Sunday, 27.05.2012 17:43
 
 

Güncel

World

Muslim Brotherhood to face Egypt's old guard  

Business

Questioning Google's massive deletion of links  

Culture

Euphoria for Sweden in Eurovision 2012  

Portre

“Benim sorumluluğum var”

Türk asıllı Alman yönetmen Fatih Akın çevreyi korumak için çalışıyorİleri

Goethe-Institut Istanbul’un etkinlikleri

Okuma kulübü: Ekim 2011'den itibaren ayda bir, Almanca okuma kulübü  

Keşif turu: Randevu üzerine, İstanbul Beyoğlu'nda Alman İzleri  

Keşif turu - YENİ!: Başvuru üzerine, İstanbul Beyoğlu’nda Avrupai...  

Bookmarks
| |

Hayalleri süsleyen meslek: Moda tasarımcılığı

Hayalleri süsleyen meslek: Moda tasarımcılığı. Almanya’da farklı alanlara verdikleri ağırlıklarla 40’ı aşkın moda okulu, bu hedefe ilerleyen yolu açıyor. Mesleğinin erbabı yeni kuşak bir öğretim kadrosu bu yolda öğrencilere kılavuzluk ediyor

Joachim Schirrmacher

Avrupalı moda tasarımcılarının çoğu Almanya’da yetişiyor olsa da bu gerçek uluslararası camiada pek bilinmiyor. Bunun sebeplerinden biri Almanya’da Belçika, İngiltere ya da Japonya’da olduğu gibi yalnızca çok ünlü tek bir okul değil, bir düzineyi aşkın okul bulunması. Bir diğer sebep de bu okullarda geleneksel olarak yoğun bir eğitime, dışarıya yansıyan imajdan daha çok önem verilmesi. Fakat bu durum da yapılacak defileler ve çıkartılacak dergiler aracılığıyla yakında değişecek.

Almanya’daki 40’ı aşkın moda okulu her yıl yaklaşık bin mezun veriyor. Berlin, dokuz moda okuluyla yaratıcılık sektörünün merkezi. Küçük şehirlerde ve kırsal bölgelerde yer alan başka üniversiteler de başarılı işlere imza atıyorlar. Bunlar arasında Halle’deki Burg Giebichenstein Sanat ve Tasarım Yüksek Okulu, Mönchengladbach’taki Niederrhein Yüksek Okulu, Pforzheim’daki Tasarım, Teknik ve İşletme Yüksek Okulu ile Zwickau’daki Schneeberg Uygulamalı Sanatlar Meslek Yüksek Okulu sayılabilir. Yurtdışından başvuru sayısı çok yüksek. Tek başına Berlin Güzel Sanatlar Üniversitesi yılda 700 başvuru alırken, sadece 35 öğrenci kabul ediliyor.

Moda okullarının sayısının çokluğu gibi eğitim konseptlerinin yelpazesi de oldukça geniş. Kimi zaman sanatsal özgürlük, kimi zamansa piyasaya yakınlık, tasarım ya da teknik uygulamaya öncelik verilebiliyor. Anayasa’da belirlenen “akademik özerklik” ağırlık verilecek noktalarını belirlemede akademisyenlere inisiyatif sağlıyor. Böylece Halle’deki Burg Giebichenstein Sanat ve Tasarım Yüksek Okulu hedef olarak piyasaya uygun bir eğitim verme ilkesini ön plana çıkartıyor. Öğrencilerin öncelikle aldıkları üst düzey entelektüel eğitim bünyesinde modaya kendi yaklaşımlarını getirmeleri hedefleniyor.

