Sunday, 27.05.2012 12:23
 
 

Güncel

World

Muslim Brotherhood to face Egypt's old guard  

Business

Finance Watch keeps an eye on markets  

Culture

Euphoria for Sweden in Eurovision 2012  

Portre

“Benim sorumluluğum var”

Türk asıllı Alman yönetmen Fatih Akın çevreyi korumak için çalışıyorİleri

Goethe-Institut Istanbul’un etkinlikleri

Okuma kulübü: Ekim 2011'den itibaren ayda bir, Almanca okuma kulübü  

Keşif turu: Randevu üzerine, İstanbul Beyoğlu'nda Alman İzleri  

Keşif turu - YENİ!: Başvuru üzerine, İstanbul Beyoğlu’nda Avrupai...  

Bookmarks
| |

“Güncel meselelerle ­ilgiliyiz”

Arkeolog Hermann Parzinger 2008 yılının Mart ayından bu yana Prusya Kültür Varlıkları Vakfı’nın yöneticisi. Hedefi bilimsel profili güçlendirmek ve tek tek enstitüler arasındaki bağları sağlamlaştırmak

Janet Schayan

Hermann Parzinger

Hermann Parzinger

Sayın Profesör Parzinger, Berlin’deki devlet müzeleri verimli bir yıl geçirdi: 2007’de ziyaretçi sayısında %30 artış oldu. Bunu nelere borçlusunuz?

Bir taraftan büyük sergilerin büyük bir rolü oldu: Geçen yıl New York’taki Metropolitan Müzesi’nden Yeni Ulusal Galeri getirttiğimiz eserlerle büyük empresyonist sergisi “En Güzel Fransızlar”ı düzenledik. Çok ilgi çeken bir sergi oldu. Diğer taraftansa turizmin ziyaretçi sayısındaki etkisi çok büyük ve bu anlamda Müzeler Adası’nın öne çıkan bir rolü var. Bergama sunağını ve Nefertiti büstünü herkes görmek istiyor. 2009’da “Yeni Müze” de açılınca ziyaretçiler için bir başka çekici unsur daha eklenmiş olacak. Fakat şu anda bile sınırlarımıza dayanmış durumdayız: Ziyaretçi akınını daha iyi yönlendirebilmek ve hem günümüz koşullarına hem de bu büyüklükteki bir müzeler kompleksine uygun yapıda gerekli hizmetleri sunabilmek için, David Chipperfield tarafından tasarlanan yeni Giriş Binası’nın tamamlanmasına çok ihtiyacımız var.

Berlinde’ki MoMA sergisi sırasında insanlar kuyruklar oluşturmuştu. Met koleksiyonundan oluşan empresyonistler sergisi de çok başarılıydı. Geleceği bu tür ses getiren sergiler mi belirleyecek sizce?

Kendimizi her geçen yıl ses getiren sergileri artırma baskısı altına sokmamalıyız. Bizim için çok önemli olan birçok sergi daha düzenliyoruz. Örneğin şu anda Resim Galerisi’nde o kadar tanınmasa da Michelangelo ve Raffael’in yanısıra en önemli Rönesans ressamlarından biri olan Sebastiano del Piombo’ya ait eserler sergileniyor. Bugüne kadar del Piombo’yla ilgili monografik bir çalışma yapılmadı. Bizim sergi katalogumuz, ressama ilişkin son bilimsel araştırmaları da kapsayacak düzeyde temel başvuru kaynağı niteliğinde. Her yıl, normalde müzeye gitmeyen, ama özel düzenlemelerle ilgisi uyandırılan ziyaretçileri de müzelere çekebilecek bir ya da iki sergi düzenleyebilirsek ne mutlu bize. Fakat tek amacımız her geçen gün nicelik açısından büyümek olmamalı. Bir süre sonra bu işler, yeterince hazırlıktan uzak ve bilimsel bakımdan zayıf sergilere dönüşmeye başlıyor. Şu anda Bergama müzesindeki Babil Sergisi’nin başarısı gösteriyor ki, bilim ve kitlelerin buluşabilmesinin yolu uygun konsept ve pazarlamadan geçiyor.

