Sunday, 27.05.2012 12:56
 
 

Güncel

World

Muslim Brotherhood to face Egypt's old guard  

Business

Finance Watch keeps an eye on markets  

Culture

Euphoria for Sweden in Eurovision 2012  

Portre

“Benim sorumluluğum var”

Türk asıllı Alman yönetmen Fatih Akın çevreyi korumak için çalışıyorİleri

Goethe-Institut Istanbul’un etkinlikleri

Okuma kulübü: Ekim 2011'den itibaren ayda bir, Almanca okuma kulübü  

Keşif turu: Randevu üzerine, İstanbul Beyoğlu'nda Alman İzleri  

Keşif turu - YENİ!: Başvuru üzerine, İstanbul Beyoğlu’nda Avrupai...  

Bookmarks
| |

Schiller ve sanal kültür arasında

Biyolojik şiirsellik, digital humanities, kültürlerarası filoloji: Alman filolojisi yeni araştırma alanlarıyla enformasyon çağının gerekliliklerine ayak uyduruyor. 3 yıllık bakalorya programlarının ilk mezunları ise uygulama merkezli eğitim şansına kavuşuyorlar.

Berlin’deki Brandenburg Kapısı, Köln Katedrali, Hamburg’un ünlü caddesi Reeperbahn: Yabancı turistler Almanya’yı ziyaret ettiklerinde öncelikle büyük şehirleri tercih ediyorlar. Oysa küçük bir Güney Alman kenti yabancı Alman filologlarını kendine çekiyor: Friedrich Schiller’in doğum yeri olan Marbach. Aşağıda, vadide Neckar akıyor, yamaçlarda geleneksel ahşap çatkılı binalar birbirlerine sokuluyor ve yukarıda “Schiller Tepesi”ndeki Alman Edebiyat Arşivi’ndeki (DLA) 1200’ü aşkın edebi miras tüm dünyadan edebiyat bilimcileri ve Alman filolojisi (Germanistik) uzmanlarını bekliyor. Bu öğrenim vahası herkese açık, zira DLA yüksek lisans öğrencileri ve devlet yeterlilik sınavı adaylarına cömert burslar sağlıyor ve iki yılda bir düzenlenen uluslararası yaz okuluna davet ediyor. Bilim Konseyi bu burs programını “kusursuz” olarak nitelendirirken bursiyerler de övgülerini kendi sözleriyle dile getiriyorlar: “Marbach, bugüne kadar çalışma şansını yakaladığım en iyi kütüphane”, diyor Carly McLaughlin. “Fakat daha da önemlisi burası tüm dünyadan Alman filologları için olağanüstü bir buluşma noktası.” Bamberg Üniversitesi’nde asistan olarak çalışan 29 yaşındaki Irin, Londra’daki Queen Mary College’da yüzyıl dönümü şairlerinden Richard Dehmel üzerine doktora çalışmasını sürdürüyor ve Alman Akademik Değişim Kurumu’ndan (DAAD) aldığı burs sayesinde arşivin okuma salonlarında saatlerini geçirebiliyor ve misafirhanenin terasında Yeni Zellanda, Çin ve Togo gibi ülkelerden gelen bilimcilerle, doktora ve lisans öğrencileriyle Alman edebiyatı üzerine tartışmalara katılıyor. Herkesin akademik yaşamda geleceğini tartışmalı bulduğu Germanistik dalı Marbach’ta krizden son derece uzak görünüyor.

Gerçekten de 1968 yılında pek çok insan bu bölümün miyadını doldurduğunu düşünüyordu: Berlin’de üniversite öğrencileri hep bir ağızdan “Germanistik mezara, mavi çiçek kırmızıya!” diye haykırıyorlardı. Romantizmin ünlü şairi Novalis’in simge haline getirdiği mavi çiçeği, köhneleşmiş bir edebiyatı ve kendini buna adanmış bir bilim dalını temsil ediyordu. Günümüzde de bu tartışmaya kaygı uyandırıcı sorular hakim olabiliyor: Germanistik yeni en­formasyon çağına ayak uydurabildi mi ve me­zunlarını gerektiği gibi eğitiyor mu?

