Sayın Profesör Sobek, Berlin’de tasarladığınız müstakil evi geleceğin ikamet ve ulaşımı için ideal örnek haline getiren nedir?
Artı enerjili ev dört kişilik bir aileye, bugün modern bir binadan beklenecek her türlü konforu içeren bir yaşam ortamı sunuyor. Buna ısınma ve görsellik, konutun isteğe göre kullanabilmesi ve düzenlenebilmesi de dahil. Ailenin yüksek kullanım giderlerinden korkmasına da gerek yok, zira evin ısınması yenilenebilir enerjilerle sağlanıyor. Üretilen enerji evin ihtiyaç duyduğu elektriği sağlamakla da kalmıyor, uygun yapıdaki elektrikli bir otomobilin aküsünü doldurmaya da yetiyor. Bina sıfır gaz salımlı, tadilat ve yıkım aşamasındaysa dönüştürülebilir özellikte; bu özellikleriyle de Avrupa Birliği’nin yeni bina ölçütlerini eksiksiz yerine getiriyor.
İnşaat ve trafik teknolojisinin ortak çözümleri üzerine kafa yormak sizin için neden bu kadar önemli?
Mimarlar ve mühendislerin düşünceleri planladıkları binanın sınırları içinde kalıyor genellikle. Ama bir binayı kentsel dokunun bir parçası olarak kavramak önemli. Ulaşım bu kentsel dokunun önemli bir bileşeni, bu nedenle mimarlar ve mühendisler de yakın geleceğin ulaşımına uygun çözümleri planlarına dahil etmek durumunda. Bu gereklilik Almanya gibi nüfusu genişleyen ülkeler için daha da geçerli. Ama burada üzerinde durulması gereken tek nokta, inşaat ve ulaşım teknolojisi üzerinde ortak çözümlerin düşünülmesi değil: Günümüz planlamacılarının bir binayı, toplam yaşam çevriminin bir unsuru olarak dşünmeleri, yaptıkları binaları sadece planlama ve inşaat açısından değil, kullanım süreci, tadilat ve yıkım aşamaları açısından da masraf kaynağı olan bir birim olarak görmeleri gerek.
İnşaat ve ulaşım teknolojileri arasında ne gibi sinerjiler görüyorsunuz?
Sinerjiler planlama ve üretim aşamasında doğabilir. Otomotiv endüstrisi birçok bakımdan yapım tarzı için yol gösterici örnek oluşturabilir: Entegral planlama, platform stratejileri, yüzde 85 düzeyinde geri dönüşüm oranları, yaşam döngüsü maliyetleri gibi hususlar, otomobil üreticileri cephesinde doğal algılayış haline gelmiş durumda, ama bunlar inşaat sektöründe şu ana kadar pek de uygulamaya geçmiş şeyler değil. Berlin’deki “artı enerjili ev”, on yıldan fazladır benim planladığım ve başarıyla uygulanan “Triple Zero® Evleri”nin, yani yıl ortalaması içinde kendi ürettiklerinden daha fazla enerji tüketmeyen (sıfır enerji), atmosfere gaz salmayan (sıfır salım) ve tadilat ve yıkım aşamasında her parçası geri dönüşüme tabi tutulabilir (sıfır çöp) binaların yeni bir türevi. Kamuoyunda bilinçlenmeyi artırmak için bu tür göz alıcı projelere ihtiyacımız var.
Enerji verimliliği önemli bir konu. Sürdürülebilir yapılar için başka hangi unsurlar söz konusu?
Bizim artık bir saplantıdan çıkıp enerji verimliliğini kullanım aşamasına endekslemekten kurtulmamız gerek. Almanya bugün yalıtım ustası bir ülke olarak övünüyor. Ama bütün gözden kaçıyor burada: Isı yalıtımı için üretimde ve montajda ne kadar enerji harcanıyor ve 20-30 yıllık bir süreçte toplamda ne kadar enerji tasarrufu yapmış oluyoruz? Dahası: Bu birbirine birleştirilmiş yalıtım malzemesi tadilat ve yıkım aşamasında nereye gidiyor? Bu malzemelerin her parçası tasnif edilerek geri dönüşüme gönderilebiliyor mu, yoksa özel işlem gerektiren bir çöpe mi dönüşüyor? Dolayısıyla sürdürülebilirlik, kullanım aşamasındaki enerji verimliliğinden çok daha fazlası.
Söyleşi: Oliver Sefrin











