yıldızı kemancı” David Garrett’ın parmağı olabilir ya da neredeyse her operanın ve orkestranın genç dinleyicilere özel programlar hazırlamasıyla da ilgili olabilir: Hamburg orkestra karaokesine davet ederken Dortmund Konser Salonu pop konserleri abonmanlığı sunuyor. Frankfurt am Main’de ise “Music Discovery Project” klasik müziği rap ve hip hop yıldızlarıyla buluşturuyor. Hatta Wagner’in, kendi mitosunu yaratmış olan ve günümüzde kaderi bestecinin büyük torunları tarafından belirlenen “yeşil tepe”sinde, Bayreuth Festivali’nde dahi bir çocuk operası ve açık hava ekranlarına taşınan canlı yayın gibi etkinlikler var. Katharina Wagner 2011 için Wagner müziğiyle kulüp etkinlikleri sunmayı düşünüyor. Klasiğin yozlaşması mı yoksa zamana ayak uydurmak mı? Wagner’in kendisinden bir alıntı yapalım: “Çocuklar yeni şeyler yapın! Yeni, ille de yeni! Ola ki eskiye takılırsanız atalet iblisini çağırır ve yeryüzünün en mutsuz sanatçıları olursunuz”.////

09.09.2010
Bookmarks
| |