Sunday, 27.05.2012 17:16
 
 

Güncel

World

Muslim Brotherhood to face Egypt's old guard  

Business

BMW manager: 'We cannot simply import to China'  

Culture

Euphoria for Sweden in Eurovision 2012  

Portre

“Benim sorumluluğum var”

Türk asıllı Alman yönetmen Fatih Akın çevreyi korumak için çalışıyorİleri

Goethe-Institut Istanbul’un etkinlikleri

Okuma kulübü: Ekim 2011'den itibaren ayda bir, Almanca okuma kulübü  

Keşif turu: Randevu üzerine, İstanbul Beyoğlu'nda Alman İzleri  

Keşif turu - YENİ!: Başvuru üzerine, İstanbul Beyoğlu’nda Avrupai...  

Bookmarks
| |

Martin Jänicke’ye

10 soru

1937 doğumlu Prof. Dr. Martin Jänicke Almanya’nın ve dünyanın çevre politikalarını en iyi tanıyan uzmanlardan biri. 1974’ten beri siyasi yetkililere danışmanlık da yapıyor

Söyleşi: Martin Orth

1. Profesör Jänicke, siz şu sıralar, Alman iklim politikasının kazandığı başarıları anlatmak üzere dünyayı dolaşıyorsunuz. Başarıda siyasetin rolü nedir?

Çevrenin korunmasında olsun iklimin korunmasında olsun piyasanın ürettiği hatalar her zaman rol oynamıştır. Siyaset ise bu olumsuzluğun önünü almak göreviyle karşı karşıya olmuştur. Şimdi iklim değişikliği meselesinde bu oyun iyice dramatikleşiyor. Şimdi karşınızdaki tek iş teknolojide devasa bir yenilikçiliği sağlamaktan ibaret değil. Buna ek olarak bu teknik dönüşümü büyük hızla gerçekleştirme zorunluluğu var. Ve de bu değişimin küresel yansımaları önemli. Piyasalar bunu kendi başına başaramaz. Burada bir ülkedeki devlet ve dünyada devletler topluluğu devreye girmek durumunda. Almanya bu açıdan bakıldığında 1990 sonrasında, özellikle de 1998’den sonra öncü bir rol üstlendi. Burada erken zamanda ve partiler üstü bir çizgiyle teknik yenilikçiliğe dayanan bir iklim politikası harekete geçirildi. Şimdi bunun meyvelerini almaya başladık.

2. Uzmanlar “üçüncü bir sanayi devrimi”nden söz ediyorlar. Yaşanan değişim ne kadar derinlere iniyor?

Bu kavram, yaşamakta olduğumuz dönüşümün karakteri göz özüne alındığında yerinde. Bugün geldiğimiz noktada 20. Yüzyılın ekonomik başarı kazanan modeli ömrünü tamamlamış durumda. Ucuz hammaddeye dayalı kitlesel sınai üretimi bugün kriz içinde. Kaynak yoğun sanayi anlamına gelen bu model, yaşamımızı her yönden belirlemekteydi, enerji sisteminden ulaşım yapılarına ve dünyadaki iş bölümüne kadar. Emeğin sürekli ucuz enerjiyle ikame edilmesi de bu modelin özelliklerinden biri. Tüm bunları değiştirecek bir dönemeçte yer alıyoruz ve yeni koşullar bilgi yoğun bir üretimle kaynakların (hammadde, enerji ve toprağın) verimli kullanımını gerektiryor.

3. Bu gelişmelerin gerisinde hangi anahtar teknolojiler yatıyor?

Çarpıcı gelişmelerin yenilenebilir enerjiler ve enerji verimliliği alanında yaşandığı bir gerçek. Son yıllarda en önemli gelişme fotovoltaik enerjide yaşandı ve bana göre de bu alan, yenilenebilir enerjiler sektörü içinde en önemlisi. Enerjiyi daha verimli kullanan teknolojiler öyle çok hızlı büyüme göstermiyor, ama artan bir öneme sahip olduğu tartışmasız. Bu alandaki olanaklar, tasarruflu elektromotordan, enerji fazlası veren konutlara ve kimyadaki biyokatalizörlere kadar uzanıyor. Önemi pek anlaşılamayan ama enerji tasarrufunda olağanüstü önemi olan bir diğer teknoloji alanı hammadde kullanımını azaltan yöntemler. Burada Almanya’nın başarıyla uyguladığı çöp ayrıştırmada ve hammaddeleri yeniden kazanmada kullanılan teknolojiler özellikle anılabilir.

4. “Desertec” projesi gibi büyük girişimlerde, daha önce pek bu işlere gireceği düşünülmeyen şirketlerde yer alıyor. Değişim sürecinde yepyeni yapıda şiretler de mi ortaya çıkıyor?

Bu proje yetmişli yıllardan beri tartışılıyor. İklim değişikliği ve enerji fiyatları bu projenin sonunda gerçekleşme şansı yakalamasını sağladı. Buradaki durum enerjideki dönüm noktasının bir yansıması. Enerjide geleneksel yapıların katı savunucularının da kervana katılmış olması, değişimin ve Münchener Rück firması gibi yepyeni yapıda aktörlerin işin içinde olduğunun göstergesi.

5. “Desertec”le ilgili görüşler birbirinden ayrılıyor. Böylesi zorlu sorunların çözümü alışılmadık türden önlemler mi gerektiriyor?

