Sunday, 27.05.2012 17:42
 
 

Güncel

World

Muslim Brotherhood to face Egypt's old guard  

Business

Questioning Google's massive deletion of links  

Culture

Euphoria for Sweden in Eurovision 2012  

Portre

“Benim sorumluluğum var”

Türk asıllı Alman yönetmen Fatih Akın çevreyi korumak için çalışıyorİleri

Goethe-Institut Istanbul’un etkinlikleri

Okuma kulübü: Ekim 2011'den itibaren ayda bir, Almanca okuma kulübü  

Keşif turu: Randevu üzerine, İstanbul Beyoğlu'nda Alman İzleri  

Keşif turu - YENİ!: Başvuru üzerine, İstanbul Beyoğlu’nda Avrupai...  

Bookmarks
| |

Suzy Menkes

“International Herald Tribune”den Suzy Menkes, moda muhabiri ve sözünü sakınmayan bir eleştirmen. 1988’den beri yılda 600 moda gösterisini izliyor. Şimdilerde Almanya’nın başkentini keşfetti: “Berlin’in kanında moda var.”

Interview: Joachim Schirrmacher

Sayın Menkes, “International Herald Tribune”nin her yıl düzenlediği bir etkinlik olan ve dünyada modanın önde gelenlerini buluşturduğu konferansı için Paris, Dubai, İstanbul, Moskova ve Yeni Delhi’ye gittiniz. 2009 sonunda neden Berlin’e geldiniz?

Berlin’in “Techno-Luxury” konulu bir toplantı için çok uygun bir kent olduğunu düşünüyorum. Berlin’in moda açısından yansıttığı havayı “hard and smart” sıfatıyla ifade edebiliriz. Berlin gerçi zengin bir kent değil. Ama lüksün anlamı ille de çok para harcanması değil. Bu konferansta üzerinde durulacak olan esas konu, günümüzde lüksten ne anlaşıldığını, lüksün bugün ve geleceğe dönük olarak nasıl tanımladığını ortaya çıkarmak. Burada Berlin’in demografik yapısını da düşünüyorum: Kent tüm dünyadan gelmiş genç insan kaynıyor, bunlar teknolojik gelişmelere açık insanlar.

Almanya’daki modayı nasıl görüyorsunuz?

Ben bir tasarımcının Alman mı, İtalyan mı yoksa Fransız mı olduğuna bakmam. Ama yine de Almanya’nın şimdiye kadar özellikle erkek modasında güçlü bir profil çizdiğini düşünüyorum, nasıl ki lüks otomobiller de Almanya öncelikle akla geliyorsa. Ama tabii gelecekte bu da değişebilir.

Modayı toplumun kendini ifadesi olarak görür müsünüz?

Modada beni büyüleyen taraf da bu zaten. Özellikle dönüp geçmişe baktığınızda bunu açıkça görüyorsunuz. Sözgelimi 1980’li yılların modası olan ve şimdi tekrar moda haline gelen geniş omuzları düşünün. O zamanlar vatkalar, iş yaşamında erkeklerle omuz omuza çalışan kadınların dönemindeki kadın hareketinin dışavurumuydu. Bu da modanın neden her dönemde toplumu yansıttığını gösteren bir örnek.

Berlin’in moda haftası “Fashion Week” vesilesiyle 2009 Haziranında da Berlin’e gelmiştiniz. Sadece gösterileri izlemek değil sokağa çıkıp orada insanların nasıl giyindiğini görmeye de önem veriyorsunuz. O zamanlar bunu, modanın gerçekleştiği yer olarak ifade etmiştiniz.

Elbette. Berlin’de neredeyse her şey Streetstyle’e, bireysel giyim tarzına dönük. İnsanların Kreuz­berg’te nasıl giyindikleri, farklı giysi parçalarını birbirleriyle nasıl kombine ettikleri benim için çok heyecan ve ilham verici bir şey. Eminim çok sayıda modacı vardır, uluslararası düzeyde tanınmayan ama harika işler yapan.

Berlin’in sokaklarını dolaşırken dikkatinizi başka ne çekti?

Şimdi söyleyeceklerim özel olarak Doğu Berlin’le ilgili. Burada net bir ayrım yapmak gerek. Kentin doğusunda “show of clothes” dediğim şeyden çok az var. Firma logoları da burada çok ender olarak bilinçli biçimde sergileniyor. Genç Berlinlilerin büyük markaları hiç de önemsemedikleri izlenimini ediniyorum. Para meselesi olduğundan da değil. Eğer bunu önemsemiş olsalardı taklitlerini satın alırlardı. Markaların ve tasarımcı etiketlerinin onların dünyasına ait olmadığını düşünüyorum.

Issey Miyake, 2001 yılında Berlin’de Vitra Design Müzesi’nde A-POC Koleksiyonu’nu sergiledi. O zaman şöyle bir sözü olmuştu: Berlin “modadan uzak bir moda kent”. Bununla kastettiği şey Berlin’in kendisinin moda olduğu, ama modaya sıcak bakmadığıydı. O günden bugüne bu durumda değişen ne oldu?

Ben böyle diyemem. Belki de Miyake’yi başka şekilde anlamak gerek: Örneğin Tokyo’da genç kızların gayet bilinçli biçimde modayı takip etmelerinden farklı olarak Berlin’de tipik moda dünyasının karşılık bulmadığını söylemek istemiş olabilir. Modanın çeşitli yüzleri var. Benim düşünceme göre anti moda da bir moda türü.

Berlin’de ve Almanya’da çok şeyin merkezinde spor giyim ve tasarım duruyor: Adidas’ın, Puma’nın tasarımları ve genç moda tasarımcıların koleksiyonları sokağı ve sokaktaki yaşamı çok belirgin biçimde yansıtıyor.

Kuşku yok. Puma’nın temsilcisi Jochen Zeitz’in bizim konferansımızda konuşmacı olmasının nedeni de bu. Spor giyim çok çok önemli. Bu nedenle Berlin’de düzenlenen Bread & Butter moda fuarı ideal bir platform. Fashion bloglarındaki birçok insanın fotoğraflarına yansıyan hava, modayı kendilerinin belirlemek istediğini ortaya koyuyor. Ama bunu söylerken profesyonel tasarımcıların moda olmaktan çıkacaklarını düşünmüyorum.

13.01.2010
Bookmarks
| |