Bunlar ciddi sorular çünkü her ne kadar geçtiğimiz yıllar içerisinde bu bilim dalı çöküşteki bilim dalı diye damgalanmaya çalışıldıysa da, Bolonya süreci öncesinde de yeni Bolonya yapılanmasından sonra da okuyan öğrenciler bu alana olan sadakatlerini korudular. Ayrıca filologların taksi şoförlüğü yaparak zorlukla geçim mücadelesi verdikleri şeklindeki caydırıcı resim de bu öğrencileri seçimlerinden geri döndüremedi: Şu anda Alman üniversitelerinde Alman filolojisine kayıtlı yaklaşık 80.000 öğrenci bulunuyor. 1,7 milyonluk üniversite öğrenci nüfusu içerisinde işletme, makine mühendisliği ve hukukun ardından en büyük dördüncü öğrenci grubunu oluşturuyorlar. Yabancı öğrenciler açısından da ekonomi bilimlerinden sonra en çok tercih edilen bölüm Germanistik: Federal İstatistik Müdürlüğü’nün verilerine göre 2008/2009 yılı güz döneminde 12.800 yabancı öğrenci Alman Dili ve Edebiyatı öğrenimi görüyordu.

Stuttgart Üniversitesi Yakın Dönem Alman Edebiyatı profesörü Sandra Richter, bu anlamda meslektaşlarının yaşadığı bu karmaşaya pek anlayışlı yaklaşmıyor. “Alman diline ve edebiyatına ilişkin bilinç küreselleşen çok dilli bir dünyada canlı tutulmak zorunda. Bu bizim görevimiz”, diyor 36 yaşındaki akademisyen. Richter’in kendinden emin, ama aynı zamanda işbirliğine açık ifadesi ise şöyle: Fildişi kuleden ve bilgenin inziva kovuklardan çıkıp bunun yerine kurumsal ve uluslararası işbirliği güçlendirilmeli. Kendisi bu amaç doğrultusunda iki yıl önce “Bilimde ve Edebiyatta Erken Yakın Çağ’dan Bu Yana Uluslararasılaşma” adlı iki ülkede paralel yürüyecek bir doktora programını hayata geçirmiş. Marbach Alman Edebiyat Arşivi, Robert Bosch Vakfı Tıp Tarihi Enstitüsü ve Londra’daki King’s College’la ortaklaşa yürütülen bu program DAAD tarafından destekleniyor. Bilim ve edebiyatın birbirlerine ne şekilde bağlı oldukları ve belirli metin türlerinin bilimselleşmeye ne şekilde katkıda bulundukları gibi sorular Stuttgartlı profesöre göre entegre bir dünyada her zamankinden daha büyük önem taşıyor.

Bir yandan da nöroloji araştırmalarından elde edilen ampirik bulgular Germanistik’in önüne yeni mücadeleler koyuyor: 2006 yılında Bilim Konseyi ve Alman Araştırma Topluluğu tarafından Almanya’nın dokuz elit üniversitesinden biri seçilen Münih’teki Ludwig Maximilians Üniversitesi’nde filolog Karl Eibl “bio şiirsellik” kompleksine ilişkin araştırmalar yürütüyor ve ampirik temelde bir edebiyat biliminin kapılarını açıyor: Edebiyatbilimci “şiirin oluşumu”nu evrim biyolojisine dayalı argümanlarla açıklıyor.

Uygulamalı enformatikle kesişme alanında da Germanistik için üçüncü bir yeni çalışma alanı ortaya çıktı: “Digital Humanities” başlığı altında sosyal bilimlerde yeni teknolojinin nasıl kullanışlı hale getirilebileceğine ilişkin araştırmalar yürütülüyor. Anglosakson coğrafyada King’s College London’un bu açıdan öncü rol oynaması şaşırtıcı değil, Almanya’da ise Würzburg Üniversitesi’nden Fotis Jannidis, Göttingen Üniversitesi’nden Gerhard Lauer ve Hamburg Ünivesitesi’nden Jan Christoph Meister gibi bilgisayar filologları etrafında oluşan ekipler, Germanistik alanında zamandan ve yerden bağımsız olarak kullanılabilecek ve disiplinlerarası işbirliğine katkıda bulunabilecek dijital edisyonlar, veri bankaları ve arşivler hazırlama hedefine yoğunlaşmış durumdalar.