SPK’nın müzelerindeki eserlerin sayısı birkaç milyonu buluyor. Ama savaştan sonra Rusya’da kalmış birçok parça var hala. Çalışmalar ve araştırmalarınız dolayısıyla Ruslarla yakın bağlantılarınız var. Herkesin ümidi, eserlerin iadesi konusunda başarıya ulaşmanız yönünde.

Savaş ganimeti durumundaki sanat eserleri, görüşmelerin devletler düzeyinde yürütüldüğü çok nazik politik bir mesele. Benim sahip olduğum iyi ilişkiler ya da Rusça bilgim bu konuyu daha kolay halledilir kılamaz. Fakat “Rus-Alman Müzeler Diyalogu” gibi ortak çalışmalar çerçevesinde bir şeyler yapmaya çalışıyoruz. 30 Ekim’de Berlin’deki ilgili müzelerde düzenlenecek etkinliklerle “kayıpları ve iadeleri” konu edeceğiz. 50 yıl önce Sovyetler Birliği, aralarında Bergama Sunağı’nın da yer aldığı 1,5 milyon parçayı Doğu Almanya’ya, o zamanki Demokratik Almanya Cumhuriyeti’ne iade etmişti. Müzeler Adası bu eserlerin iadesi olmasa epey boş kalırdı elbette. Bu yüzden şükranlarımızı göstermek istiyoruz. Bu vesileyle bir milyon kadar parçanın hala Rusya’da olduğunu da anmış olacağız tabii. Ama asıl önemli olan, Rus-Alman ortak bilimsel projeleri ve sergi değiş tokuşu programlarıyla güven ortamını sağlamlaştırmak. Bu alanda çalışmalara başlanmış durumda. Puşkin Müzesi, Moskova Tarih Müzesi ve St. Petersburg’daki Eremitage Müzesi ile ortaklaşa bir bronz çağı sergisi düzenlemeyi planlıyoruz. Belki bir gün sizin de görmek istediğiniz bir çözüme ulaşmak mümkün olabilir.

SPK bünyesinde yalnızca Berlin’deki müzeler yer almıyor. Fakat enstitülerden bazıları kendiliğinden ön plana çıkıyorlar. Vakfın kuruluşlarını birbirine bağlayan şey nedir?

Bu çok önemli bir nokta. Birçok insan, en çok müzelerdeki 16 koleksiyonun çektiği dikkatle, Vakfı bir tür müzeler holdingi zannediyor. Benim amacım, SPK’yi, bünyesinde barındırdığı tüm kuruluşlarla tanınır hale getirmek. Bunu sağlamanın yolu ise kurumsal kimliğin oluşturulması ve yaygınlaştırılmasından geçiyor. Vakfın tüm hazineleri ve kapasitesiyle daha doğru anlaşılabilmesini sağlamak amacıyla kendi dergimizi çıkartmayı da istiyoruz. Enstitüler arasındaki bağı güçlendirmek de önemli. Örneğin Babil Sergisi çerçevesinde müzelerin yanı sıra Devlet Kütüphanesi ve Ibero-Amerikan Enstitüsü de ortak çalışma yürüttüler. Vakfın bünyesinde yer alan her kuruluş daha sıkı bir ortak düşünme platformunda buluşmalı.

SPK’yı diğer büyük kültür enstitülerinden ayıran nedir?

