Sunday, 27.05.2012 17:04
 
 

Güncel

World

Muslim Brotherhood to face Egypt's old guard  

Business

BMW manager: 'We cannot simply import to China'  

Culture

Euphoria for Sweden in Eurovision 2012  

Portre

“Benim sorumluluğum var”

Türk asıllı Alman yönetmen Fatih Akın çevreyi korumak için çalışıyorİleri

Goethe-Institut Istanbul’un etkinlikleri

Okuma kulübü: Ekim 2011'den itibaren ayda bir, Almanca okuma kulübü  

Keşif turu: Randevu üzerine, İstanbul Beyoğlu'nda Alman İzleri  

Keşif turu - YENİ!: Başvuru üzerine, İstanbul Beyoğlu’nda Avrupai...  

Bookmarks
| |

Müzik

Dar alana sıkışmayan yaratıcılık

Berlinli Plak Music birkaç yıl öncesinde pop dünyasında büyük heyecan yaratmaya başlamıştı. Kurdukları yeni Plak Ton adlı ağla da Türk-Alman müzik etkileşimine katkıda bulunmayı sürdürüyorlar.

Johannes Göbel

Her şey Berlin’deki bir büfede başladı. 1990’ların sonunda Kreuzberg’deki küçük loto bayiine yolu düşenler, bugün Plak Ton adını alan müzik firmasının filizlendiği topraklara adım atmış oluyordu. Dükkan sahibinin oğlu ve halihazırda sıkı bağlantıları olan yapımcı Ünal Yüksel dükkanın deposunda ortağı Jochen Kühling’le birlikte oryantal esintili hip hop üzerine yoğunlaştıkları Ypsilon adlı müzik firmasını yönetiyordu. 2003 yılında bu ikili bir süre Sezen Aksu ve Sertab Erener gibi Türk pop yıldızlarının albümlerini dağıtan ve Türk-Alman popunu merkez alan Plak Music adlı firmayı kurdular. Son olarak da bu yaratıcı prodüksiyon şirketinin devamı olarak yeni müzik ağı Plak Ton kuruldu.

Bu ağın yönetimindeki Ünal Yüksel ve Jochen Kühling ikilisine 2009 yılında menejer Murat Suner de katılmış. Üçlü, Jochen Kühling’in de dile getirdiği üzere yeni aldıkları Plak Ton ismiyle bir yandan da “her fırsatta entegrasyon meselesine indirgenmekten kurtulmayı” hedefliyorlar. Yapımcılar belli bir takım nişlere sıkıştırılmak istemiyorlar. Aslında durum Plak Music ilk kurulduğunda öncelikli olarak Türkiye’den sanatçıların Almanya’da pazarlamasına yoğunlaştığı için kısmen böyleymiş. “Berlin’deki pek çok büfenin albüm satışını bir ek gelir kaynağı olarak çoktan keşfetmiş olmasından ötürü zaten bu kaçınılmazdı”, diye anıyor o zamanları Kühling.

Fakat Plak ekibi daha sonra Köln’den Kenan ya da Nürnberg’den Ali Güven gibi yetenekleri keşfederek kendi yolunu çizmeyi başardı. Ayrıca gene mem­leketi Köln olan Murat Ersen’le, namı diğer “Muhabbet” ile de büyük bir başarıyı yakaladılar. Muhabbet, ekibin müzikal beyni Ünal Yüksel ile birlikte modern Rhythm and Blues (R’n’B) ile arabesk esintili elementleri bir araya getiriyor. Üstelik Almanca şarkı sözleriyle. Hem gevşek hem de duygu yüklü bu yeni R‘nBesk soundu son derece popüler oldu ve özellikle de Türk kökenli Almanyalı gençlerden ilgi gördü. “Sie liegt in meinen Armen” (Kollarımda Yatıyor) adlı single 2005 yılında Almanya listelerinde 15 numaraya kadar yükseldi. Daha sonra bir star haline gelen Muhabbet dönemin Alman Dışişleri Bakanı Steinmeier ve onun Fransız meslektaşı Kouchner’le birlikte sözleri göçmenlere yönelik önyargılara karşı çıkan “Deutschland” adlı bir single kaydetti. “Bunlar güzel başarılardı”, diyor Jochen Kühling, “ama Muhabbet’in kariyeri bir noktadan sonra politik bir boyut kazandı ve bizim gibi küçük bir plak firması için başa çıkılması zor bir hale geldi.” Muhabbet şu anda başka bir yapımcı firmayla çalışsa da Plak, daha önce olduğu gibi Almanca’yı Türk müziğiyle yaratıcı şekilde birleştiren sanatçılarla çalışmayı sürdürüyor.

