ABD
Sayın Irwin, “Made in Germany” ifadesi günümüzde ABD’de kulağa nasıl geliyor? Siz bu “marka”yla hangi özellikleri bağdaştırıyorsunuz?
ABD’de “Made in Germany” yüksek kaliteyle eş anlamlıdır. Her ne kadar fiyatlar biraz daha yüksek olsa da Amerikalılar bu damgayı yüksek standartlarla ve bu damganın vaat ettiklerinin içini dolduran yenilikçi ürünlerle bağdaştırıyorlar.
Ürünlerin ve hizmetin küreselleşmiş bir dünyada hangi ülkeden geldiklerinin gerçekten belirleyici bir rolü kaldı mı sizce?
Bence bu sorunun yanıtı ürününe bağlı. Genel olarak şöyle diyebiliriz: Ürünler gün geçtikçe yerine bir başkası konulabilir hale geliyorlar. Tekstil ya da tarım ürünleri gibi fazla özelleşmemiş ürünler söz konusu olduğunda hangi ülkeden geldiğinin önemi azalıyor. Küreselleşmiş dünyamızda pek çok marka küresel markalar olarak düzenlenmiş durumda. Tüketici sıklıkla aldığı ürünün hangi ülkeden geldiğinden habersiz. Hangi şirket tarafından ya da hangi ülkede üretildiği bir ürün için pek çok durumda ya hiç rol oynamıyor ya da ikincil önem taşıyor. Tüketici genellikle bir markayı, o markanın vaat ettiği değerler kendisine hitap ettiği için satın alıyor. İnsan belli bir marka otomobil alıyor çünkü ona belli bir yaşam duygusu vaat ediyor. Bununla birlikte Alman ürünleri geleneksel olarak özellikle de makine ve yatırım ürünleri söz konusu olduğunda yüksek kaliteyle bağdaştırılıyor ve dünya çapında popülaritesinin keyfini sürüyor.
Kişisel bir soru: En sevdiğiniz Alman ürünü hangisi?
Tek bir “en sevdiğim” ürün yok. Almanya’da üretilmiş sevdiğim pek çok şey var. Benim düşkün olduğum şeyler de zaman içinde değişebiliyor. Ama araba konusunda kalırsak, günümüzde arabalar teknik açıdan gittikçe birbirine benziyor. Dolayısıyla markaların profillerini yalın teknoloji dışında başka birtakım özelliklerle oluşturmaları ve kendilerini konumlandırmaları gerek. Ama ben net bir şekilde konumlandırılmış güçlü ürünlerin gelecekte de güçlü kalacaklarına inanıyorum.
Almanya’nın ihracatı Avro-Dolar paritesine fazla mı bağımlı?
ABD Alman ürünleri için Avrupa Birliği’nin ardından en büyük pazar ve doğrudan Alman yatırımlarının yapıldığı en önemli bölge. Almanya ortalamanın üzerinde lüks otomobil ve makineler gibi ileri teknoloji ürünleri ihraç ediyor. Böyle ürünler de düşük bir Dolar-Avro paritesinden faydalansa da fiyatın belirleyici olduğu çok üretilen ürünler daha ciddi şekilde fayda sağlıyor. Avro’nun zayıflaması, “made in Germany” ürünlerin dünya pazarında ucuzlamasıyla kısa vadede bir rahatlamaya sebep olabilir. Fakat öte yandan düşük bir Avro kuru dolayısıyla önemli bir kaynak olan ABD piyasasından yapılan alımlar belirgin şekilde pahalı hale geliyor.
Fred B. Irwin – ABD’li Irwin Almanya’daki Amerikan Ticaret Odası’nın başkanı. Almanya’da iki ulus arası ticaret odalarının en eskisi olan bu kuruluş, iki ülke arasındaki ticari ilişkileri destekliyor. Odanın 3000 civarı üyesi var.
Arap Dünyası
Sayın Al-Mikhlafi, “Made in Germany” ifadesi günümüzde Arap dünyasında kulağa nasıl geliyor? Siz bu “marka”yla hangi özellikleri bağdaştırıyorsunuz?
