Sunday, 27.05.2012 17:25
 
 

Güncel

World

Muslim Brotherhood to face Egypt's old guard  

Business

Questioning Google's massive deletion of links  

Culture

Euphoria for Sweden in Eurovision 2012  

Portre

“Benim sorumluluğum var”

Türk asıllı Alman yönetmen Fatih Akın çevreyi korumak için çalışıyorİleri

Goethe-Institut Istanbul’un etkinlikleri

Okuma kulübü: Ekim 2011'den itibaren ayda bir, Almanca okuma kulübü  

Keşif turu: Randevu üzerine, İstanbul Beyoğlu'nda Alman İzleri  

Keşif turu - YENİ!: Başvuru üzerine, İstanbul Beyoğlu’nda Avrupai...  

Bookmarks
| |

“Toplum için bireysel angajman olmadan olmaz”

Profesör Dr. Helmut K. Anheier’le Almanya’daki sivil toplum, küresel toplumsal kuruluşların birbirleriyle etkileşimi ve neden vatandaşların katkılarının özgür bir toplum için vazgeçilmez olduğu üzerine söyleştik

Sayın Profesör Anheier, 2009 Kasım’ında sizin tarafınızdan derlenen “International Encyclopedia of Civil Society” (Uluslararası Sivil Toplum Ansiklopedisi) yayınlanacak. Buradan Alman sivil toplumu üzerine ne gibi bilgiler çıkartabiliriz?

Almanya’daki sivil toplumun geniş yelpazesi üzerine pek çok şey. Ayrıca toplum ve devletin rollerinin ne denli iç içe geçtiğini gösteren yerinden yönetim ilkesi. Bu ilkenin esas aldığı şey, kamusal görevlerin merkeze tabi olmadan, yerelde çözüm­lenmesi; Almanya’da işlediği gibi bu ilke pek az başka ülkede işliyor. Ayrıca Almanya’da sivil toplumun gelişimi de diğer ülkelere göre farklı gelişen bir süreç oldu. ABD’de başından itibaren devlete belli bir mesa­fede durularak daha ziyade genellikle de Washington’daki iktidar yoğunlaşmasına karşı duran güçlü bir yerel sivil toplumun geliştirilmesine özen gösterildi. Fransa’da ise zıt bir model gelişti. Orada 1789 Dev­rimi sonrası iktidar Paris’te yoğunlaştı. Bugüne kadar da bu böyle süregeldi. Almanya ise bu iki model arasında bir orta yola denk düşüyor. Burada sivil toplum Prusya’nın yükselişiyle görece geç can­landı ve İkinci Dünya Savaşı sonrasında Federal Almanya Cumhuriyeti’nde uyumlu bir ortamda gelişti.

Alman sivil toplumu, örneğin ABD gibi ülkelere kıyasla nerede duruyor?

Birleşik Devletler sivil toplum angajmanı konusunda gerçekten de örnek gösterilecek nitelikte. Ama Almanya da ABD’den fazla geri kalmaz bu alanda. Orada daha büyük ölçeklerde bir angajman söz konusu, fakat bu da doğrudan yaygın dindarlıkla ilişkili bir durum. Buna karşın Almanya’da da özellikle geçtiğimiz son on yıl içerisinde ilginç ve olumlu bir gelişme gerçekleşiyor. Politik ikti­darlar tarafından da sivil angajman ve gönüllü çalışma her geçen gün daha yoğun şekilde destekleniyor. Bu konuda tüm büyük partiler aynı görüşe sahip.

Siz aynı zamanda Heidelberg Sosyal Yatırım ve Yenilikçilik Merkezi’nin de bilimsel yöneticiliğini sürdürüyorsunuz. Orada devlet, piyasa ve üçüncü sektör arasındaki güç ilişkilerini ve dengeleri araştırıyorsunuz. Bu üç toplumsal direk birbirlerine ne ölçüde bağlı?