Pforzheim Tasarım, Teknik ve İşletme Yüksek Okulu “Özgünlük, problem çözebilme ve teknik know-how’ı yenilikçi konseptler içerisinde bir araya getirebilecek kendi imzasına sahip yaratıcı tasarımcılar yetiştirmeyi” amaç ediniyor. Verilen eğitimin en önde gelen konuları arasında temel tasarımın ilkeleri, tema geliştirme, renk ve malzeme konseptleri, kesim tekniği, koleksiyon oluşturmanın yanısıra bilgisayar programlarına hakimiyet, fotoğrafçılık ve yabancı dil eğitimi de yer alıyor. Fakat zanaatın uygulanması için gerekli tüm bu araçlardan daha önemlisi özgünlük, yani bireyselliğini yansıtabilmek ve karakteristik geliştirebilmek. Bu prensip, küçük sınıflarıyla yakından ilgilenen ve yön veren eğitmenlerce öğrencilere yoğun şekilde aktarılıyor

Geçtiğimiz yıllarda gerçekleşen kuşak değişimi sonucu eğitimin düzeyi ciddi oranda yükseldi. Bugünkü eğitim kadroları büyük ölçüde, çoğunluğu dünyanın en iyi moda okullarında eğitim almış ve Kenzo’nun (Paris), Costume National’ın (Milano) ya da Vivienne Westwood’un (Londra) baş tasarımcılığı gibi görevlerle yurt dışında kariyer yapmış kişilerden oluşuyor. Moda tıpkı olması gerektiği gibi tüm karmaşıklığıyla ele alınıyor. Aslolan piyasa potansiyelini, sosyal, kültürel ekonomik ve teknolojik gelişmeleri erkenden fark edebilmek, yeni modayı ve değer değişimini öngörebilmek. Mesele müşterilerin ne istediklerini, umduklarını ve neyi seçeceklerini anlayabilmek. Öğrenciler keskin, önyargısız ve meraklı bir bakışın, yeninin yaratılabilmesi için eskinin yıkılması kadar önemli olduğunu öğreniyorlar.

Somut bir ürünün tasarımından ziyade kimliklerin şekillendirilmesi gittikçe daha büyük bir önem kazanıyor. Son derece heyecan verici fakat bir o kadar da güç bir görev. Ne de olsa markalar sürekliliğe ihtiyaç duyarken moda sürekli bir değişimi gerektiriyor. Tasarımcılar, örneğin moda kuruluşlarında yürütülen projelerde, bu tür çelişkilerle ve karmaşık görevlerle başa çıkmayı öğreniyorlar. Kültür ve piyasa arasındaki bağlantı, tasarımın asli gücünü oluşturuyor. Teorik olarak çözümlenmeye elverişli olmayan pek çok şey, somut bir tasarım sayesinde rahatlatıcı bir sonuca ulaşabiliyor. İşte tasarımın büyüsünü yaratan en önemli parçalardan biri bu. Eğitimin zirvesiniyse genellikle zorunlu olan altı aylık staj oluşturuyor ve yurt dışında yapılması oldukça rağbet görüyor. Konseptten tasarıma, kumaş kesiminden stile ve satışa kadar ilk kez stajda hemen her şeyi bir arada yapmak mümkün.

“Almanya’dan çıkan tasarımcılarımız en az diğer ülkelerden gelen meslektaşları kadar yaratıcı”, diyor Adidas’ın 20 farklı ülkeden gelen 80 tasarımcının yer aldığı Sport Style departmanından sorumlu yaratıcı direktörü Torsten Hochstette. “Buna bir de güçlü bir teknik kalite ekleniyor.” Eğitim olanakları ne kadar genişse mezuniyet sonrası çalışma olanakları da o kadar geniş. Kimileri yıllık yaklaşık 200 kadronun açıldığı giyim endüstrisinde ya da moda markalarında iş buluyor. Hugo Boss’un ürün menajeri Jan Kleeberg ve Hüseyin Çağlayan’ın asistanı Claudia Bothe bunun iyi örnekleri. İlgili iş alanlarına yönelenler de oluyor. Annette Frommer Givenchy için ayakkabı tasarlarken, Jenny Wolf Zürih Opersı’nda kostüm tasarımı yapıyor, Katharina Hirner ise araba üreticisi Kia’nın Trim & Color departmanında tasarımcı olarak çalışıyor.

Bu özel moda haberinin yazarı olan Joachim Schirrmacher, Hamburg’da yaşıyor ve moda ve tasarım kültürü ve ekonomisi konusunda gazeteci ve danışman olarak çalışıyor.

14.01.2010
Bookmarks
| |