“Made in Germany” Arap ülkelerinde yüksek kalite ve güvenilirlik anlamına geliyor. İnsanlar Almanya’dan gelen ürünlere daha fazla para ödemeye hazırlar çünkü bunun karşılığında daha değerli bir ürün alacaklarını biliyorlar. Yani kim ucuz mal alırsa iki kere alır. Arap ülkelerinde insanlar bunun Alman ürünleri için geçerli olmadığını biliyor. Tabii başka bölgelerden gelen ürünlerin de Arap ülkelerinde iyi şekilde temsil edildiklerini es geçmemek lazım. Yalnızca Japon ve Kore malları değil, Çin ve diğer geçiş aşamasındaki ülkelerinden ürünler de iddialı olabiliyor. Dolayısıyla Almanların bu pazarda fiziki olarak varlık göstermesi ve işbirliği bağlantıları kurması şart. Bu durum ticaret için olduğu kadar yatırımlar için de geçerli.
Ürünlerin ve hizmetin küreselleşmiş bir dünyada hangi ülkeden geldiklerinin gerçekten belirleyici bir rolü kaldı mı sizce?
Ürünün veya hizmetin nereden geldiği, yüksek kaliteli ürünlerde bir rol oynuyor. Daimler ya da Siemens gibi şirket isimleri Almanya ve kalite ile eşanlamlı. Ve müşteriler yüksek kalite satın almak istediklerinde isim ve ürünün hangi ülkeden geldiği önemli rol oynayan ölçütler. Fakat bu durum yalnızca büyük Alman markaları için geçerli değil. Son derece yenilikçi ve büyük özenle tasarlanıp hazırlanmış ürünler sunan küçük ve orta büyüklükteki Alman şirketleri de tanınıyor. Bu alanda makine ve motorlu araçlardan çevre eknolojilerine, tıp teknolojisinden biyo teknolojiye ve alternatif enerji teknolojilerine kadar pek çok örnek sıralanabilir.
Kişisel bir soru: En sevdiğiniz Alman ürünü hangisi?
Ben yirmi yılı aşkın süredir Mercedes kullanıyorum. Ama beni Almanya’ya daha çok bağlayan şeyler var. Almanya’da ikinci öğrenimimi tamamladım ve 17 yıldan beri ailemle birlikte burada severek yaşamımı sürdürüyorum.
Almanya ve Arap ülkeleri arasındaki ekonomik ilişkilerin şu andaki durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Ve geleceğin hangi sektörlerde yattığını düşünüyorsunuz?
Arap-Alman ekonomik ilişkilerini en kısa yoldan, şartlara bağımlı olmayan olarak tanımlayabiliriz. Herhalde bunu en iyi kanıtlayan şey, Almanya’nın kriz yılı 2009’da Arap dünyasına yaptığı ihracat rakamları. Alman ihracatı dünya çapında bir önceki yıla göre yüzde 18,4 oranında gerilerken bu oran Arap ülkelerinde yalnızca yüzde 13,4 ile sınırlı kaldı. Bunlara ek olarak Arap ülkeleri Alman şirketleriyle daha yoğun stratejik ortaklıklar kurarak belli bir güven zeminine de işaret ediyor. Örneğin ilk ağızda aklıma Katar’ın Volkswagen’e ya da Kuveyt ve Abu Dabi’nin Daimler A.Ş’ye katılımları geliyor. Abu Dabi ayrıca Dresden kentinde bulunan yarı iletken üreticisi firma Globalfoundries ve Ferrostaal A.Ş.’nin (üstelik çoğunluk hisseleriyle) yanısıra Nobiskrug ve Blohm + Voss tersanelerinin de hissedarı oldu.
Ayrıca ekonomi siyaseti düzeyinde de ilişkileri ancak çok iyi olarak tanımlayabiliriz. Mayıs ayında Alman şansölyesi Arap körfez ülkelerini ziyaret etmişti. Alman Dışişleri Bakanı ise Ocak ayında burada bulunmuş ve mayıs ayında da Orta Doğu’daki dört Arap ülkesine ziyaretlerde bulunmuştu. 2010 yılında üst düzey Alman politikacılarını bu denli sık ağırlayan başka bir bölge herhalde yoktur. Öte yandan Arap siyasetinden üst düzey şahsiyetler de bu yıl Almanya’ya ziyaretlerde bulundu ve böylece ekonomi dünyasından temsilcilerle biraraya geldi. Örneğin Ghorfa’nın da davetiyle yüksek şirket temsilcileriyle bir araya gelen ve Alman ekonomisini kendi ülkesinde daha çok yatırım yapmaya davet eden Kuveyt emiri bunlardan biriydi.