Bu konuda iki özellik dünya çapında eşsiz: İlki, Vakfın bünyesindeki tüm kuruluşların bir yanda kültürel ve sanatsal, diğer yandaysa araştırmacı ve bilimsel ilkeleri bir arada barındırarak çalışmalar yürütüyor olması. Vakfın bilimsel yüzünü gelecekte daha da ön plana çıkartmayı hedefliyorum. Diğer belirleyici özellik ise ne Washington, ne Paris ne de Londra’da bu müzelerin arşivler ve kütüphanelerle -en azından bu boyutlarda- bir çatı altında toplanışına rastlayamayacak oluşunuz. Farklı yapılar arasındaki bu bağı vurgulamak istiyoruz: Örneğin şu anda Vakfın bünyesinde bilgi dünyasını tümünü bir arada sanal olarak deneyimlenebilir kılacak bir internet portalı için çalışıyoruz.

“Prusya Kültür Varlıkları Vakfı” ismi biraz netameli, hatta eski moda geliyor kulağa. Geleceğe yönelimi de kapsayabiliyor mu?

“Prusya” ismi beni kesinlikle rahatsız etmiyor. Hatta tam tersini söylemek mümkün. Prusya, kendi döneminde diğer ülkelere kıyasla genellikle daha modern olmuştur. Ama böyle geleneksel bir isme sahip olunca, kendini dinamik bir kuruluş olarak göstermek önemli. Tozlu raflar gibi bir imaj istemiyoruz. Biz, Almanya ve dünya genelinde mümkün olan her alandan çok farklı kuruluşlarla işbirliği yapan ve güncel meselelerle ilgilenen, çağdaş bir kültürel ve bilimsel kuruluşuz.

Yeniden inşa edilen Berlin Sarayı’nda ­kurulacak Humboldt Forumu da bu amaca hizmet edecek. Yenilenen Barok cephenin arkasında neler yer alacak?

Bizim amacımız yalnızca birtakım müzeleri ve kütüphaneleri bir bina çatısı altında bir araya getirmekten ibaret değil, ziyaretçilerin deneyimleyebileceği, yaşayan bir kültür ve sanat mekanı yaratmak. Bugüne kadar böyle bir şey yapılmadı. Burayı 21. yüzyılın küresel Pompidou Merkezi olarak betimlemek de mümkün. Amacımız ziyaretçilerin “Agora”ya, “dünyaya açılan kapılara” adım attıkları andan itibaren, Avrupa’nın dışındaki dünyanın çeşitliliğiyle temasa geçme fırsatı sunmak. Burada sinema, tiyatro, müzik, ve ortak konuları kapsayan ve merak uyandıran çok yönlü etkinlik programları yer alacak. Birinci kat “Bilim Atölyelerine” ait. Burada Humboldt Üniversitesi’nin bilim tarihi arşivinin yanı sıra her gün binlerce ziyaretçi çeken Berlin Merkez Kütüphanesi ve Berlin Eyalet Kütüphanesi’nin arşivleri ve Dahlem Müzeleri’nin araştırma kütüphaneleri yer alacak. Bunlar araştırma amaçlı olsa da ziyaretçilere de açık olacaklar. Ek olarak Etnoloji Müzesi’nin ve Asya Sanatı Müzesi’nin koleksiyonlarını da sergileyeceğiz. Bunların yanısıra tüm insanlığı ilgilendiren göç ya da kentlerin geleceği gibi konuların işleneceği bir sergi alanı bulunacak. Bir diğer isteğimiz ise, tüm dünyadan bilim insanlarını çalışmalarını burada yürütmek üzere davet etmek.

Tüm bunlar gerçekten de 2013’e kadar ­tamamlanacak mı?

Hedefimiz bu. Bunu başarmak için var gücümüzle çalışıyoruz. Fakat asıl önemli olan sonucun mükemmel olması. Dolayısıyla 2015 yılına sarkması da çok trajik bir durum oluşturmaz. Ayrıca iki Almanya’nın birleşmesinin 25. yıldönümü, başkentimizin tam ortasında yer alacak böylesi sembolik ve geleceğe dönük bir hediyenin verilmesi için son derece uygun bir tarih olur.

08.07.2008
Bookmarks
| |