Hannoverli Alevi bir aileden gelen ve henüz bir genç kızken profesyonel ses eğitiminin ardından sahne performansı ve müzikal gibi alanlarda da dersler alan Ayda bu kategoride yer alan bir müzisyen. Ayda hali hazırda Udo Lindenberg ve Xavier Naidoo gibi Alman yıldızlarıyla birlikte sahne almış ve şu anda, yakın zamanda Plak Ton etiketiyle yayınlanacak olan ilk solo albümü üzerinde çalışıyor. Henüz kısa süre önce Ayda’nın kayıtlarını stüdyosunda dinlemiş olan Murat Suner’e göre “Almanca’yı tamamen kendine has bir şekilde kullanıyor”. Suner, Kühling ve Yüksel, Türk-Alman müziğini bu denli etkileyici kılan şeyin dilin melodik kullanımı olduğu konusunda görüş birliğindeler. “Duygular Türkçe şarkılarda genellikle daha rahatça dile getirilir”, diyor Jochen Kühling. “Bir Alman’ın belki de sadece “seni seviyorum” diyeceği noktada bir Türk duygularını ifade edecek bir kelimeler yumağına başvurur.” Ünal Yüksel tamamlıyor: “Fakat bir insanın tabiri caizse Türk hissiyat dünyasını Almanca dışa vurmaya çalışması da son derece zenginleştirici olabilir.” Yüksel 20 yaşındaki Berlinli şarkıcı Sefer Tatlıcıoğlu, namı diğer Sefo’yu da Plak Ton’un umut vaadeden bir diğer yeni kuşak sanatçısı olarak anıyor. Tıpkı Ayda gibi Sefo da yakın zamanda ilk solo albümünü çıkaracak. “Grüne Augen” “yeşil gözler” adlı şarkısıyla çoktan ilk internet hitine de imzasını atmış. Şarkının sözlerinden küçük bir alıntı: “Sen kadınımsın / Tüm ihtiyacımsın / Benim biriciğim ve her şeyim / Sende kalmak istiyorum / Ve seni seviyorum demek!“

Sefo 2008 yılı sonunda Goethe Enstitüsü tarafından bir okulun açılışında sahne almak üzere İzmir’e davet edilmiş. “Çocuklar şarkılarıma eşlik ediyorlardı; işte o zaman ilk defa Türkiye’de de Almanca şarkılarla başarıya ulaşabileceğimi anladım”, diyerek anıyor o günü. Sefo, Goethe Enstitüsü ve Ernst Reuter İnisiyatifi’nin davetiyle 2009 yılında yabancı dil olarak Almanca okutulan farklı okulları ziyaret etmek üzere yeniden davet edilmiş. Alman Dışişleri Bakanlığı’nın tüm dünyada modern Almanya’ya ve Almanca’ya ilgiyi arttırmak amacıyla hayata geçirdiği Partner Okullar İnisiyatifi (PASCH) çerçevesinde de okul bahçelerinde konserler vermiş ve Ünal Yüksel ile birlikte R’nBesk atölyeleri düzenlemiş. “Biz kendimizi aynı zamanda Türk-Alman kültürünün temsilcileri olarak görüyoruz”, diyor, geçtiğimiz yaz Türkiye’de olan ve İstanbul Kabataş Erkek Lisesi’nde düzenlenen PASCH Liseler Arası Müzik Yarışması’na eşlik eden Ünal Yüksel. Onun yönetiminde öğrenci grupları yeni Almanca şarkıları kaydetmiş ve seyirci önünde de seslendirmişler. “Orada soul şarkıcısı Xavier Naidoo’dan Avusturyalı rock şarkıcısı Christina Stürmer’e kadar pek çok farklı türde Almanca şarkı dinledik. Çocuklar böylelikle Almanca’nın da cool olabileceğini farketmiş oldular.”

2010 yılında Türk-Alman kültür etkileşiminin zirve noktalarından biri de Plak Ton’un katkılarıyla gerçekleşti. Ruhr Bölgesi ve İstanbul metropolünün Avrupa Kültür Başkenti olması etkinlikleri çerçevesinde Duisburg’da ve Türkiye’nin dünya kentinde 26 Haziran tarihinde binlerce izleyicinin katıldığı iki konser düzenlendi. İstanbul’da aralarında Alman pop müzik topluluğu Alphaville (“Forever Young”) sahne alırken, Duisburg Marxloh’da Türkiye’nin yıldız tenoru Ferhat Göçer gecenin asıydı. Gecenin başlangıcında ise Sefo. “Türkiyeah! – Ruhr Bölgesi İstanbul’la buluşuyor” etkinliğinin çıkış noktası Plak tarafından 2009 yazında düzenlenen “1. R‘nBesk Festivali Türkiyeah”ydi.

Bu festival sırasında 15.000 müziksever Kreuzberg’deki Görlitzer Ufer’de türk kız pop grubu Hepsi ya da Londra’dan R’nBesk’in prensesi Dilek gibi müzisyenleri dinlemek üzere bir araya geldi. Sahnede her ikisi de Plak Tonla sözleşmeli olan Kuzey Alman crossover grubu Lee Jay Cop ve Türkçe rock yapan Berlinli doktor İlker Aydın da yer aldı. 2011 yılında da yapılması planlanan festivalin renkli müzik kokteyli belli nişlere sıkıştırılmak istemeyen bir plak firması için son derece uygun. R‘nBesk Plak Ton için belirleyici türlerden biri olsa dahi. Firmanın yöneticisi Murat Suner’e soracak olursanız, R‘nBesk hayranlarının da çeşitliliği gayet normal karşıladığını söyleyecektir: “Bu türün hayranları genellikle 12-24 yaş arasında, kentsel yoğunlaşma bölgelerinde ve metropollerde yaşıyor ve genellikle çift kültürlü ve iki dilli oluyorlar – ve bu durumu son derece doğal karşılıyorlar”////

08.09.2010
Bookmarks
| |