Sunday, 27.05.2012 17:18
 
 

Güncel

World

Muslim Brotherhood to face Egypt's old guard  

Business

Questioning Google's massive deletion of links  

Culture

Euphoria for Sweden in Eurovision 2012  

Portre

“Benim sorumluluğum var”

Türk asıllı Alman yönetmen Fatih Akın çevreyi korumak için çalışıyorİleri

Goethe-Institut Istanbul’un etkinlikleri

Okuma kulübü: Ekim 2011'den itibaren ayda bir, Almanca okuma kulübü  

Keşif turu: Randevu üzerine, İstanbul Beyoğlu'nda Alman İzleri  

Keşif turu - YENİ!: Başvuru üzerine, İstanbul Beyoğlu’nda Avrupai...  

Bookmarks
| |

Oscar ödüllü Caroline Link

Sessiz anların ustası kadın yönetmen

Almanya’nın en başarılı kadın yönetmeni ana akımların dışında sinema yapıyor: Caroline Link zor öykülere girmekten kaçınmıyor – ve sinemasıyla milyonlarca seyirciyi etkiliyor

Rainer Stumpf

Bir keresinde Caroline Link, bir şeyin kendisine son derece sıkıcı geldiğini söylemişti. Kastettiği Alman sinemasıydı: Çoğu Alman filmi çocuklar için yapılmış gibiydi ve yetişkinlerin beğenisini kazanamıyordu. Bu suçlaması bugün kendisine hatırlatıldığında bir “boş ver” hareketi yapıyor. “Bu durum gerçekten değişti” diyor 44 yaşındaki Münihli yönetmen. Alman sinemasının çok değiştiği kanısında. Bunda kendisinin de parmağı var. “Sessizliği Ötesinde” (Jenseits der Stille) adlı ilk filmiyle hareket getirmişti. Sağır anne babanın müziğe yetenekli kızlarının etkileyici öyküsünü anlatan film en iyi yabancı film Oscar’ıma aday gösterilmişti. Ardından “Afrika’da Bir Yerde” (Nirgendwo in Afrika) 2003’te Oscar’ı kazandı. Link sakin filmleriyle, sadece Almanya’da altı milyon seyircinin yüreğine girdi. Derinlere inen bir sinema. Sıkıcılıktan da kesin uzak.

“Alman sineması çeşitlilik zengini”

Sayın Link, “Afrika’da Bir Yerde” filmiyle Oscar kazanmanızdan beş yıl sonra yeni filminiz gösterime giriyor: “Im Winter ein Jahr” (Bir Kış Yılı). Oscar kazanmış bir yönetmen olarak kendinizi ne kadar baskı altında hissediyorsunuz?

Ben kendime baskı yaptım, böyle bir Oscar’ı değerlendirmek gerektiğini düşündüm. Ve bundan dolayı da Birleşik Devletler’de bir film yapma isteği duyduğum kesin. İki Amerikan projesi söz konusu oldu, bu iki proje de, oyuncularla yapılan zor pazarlığın başarısızlığa uğramasıyla gerçekleşmeyen girişimler olarak kaldı. Bu arada tabii, Oscar’ı kazanmadan kısa süre önce doğan çocuğumdan uzun süre ayrı kalma düşüncesi de bana zor geldi. Bebek ve Oscar sahibi olmak bir arada pek de iyi gitmiyor. “Im Winter ein Jahr”ın başarısı konusundaysa kendimi sıkmaya hiç niyetim yok. Her biri yaklaşık iki milyon seyirciye ulaşan üç film gerçekleştirdikten sonra insanın riskli bir şeyler yapmaya hakkı olmalı diye düşünüyorum.

“Im Winter ein Jahr” filminizin çekimleri de ABD’de mi düşünülmüştü önce?

Evet, bir Amerikan yapımcı firmadan bir teklif almıştım, Scott Campbell’in romanı “Aftermath”in konusu uyarlayan bir senaryo yazmam isteniyordu. Filmi Amerika’nın doğu sahillerinde çekmeyi düşünüyordum. Başta her şey iyi gelişti. Amerikalı yapımcıyla birlikte çalışmamız, şekilden uzak ve yeniliğe açıktı. Zorluklar oyuncu seçimiyle başladı. İddialı yapımlar burada yıldız oyuncular olmadan düşünülmüyor pek. Büyük bir isim büyük ticari başarının da sigortası. Bu nedenle oyuncuların ajansları ve menajerleri Amerika’da inanılmaz güç sahibi. Bir yerden sonra benim de sabrım tükendi ve 2006 baharında ­filmi Almanya’da çekmeye karar verdim. Sonrasında burada her şey hızlı gelişti. Almanya’da da yeterince harika oyuncular var sonuçta. Filmi Karoline Herfurth, Josef Bierbichler veya ­Corinna Harfouch’la çekmek olağanüstü keyifli bir deneyimdi.

