Sunday, 27.05.2012 13:11
 
 

Güncel

World

Muslim Brotherhood to face Egypt's old guard  

Business

Finance Watch keeps an eye on markets  

Culture

Euphoria for Sweden in Eurovision 2012  

Portre

“Benim sorumluluğum var”

Türk asıllı Alman yönetmen Fatih Akın çevreyi korumak için çalışıyorİleri

Goethe-Institut Istanbul’un etkinlikleri

Okuma kulübü: Ekim 2011'den itibaren ayda bir, Almanca okuma kulübü  

Keşif turu: Randevu üzerine, İstanbul Beyoğlu'nda Alman İzleri  

Keşif turu - YENİ!: Başvuru üzerine, İstanbul Beyoğlu’nda Avrupai...  

Bookmarks
| |

ALMAN STK’LARI

Birlikte dünyayı ­değiştirmek

Birçok alanda yardımcı oluyor, öğütler veriyor, gerçekleri su yüzüne çıkarıyor ve değişim için çalışıyorlar: Alman STK’lar tüm dünyada önemli toplumsal aktörler

Rainer Stumpf

Koyu zümrüdi yeşil lekelerle kaplı büyük, açık kahverengi bir yüzey. Üzerini beyazımsı bir tül kaplamış sanki. Modern resim mi? Yoksa bir bilgisayar grafikerinin renklerle sergilediği bir oyun mu? Dünya’dan alınmış bu uydu fotoğrafı şaşırtıcı şekilde soyut bir görünüme ve etkiye sahip. Ortaya çıkardığı şeyse birçok insan için yaşamsal tehdit unsuru taşıyan bir gerçek. Uzaydan Orta Asya’da bulunan Aral Gölü’nü, daha doğrusu ondan geriye kalanları yansıtan bu resim, hem iklim değişikliğinin hem de insanların doğayla ilişkilerinin kanıtı olarak karşımızda duruyor. Bir zamanlar dünyanın en büyük dördüncü gölü olan Aral’dan geriye birbirinden bağımsız su parçaları kalmış. Sarı bir coğrafyanın üstünde koyu yeşil benekler. Uydu resmindeki beyazımsı tül ise bir zamanlar Sovyet yönetiminin sulama projesinin bir sonucu olan su havzalarının kurumasından ötürü ortaya çıkan kum fırtınaları. İklim değişikliği ise bu süreci iyice hızlandırıyor. Buna karşın Aral’a kıyısı olan Kazakistan ve Özbekistan hükümetleri uluslararası destekle gölü hazin sonundan kurtarmaya çalışıyorlar.

2009 Mayıs ayında yayınlanan bu resmin kısa süre içinde Almanya’daki birçok sınıfın duvarına projeksiyonla yansıtılma ihtimali yüksek. Alman sivil toplum kuruluşu (kısaca STK) German­watch, tüm ülkeye yayılmış okullarda düzenlediği “İklim Seferi” projesi çerçevesinde bu tür resimleri de sergiliyor. Kasırgalar, buzulların erimesi, çölleşme – çevreye verilen zararın etkilerini ancak devasa ölçütlerde görmek birçok öğrencinin problemin büyüklüğünü kavramalarını sağlıyor. Germanwatch’ın “İklim Seferi” işe yarıyor. Proje bu özelliği sayesinde Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma İçin Stratejik Eğitim projesi olarak tanınma hakkına kavuştu. Bu Alman kuruluşu için önemli bir prestiji beraberinde getiren bir başarı. Ayrıca Almanya’daki sivil toplum kuruluşlarının öneminin de bir göstergesi. Greenpeace veya Sınır Tanımayan Doktorlar gibi önemli ­uluslar arası STK’ların neredeyse tümünün Almanya’da büroları var. Ama öte yandan dünya çapında çalışmalar yapan çok sayıda da Alman girişimi var. Bu kuruluşlar iklimin korunması ve dünyada adil bir ticaret için çalışıyor, uygulanan katliamları teşhir ediyor ya da mülteciler için tıbbi yardım ve bakım hizmetleri organize ediyorlar. Dernekler ve inisiyatifler genelde belli konulara yoğunlaşarak çalışıyorlar. Otoriter devletlerdeki politikacılar onları birer tehdit olarak görüyor. Oysa toplum onların çalışmalarının değerinin farkında. “Bay STK” olarak da anılan ve Greenpeace International’ın eşki şefi olan Thilo Bode, STKları “sivil toplumun temel taşları” olarak tanımlıyor. Sivil toplum kuruluşları siyaset arenasının kaçınılmaz bir parçası.

Büyük STK’ların çoğunun temelleri, toplumsal hareketlerin yoğun yaşandığı 60’lı ve 70’li ­yıllarda atıldı. Kuruluşların çalışmalarını yo­ğunlaştırdıkları alanlar da (çevre, kalkınma, ­sosyal adalet, insan hakları ya da barış) bu noktadan bağımsız değil. Gießen Justus Liebig Üniversitesi’nden siyaset bilimi profesörü Claus Leggewie’ye göre “Sivil toplum kuruluşları, dünya kamuoyunun politikada göz ardı edilen sorunlarını ele alıyor ve taleplerinin sözcüsü oluyorlar”. Bunun pratiğe nasıl yansıdığını Alman çevre STK’larının başarıları kanıtlıyor. 1975’de kurulan Çevre ve Doğayı Koruma Birliği (BUND), Avrupa’da çevre kirlenmesiyle ortaya çıkan orman ölümlerini siyaset dünyası bu ilişkiyi fark etmeden çok önce gündeme getirmişti. Dernek 1981 yılında söz konusu ormanlık bölgelere ilk basın gezilerini düzenledi. Ölen ağaçların fotoğrafları tüm Alman medyasında kendine yer buldu ve toplum siyaset dünyasından bu konuda bir şeyler yapmasını talep etti ve sonuçta başarıya ulaşıldı. BUND’un başarı öyküsü burada sonuçlanmadı. Çevre koruma kuruluşunun 1984 yılında toplam 100.000 Alman üyesi vardı. Bugün ise bu sayı 400.000. Tabii yüksek üye sayısının toplumda da yüksek bir bilince karşılık gelmeyeceğini hatırlatıyor Leggewie. Belirleyici olan STK’ların medyada nasıl algılandığı ve yansıtıldığı. Artık günümüzde bir sivil toplum kuruluşu kamuoyunda etkili olmayacak eylemlerle sonuç alamıyor.

Yalnızca Almanya’daki değil tüm dünyadaki STK’ların elde edilen en büyük başarı 1992 yılında düzenlenen Birleşmiş Milletler Rio Konferansı oldu. 2400 STK temsilcisi, bu çevre ve kalkınma konferansına katılırken, 17.000 kişi de konferansa paralel yürütülen STK forumuna katıldı. Siyaset dünyasında başlangıçta ciddiye alınmayan inisiyatifler bugün karar ve tartışmalarda dikkate alınan partnerler. Organizasyonlarca gündeme getirilen konuların siyaset dünyasına taşınmasına sık rastlanıyor. Kimi zaman STK’lar ve politika arasındaki sınırlar da geçirgenleşiyor. STK temsilcileri de siyasete atılabiliyor. Örneğin Amnesty International’in eski Almanya şefi Barbara Lochbihler ve Attac Deutschland’ın kurucularından Sven Giegold. Bu iki eski STK temsilcisi 2009 Avrupa Parlamentosu seçimlerinde Yeşiller Partisi’nden aday.

15.05.2009
Bookmarks
| |