Abdulaziz Al-Mikhlafi – Elçi sınıfında bir diplomat olan Al-Mikhlafi bir Yemenli. 2000 yılından beri Ghorfa Arab German Chamber of Commerce and Industry’nin genel sekreterliğini yürütüyor. Bu ticaret odası, 22 Arap ülkesiyle bağlantılar kuruyor ve Arap piyasalarına ilk adımı atmak isteyen Alman şirketlerine giriş aşamasında destek oluyor.
Çin
Sayın Wang, “Made in Germany” ifadesi günümüzde Çin’de kulağa nasıl geliyor? Siz bu “marka”yla hangi özellikleri bağdaştırıyorsunuz?
“Made in Germany” Çin’de olağanüstü bir prestije sahip. Bu ibare en iyi kalitenin, en yeni teknolojinin ve güvenilirliğin ifadesi – aynı zamanda da yüksek bir fiyatın.
Ürünlerin ve hizmetin küreselleşmiş bir dünyada hangi ülkeden geldiklerinin gerçekten belirleyici bir rolü kaldı mı sizce?
Bence hala var. Örneğin Almanya’dan gelen ürünler ve hizmetler diğer pek çok ülkeden gelen ürünlere kıyasla daha büyük bir güven uyandırıyor.
Kişisel bir soru: En sevdiğiniz Alman ürünü hangisi?
Arabalar. Aslına bakarsanız ne yazık ki birkaç yıl önce ilk arabamı alırken finansal sebeplerden ötürü bir Fransız markasında karar kılmak zorunda kaldım. Fakat ikinci arabam kesinlikle Alman yapımı olacak.
Çin Almanya’nın Asya’daki en önemli ticari partneri iken Almanya da Çin’in Avrupa’daki en önemli ticari partneri. Siz mesleğinizde ne gibi yeni oluşumlar ve eğilimler tespit ediyorsunuz?
Bir zamanlar Alman firmaları Çin’e yatırım yapmak üzere gelirlerdi. Ama gelecekte bu durum değişebilir. Nitekim her geçen gün daha çok Çinli firma Almanya’da yatırım yapma fikrine ilgi gösteriyor. Çinli şirketler bugün artık yalnızca Alman ürünleriyle ilgilenmiyorlar, Alman teknolojisine de yakın ilgi gösteriyorlar.
Yang Wang – Bir zamanlar şansölyelik bursundan yararlanmış olan Wang, Xiangtan Hi-tech Zone Investment Promotion Department’ın vekil müdürü ve aynı zamanda Hessen Ekonomi Bakanlığı’nın Çin’deki Hunan Bölgesi sorumlusu.
Japonya
Sayın Hitara, “Made in Germany” ifadesi günümüzde Japonya’da kulağa nasıl geliyor? Siz bu “marka”yla hangi özellikleri bağdaştırıyorsunuz?
Alman ürünlerine damgasını vuran güçlü bir “felsefe” var. Üreticiler, ürünün içerdiği fikre inanmış ve onunla bütünleşmiş bir şekilde bu fikrin peşinden gidiyor ve onu hayata geçirmek istiyorlar. Bu anlayış, kimi zaman müşteriyi belli miktarda rahatsız edici bir hal alabiliyor. Fakat bu “ürün felsefesi” tam tersine müşteriler için özellikle cazip de olabiliyor. Pek çok Japon için ürünlerin dayanıklılığı ve verilen paranın karşılığının alınması da önemli. Bunun için çok para ödemek gerekse de Japon tüketiciler bundan kaçınmıyorlar. Japonya’daki çoğu insan “Made in Germany” ibaresini tanınmış otomobil markalarının olumlu imajıyla bağdaştırıyor.
Ürünlerin ve hizmetin küreselleşmiş bir dünyada hangi ülkeden geldiklerinin gerçekten belirleyici bir rolü kaldı mı sizce?