Çekimlere başladıktan sonra yine de düşündünüz mü, bu filmi yurt dışında çekmiş olsaydınız nasıl bir görüntü ­olacağını?

Hayır, şu ana kadar bu filmin Amerika’da çekilmemiş olmasından hiçbir pişmanlık duymadım. Ama elbette filmi Almanya’da çekme kararını verdikten sonra senaryoda bazı değişiklikler yapmam kaçınılmaz oldu. ABD’de geçen romandaki ortamdan farklı olarak benim filmim “Im Winter ein Jahr” Bavyera’da geçiyor. Bunun bir nedeni filmin baş karakteri olan ressam rolünü verebildiğim Josef Bierbichler’in Bavyeralı olması. Bierbichler’den evet cevabı almamla birlikte filmin nerede çekileceği de benim için belli olmuştu. Bierbichler benim aklıma ilk gelen isimdi ayrıca. Kendisine senaryonun ilk halini gönderdim önce, ama metni İngilizcesinden okumak istemedi, İngilizce okuması durumunda diyalogları yerine iyi oturtamayacağını düşünüyordu. Bu isteğini dikkate alarak ben de paketler halinde metnin 20, 30 sayfalık çevirilerini kendisine göndermeye başladım. Zaten projeye de ikna olmuş durumdaydı. Amerika’dakinden farklı olarak burada oyunculara doğrudan telefon edebiliyorsunuz ve kendilerine gönderdiğiniz senaryoyu nasıl bulduklarını bire bir konuşabiliyorsunuz.

Aile ve kişinin kökleri konusu filmlerinizin hep gündeminde. Senaryolarınızda otobiyografik boyut ne kadar var, sorusu akla geliyor?

Babamı üç yıl önce kaybettim. Birden ölüm konusu bende ön plana çıktı. Campell’in romanında, oğul ve erkek kardeş ölümüyle karşılaşan bir aile işleniyor. Belki bu konu beni de bu nedenle çekti. Bu düzlemde konuyla hesaplaşma bana çok iyi geldi. Aynı nedenle benim yeni filmim de oyuncular arasındaki etkileşime dayanan sakin bir yapım. Seyirciler kişilerin ruh hallerine bırakmalılar kendilerini. Bakışlar, duygu atmosferi önem taşıyor. her şeyi sürükleyen bir olay merkezi yok.

Bu özellikleri taşıyan bir film “made in Germany” sinema için tipiktir denebilir mi?

Hayır, bugün Almanya’da her çeşit film çekiliyor. Örnek olarak şu sıra gündemde olan ve en iyi yabancı film dalında Oscar’a aday gösterilen “Baader-Meinhof-Komplex” filmini alın – bu film için hiç de sakin denemez. Alman sinemasında başarılı güldürüler ortaya çıkıyor, iyi dramalar, hareketli filmler yapılıyor. Böylesine canlı bir çeşitlilik Alman sinemasında uzun zaman görülmemişti. Bu nedenle de Alman sineması şöyle veya böyle diyemem. Til Schweiger, Uli Edel veya Christian Petzold gibi yönetmenleri karşılaştırmak da pek mümkün değil. Benim “Im Winter ein Jahr” filmimde, anlatımı zamana yayan, olayları baştan belli bir akış içinde birbiri ardına dizmeyen geleneksel Avrupa sinemasının izini görmek mümkün. Avrupalı sinemacılar, çarpıcı bir olayın peşinde sürüklenmeyen öykülerin de heyecanı ve duyguları harekete geçireceğine güveniyorlar. ABD’deyse yapımcılar ve yönetmenler daha çok, başarısı kanıtlanmış formatları tercih ediyorlar.

Dünyanın bugün Alman sinemasına gösterdiği ilginin ­kaynağı da bu çeşitlilik mi? Nitekim “Im Winter ein Jahr” filminin galası da yurt dışında, Toronto film festivalinde ­yapıldı.

Florian Henckel von Donnersmarck’ın “Başkalarının Yaşamı” (Das Leben der Anderen) gibi filmler yurt dışında büyük ilgi çekiyor. Bugün artık, Almanya’dan kaliteyi ve keyfi başarıyla bir araya getiren yapımlar çıktığı biliniyor. Bu filmler hem duygulara sesleniyor, hem de yüksek bir sanatsal düzeyi yakalıyor.

Sinema seyircisi sizin bir sonraki filminizi ne zaman ­görebilecek?

Yeni bir film için yine beş yıllık bir dönem geçeceğinden eminim. Şimdi evde anne sütü emen bir bebeğim de var üstelik. Yeni filmlerimi iki, üç yılda bir çevirmemin önünde de bir engel kalmadı artık. Masamın üstünde şu anda da çeşitli ilginç teklifler duruyor, ama karar verilmiş bir şey yok henüz. Ama bunlardan biri Amerika’da çekilebilir. Bakalım belki de filmimi Amerika’da çekerim gerçekten. Ama özellikle de bunun benden beklenmediği bir zamanı tercih ederim.

12.11.2008
Bookmarks
| |