Yeni bilimsel teorilerin, biyo şiirselliğin veya bilgisayar filolojisi ve digital humanities gibi konuların yanısıra Schiller ve Goethe okuyacak ve şiirleri yorumlayacak zaman kaldı mı geriye peki? Edebiyat profesörü Sandra Richter baş hareketiyle onaylıyor: “Elbette. Germanistik bakalorya programında ve edebiyat öğretmenliği bölümlerinin ilk dönemlerinde klasik öğrenim devam ediyor. Burada mesele temel bilgileri iletmek ve yorumlama becerisini geliştirmek. Uzmanlaşma daha sonrası için mümkün.” Richter bütün öğrencilerin alanın genişliğine ve derinliğine ilişkin bir fikir edinebilmelerini teminat altına almak için bunun tek yol olduğu görüşünde.

Hangi üniversitelerin profilinin bu alanda öne çıktığı konusunda bir fikir edinmek için Üniversite Gelişim Merkezi’nin (CHE) 2005 yılından bu yana haftalık gazete “Die Zeit” ile ortaklaşa yayınladığı üniversite derecelendirmesine başvurulabilir. Değerlendirmede öğretim programı, kütüphane donanımı ve araştırma gibi etkenlerin yanısıra 250.000 üniversite öğrencisinin kendi üniversitelerindeki öğrenim koşullarına ve hocalar yönetimindeki tek tek kürsülere bağlı olarak bölümlerin saygınlığına ilişkin görüşleri de dikkate alınıyor. CHE sıralaması herhangi bir “en iyi üniversite”nin seçiminden bilinçli olarak kaçınıyor. Tek tek etkenlerin önemine ilişkin seçim yalnızca kullanıcıların kararına bırakılmış. Bununla birlikte sıralamanın Germanistik’e ilişkin sonucu şöyle: Köklü geleneğiyle Tübingen, Göttingen ve Freiburg Üniversiteleri neredeyse her değerlendirme alanında mükemmel kategorisinde yer alırken Bamberg ve Konstanz da ortalamanın üzerinde iyi sonuçlar elde ediyor. Fakat CHE kılavuzlarına göre diğer üniversitelerde de eski kriz paniğine hiç gerek yok: Pek çok üniversite yalnızca yenilikçi araştırmalar değil, gitgide daha çok pratiğe dayalı bir Germanistik öğrenimi de sunuyor.

Örneğin Heidelberg Üniversitesi’nde 2007 Ekiminden bu yana bir “Toplum İçi Germanistik” kürsüsü bulunuyor. Bölüm öğrencilere lisansları sırasında farklı meslek perspektifleri konusunda bilgilenme olanağı sunuyor, kültür menajerliği, insan kaynakları, pazarlama, satış ve işletme komünikasyonu ve danışmanlığı alanından temsilcileri sohbet akşamlarına davet ediyor. Bayreuth Üniversitesi’nde Germanistik bakalorya programı (üç yıllık programlar) hukuk ve işletmeyle tamamlanıyor, Bamberg’de ise yayın ve telif haklarına ilişkin bilgilenme olanağı sağlanıyor.

Ayrıca sayısız yeni yüksek lisans (master) pro­gramı sınırları belirsiz şekilde, genel kültürü yüksek insanlar yerine, belirgin mesleklere yönelik uzmanlar yetiştiriyor: Göttingen Üniversitesi’nin “Kültürlerarası Germanistik: Almanya ve Çin” master programında öğrenimin yarısı Göttingen’de gerçekleşirken diğer yarısı Çin’in Pekin ve Nanking şehirlerindeki partner üniversitelerden birinde tamamlanıyor. Mezunlar kültürel elçi olarak her iki ülkede de iş piyasasına hazır vasıflı elemanlar olarak yetişiyorlar. Özellikle pratik uygulamalı ve çoğu zaman yüksek lisansla bitirilen “Yabancı dil olarak Almanca” (DaF) eğitimi 50’den fazla Alman üniversitesinde sunuluyor. DaF eğitimleri, yurtdışından Almanca öğretmeni olmak isteyen birçok insanın ilgisini çekiyor. 2010 yılının “yeni” Germanistik’i Marbach ve Göttingen arasında dünyaya açılırken Schiller ve sanal kültür arasında da alışverişe olanak tanıyor. //

Eva Jost

10.03.2010
Bookmarks
| |