Yurtdışında kaliteyi kontrol edebilmek kendi ülkenize oranla daha güç. Örneğin Japon otomobil üreticisi Toyota bu soruna kısa süre öncesinde yakından tanık oldu. Yaşanan sorunun sonucunda Toyota ABD’de büyük bir geri çağırma süreci başlatmak zorunda kaldı. Japonya’da pek çok insan üretimin yurtdışına taşınmasının, kalite kontrolü üzerinde olumsuz bir etkisi olduğu görüşünde. Ben bu tür durumlarda soruna yol açan şeyin daha ziyade şirket içinde bir kalite yönetimi sorunu olduğuna inanıyorum. Teknolojisini dünya çapında dağıtan bir firmanın bu duruma uygun düzgün şekilde işleyen bir kalite kontrol yönetimi olması gerekiyor.
Kişisel bir soru: En sevdiğiniz Alman ürünü hangisi?
Alman yapımı bir bıçak setim ve dağcılık donanımlarım var. Ayrıca arabamda da Bosch’a ait aksesuarlar bulunuyor.
Japonya ve Almanya, iki ülke de ileri teknoloji alanında güçlü ülkeler. Sizce hangi alanlarda Japonya güçlü, hangi alanlarda Almanya?
Alman ürünlerine damgasını vuran etkenler güçlü bir şirket felsefesi ve orijinal teknolojinin yanısıra belli bir özgüven duygusu. Görece daha müşteri odaklı olan Japon ürünlerindeyse ürünün pratik kullanım alanları ve ilgi çekici olup olmadıkları belirleyici. Bu iki ülke, piyasaya kaliteli ürünler sunsa da birbirlerinden kurumsal düşünme biçimleriyle ayrılıyorlar.
Ikuo Hitara – Japonya’nın önde gelen ekonomi gazetelerinden “Nikkei” baş muhabiri.
Hollanda
Sayın de Graaf, “Made in Germany” ifadesi günümüzde Hollanda’da kulağa nasıl geliyor? Siz bu “marka”yla hangi özellikleri bağdaştırıyorsunuz?
Güvenilirlik, sağlamlık, kalite, titizlik ve en ince ayrıntısına kadar dikkatlice düşünülmüş ürünler.
Ürünlerin ve hizmetin küreselleşmiş bir dünyada hangi ülkeden geldiklerinin gerçekten belirleyici bir rolü kaldı mı sizce?
Elbette eskisine kıyasla daha az. Gene de “Made in Germany” benim için kaliteli ürünlerin üretildiği bir ülkeye dair olumlu bir çağrışıma hep sahip olacak.
Kişisel bir soru: En sevdiğiniz Alman ürünü hangisi?
“Otomotiv”in içerdiği herşey. Özellikle de yüksek kaliteli markaların pek çok bölgenin yanısıra Asya’ya ihracatındaki artışa bakılacak olursa bu konuda yalnız olmadığım ortaya çıkacaktır.
Hollanda Almanya’nın en önemli ithalat partneri ve bu alanda Çin Halk Cumhuriyeti’ni ikinci sıraya itiyor. Sizce bu durum kendini gelecekte de koruyacak mı?
Bence öyle olacak. Coğrafi yakınlık, kara ve su yoluyla uygun bağlantılar ve yıllar boyu süregelmiş iyi ilişkiler bu konuda avantaj sağlıyor. Hollanda Almanya için petrol, doğalgaz ve sürdürülebilir enerjilerin yanısıra kimya, gıda maddeleri ve otomotiv tedariği konusunda önemli bir partner. Bu sıkı yapılanma yıllar içerisinde sağlamlaştı ve tarafların icraatları konusunda karşılıklı büyük güven kazanmasını sağladı. Ticari anlayışlar birbirine benziyor ve son zamanlarda futbol konusunda dahi iyi geçinmeye başladık. Benim görüşüme göre Hollanda daha uzun süre Almanya’nın bir numaralı partneri olmaya devam edecek. Elbette Hollanda da Almanya’nın!
Willem de Graaf – voestalpine Polynorm Group’un bir kolu olan voestalpine Plastics Solutions’ın yönetici direktörü, Almanya’yla yoğun ilişki içerisinde. Hollandalı şirketler grubu otomotiv tedariği konusunda öncü ve aynı zamanda Almanya’da da bir üretim ve geliştirme merkezine sahip. Küresel çapta iş yapan şirket, karoser parçalarının geliştirilmesi ve üretimi konusunda uzman.