Elbette çok güçlü bu bağlar. Bundan daha on-onbeş yıl öncesine kadar sivil toplum ayağı pek de kaale alınmıyordu. Önemli ve belirleyici olan, devletin ve piyasanın rolleriydi. Burada üçüncü bir ayağın olduğu gerçeğini yavaş yavaş siyasetçiler ve sosyal bilimciler farkedip kabul ettiler. Biz araştırma merkezimiz için bilinçli olarak özellikle sivil toplum ye­rine sosyal yatırım ifadesini kullanmayı tercih ettik. Çünkü bizim ilgi alanımız devletin vatandaşların kendi sorumluluklarını üstlenmelerini teşvik ettiği toplumların gelecekleri için nasıl yatırım yaptıkları. Almanya’nın 2030 yılındaki kamusal çıkarları için kim çalışıyor? İşte bizim cevabını aradığımız soru bu.

Kişilerin daha fazla bireysel sorumluk üstlenmesinin teşviki yalnızca Almanya’da gündemde olan bir konu değil. Küreselleşme toplumlar üzerinde şiddetli bir baskı oluşturuyor. Sivil toplum bu bağlamda küreselleşmiş bir dünyada nasıl bir rol oynuyor?

Bu durum uluslararası düzeyde her bir ülkenin sivil toplumların, özellikle de sivil toplum kuruluşlarının gittikçe güçlenen bir ağ oluşturması eğilimini ortaya çıkarıyor. Ayrıca sivil toplumun, ulus ötesi yapılarla ve kuruluşlarla bağı da gittikçe artıyor ve yoğunlaşıyor. Küreselleşmiş bir dünyanın sorunlarının ulus devlet kurumları tarafından çözüme kavuşturulması artık pek imkan dahilinde olmayan bir şey. Bunu şu anda yaşanan finans krizinde de görmek mümkün. Ya da çevrenin korunması için de aynı şey geçerli. Birleşmiş Milletler bir kurum olarak genellikle çok zayıf kalıyor. Bu yüzden sivil topluma merkezi önemde bir rol düşüyor. Bir örnek verecek olursak, Berlin’de faaliyet gösteren bir sivil toplum kuruluşu olan ve yolsuzlukla müca­dele eden Transparency International’ın, devletlerin daha şeffaflaşması ve yolsuzluğun yüksek olduğu ülke yönetimleri üze­rindeki baskının son dönemde artması konusundaki önemli katkısını gösterebiliriz.

Siz sivil toplumda angajmanı sosyal bir yatırım olarak tanımladınız. Peki bu yatırımın toplumun refahı açısından getireceği “kar payı” ne olacak?

Bundan elde edilecek karı, sergilenen angajmanın toplumdan kopuk olmayacak oluşu olarak görmekte yatıyor. Evinizin yanındaki parkı ya da mahallenizin spor kulübünün yürüttüğü çalışmaları düşünün. Kim oradaki yeşil alanların bakımıyla ilgilenecek ya da kim futbol takımının antrenörlüğünü üstlenecek? Bunu devlet yapabilir ama bu durumda vatandaşların vergi ödemesi gerekir. Bu işi piyasa kurumları da yapabilir, ama bu durumda da hizmeti sağlayanlara belirli bir ücret ödenmesi şart olur. Ya da in­sanlar bu işi kendileri üstlenebilirler. Buradaki kar payı, ya da daha doğru bir tabirle işin sosyolojik anlamı ortak bir projeye katılım aracılığıyla bir topluluğun oluşmasından ibaret. Bu ilişki, bizimkisi gibi özgür bir toplumda son derece önemli.

Ropörtaj: Rainer Stumpf

Prof. Dr. Helmut K. Anheier

Heidelberg Üniversitesi’nde sosyoloji ala­nında dersler veriyor ve Heidelberg Sosyal Yatırım ve Yenilikçilik Merkezi’nin bilimsel yöneticiliği görevini yürütüyor. Ayrıca ABD’de California Üniversitesi’nde de dersler veriyor. Çalışmalarının içeriğinde ağırlık nok­tasını sivil toplum ve kar amacı gütmeyen kuruluşlar oluşturuyor.

25.05.2009
Bookmarks
| |