Ben büyük ve merkezi projelerden çok hazzeden biri değilim. Ama bu dünyanın çöllerinin kazan-kazan potansiyelinin öneminden ve bunun enerji kazanımının çok ötesine geçen etkilerinden kuşku duyulamaz. O bölgelerdeki halkların bu gelişimde yerlerini almaları buradaki önemli unsurlardan biri olacak.

6. Uluslararası karşılaştırmada Almanya yeşil teknoloilerde nerde duruyor? Diğer sanayi ülkelerine göre Almanya’nın güçlü olduğu taraflar neler?

Almanya bu alanda tartışmasız lider konumunda. Çevre teknolojisinde dünya pazarında bu böyle. Patentler konusunda böyle. Çevre sektörünün ülke ekonomisi içindeki yeri açısından böyle. Bu heteorejen sektörün tanımını nasıl yaparsanız yapın Almanya’da bu alan tüm AB ülkelerindekinden daha büyük yer tutuyor. AB ülkelerindeki yeri de dünyanın başka bölgelerindekine göre daha büyük; Çin ve ABD ise aradaki açığı kapatma yolunda. Roland Berger yaptığı analizde, çevre sanayisinin gayrisafi yurt içi hasıladaki payını 2007 için yüzde 8 olarak hesapladı, 2020 içinse yüzde 14’lük bir oranı öngördü.

7. Bu dinamizm nereden geliyor?

Bugünün çevre sanayisi artık eskisi gibi filtre ve arıtma tesisi üreticilerinin baskın olduğu bir sektör değil. “Boru ucu tekniği” denen eski yapı, maliyetleri artırıyor ve sonuçta üretimi düşürüyordu. Günümüzün çevre sanayisi, çevre kaynaklarını verimli kullanan yöntemlerden, ürünlerden ve hizmetlerden oluşuyor ve üretimi artırıyor. Yani burada sadece çevre sanayisinin hızlı büyümesine tanık olmuyoruz, makro ekonominin de yararına bir gelişme sözkonusu. Bu gelişme, 80’li yıllarda Almanya’da gündeme gelen “ekolojik modernizasyon” fikrinin temeliydi ve bugün özellikle Çin bu fikrin takipçiliğini yapıyor.

8. Sizin gezinizde karşılaştığınız tepkiler nasıl? Bu değişim Almanya’nın yurt dışındaki imajına da yansıyor mu?

Bundan on yıl önce ABD, Fransa veya Japonya gibi ülkelerde çok sık şu tür tepkilerle karşılaşabiliyordunuz: “Bu Almanlar kafayı yemiş.” Şimdi durum çok farklı. Aradan geçen zamanda görüldü ki çevreye duyarlı teknolojiler, yani çevreyi koruyarak kaynak verimliliğinin artırılması, önemli ölçüde ekonomik başarı sağlayabiliyor. Bu boyut belki de dünyadaki yenilikçilik rekabetinin en önemli unsuru haline geldi. Çin ve ABD başta olmak üzere giderek daha fazla ülke bu yarıştaki yerini alıyor. Almanya burada örnek ülke olarak görülüyor. Birçok ziyaretçi grubunun amacı bizim deneyimlerimizden “feyz almak”.

9. Şimdiye kadarki başarıları bir kenara koyarsak. İklimle ilgili büyük hedeflere gerçekten ulaşılabilinir mi?

Kötü haber, iklim değişikliğindeki durum, Dünya İklim Konseyi’nin (IPCC) hesapladığından bile daha kötü. Bugün alınacak önlemlerin daha da sertleştirilmesi konusunda kuşkusu olan uzman yok. İyi haber, ihtiyaç duyulan teknolojilerin ve bunların sorun çözme potansiyellerinin de sanılandan etkili olduğu. Buna ek olarak, özellikle Almanya’nın 1998’den sonra edindiği deneyimler geliyor. Uzun lafın kısası, büyük iklim hedefleri teknik ilerlemeyi canlandırıyor ve geleceğe dönük sektörlerde başarıların kaynağı olabilir. Böyle olduğunu da biliyoruz artık. Kyoto hedefini Almanya’da 2007’de yakalayarak aştı ve yeşil elektrik hedefi iki kez yükseltildi. Böyle bir politikanın yarattığı ivme etkisiyse yeni bir gelişim. Böylesi iddialı iklim politikasının yarattığı yenilikçilik etkisi siyasi alandaki hareket kabiliyetini de artırıyor. Şimdiye kadar binalarda enerji tasarrufundan söz edilirken şimdi gözler dışarıdan enerji gerektirmeyen “pasif binalara”, hatta enerji fazlası vererek söz gelimi elektrikli otomobilin ihtiyacını da karşılayabilecek binalara çevrilmiş durumda. Teknik ilerlemedeki bu hız, ulaşılması zor görünen hedefler koymayı mantıklı hale getiriyor, sadece çevreden dolayı değil, ekonomik nedelerle de.

10. Bu söyledikleriniz kulağa çok iyimser geliyor Profesör Jänicke...

Benim konuşmam şişenin dolu yarısıyla ilgili, yani kömürle çalışan enerji santralleri meselesine veya Alman otomotiv sanayisinde, on binlerce kişinin işsiz kalmasına yol açan hatalara girmiyorum. Bunlar veya bizim yanlış davranışımız sonucu olan iklim sorunu da şişenin boş yarısıyla ilgili şeyler. Ama Almanların çok sevdiği kendine acıma ruh halinden çıkıp başarı güzergahımızı görmekten ve bu yolda ilerlerken olumlu deneyimlerimizi başkalarına aktarmaktan söz ediyorum.

07.09.2009
Bookmarks
| |