Sunday, 27.05.2012 16:59
 
 

Güncel

World

Muslim Brotherhood to face Egypt's old guard  

Business

BMW manager: 'We cannot simply import to China'  

Culture

Euphoria for Sweden in Eurovision 2012  

Portre

“Benim sorumluluğum var”

Türk asıllı Alman yönetmen Fatih Akın çevreyi korumak için çalışıyorİleri

Goethe-Institut Istanbul’un etkinlikleri

Okuma kulübü: Ekim 2011'den itibaren ayda bir, Almanca okuma kulübü  

Keşif turu: Randevu üzerine, İstanbul Beyoğlu'nda Alman İzleri  

Keşif turu - YENİ!: Başvuru üzerine, İstanbul Beyoğlu’nda Avrupai...  

Bookmarks
| |

Söyleşi

İklimi koruma: “Çözüm isteyenlerin koalisyonu gerekli”

Dünya milletler topluluğu iklim değişikliğini nasıl durdurabilir? Konu uzmanı Hans Joachim Schellnhuber’le bir söyleşi.

Sayın Profesör Schellnhuber, Meksika’nın Cancún kentinde toplanan son dünya iklim zirvesinde epeyce heyecanlı tartışmalardan sonra ortamı sakinleşiren bir karar alınabildi. Zirvede yürütülen müzakereleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu toplantı kendimizi iyi hissetme toplantısı oldu, varılan sonucun değerini bu yılın sonunda Güney Afrika’nın Durban kentinde yapılacak toplantıda göstermesi gerekiyor. Orada konuşmakla ye­tinmeyip kararlar alınması gerek. Önceki yıl Kopenhagen’da toplanan dünya iklim zirvesinde yaşanan hüsrandan sonra, katılımcı ülkeler Birleşmiş Milletler çatısı altında müzakereleri sürdürme yönünde görüş birliğine varmış oldu. Uluslararası düzeyde geniş katılımlı ilişkiler kurtarıldı. Ama Cancún’da da yüksek surlarda gedik açılmış olmadı: Hala iklimin korunmasına yönelik Uluslararası yasalarda bağlayıcı bir anlaşmaya ulaşmış değiliz. CO2 salımlarını sanayi öncesi dünya ısısının iki derece üstüyle sınırlamak doğru bir hedef. Ama bunun yol haritasına ihtiyaç var. CO2 salımlarını azaltmanın yolunu gösterecek bir plana.

Evet Cancún’da hiç değilse iki derece artışla sınırlandırma hedefi ilk kez formel olarak tanınmış oldu.

Bu gerçekten de işin olumlu bir tarafı, bu uzlaşma devletler hukuku bakımından bağlayıcı bir hedef tanımlamış olmasa da bunun önemi yokmuş gibi davranmak istemem. Somut bir hedef olarak bir rakamın anılması muazzam bir adımdır. Kamuoyu şimdi nihayet, siyasi karar alıcıların eylemlerini ölçebileceği bir mihenk taşı elde etmiştir. Kopenhagen’ın başarısızlıkla sonuçlanmasının nedeni, müzakere eden tarafların ilk kez kartlarını masaya koymak durumunda kalışlarıdır. İklim müzakerelerinin tarihçesi, sorumluluğu geleceğe ötelemenin tarihçesi olmuştur. Ama Kopenhagen’a gelindiğinde, ulusal çıkarları da etkileyecek biçimde iklimin korunmasını istiyor muyuz istemiyor muyuz sorusuna kaçamak cevap verme şansı kalmamıştı. Alman Şansölyesi Merkel’in iklimin korunması meselesinde kararlı çıkışının farkındayım. Ama son tahlilde ulusal çıkarlar belirleyici oldu.

194 devletin katıldığı Dünya İklim Konrefansı gibi bir toplantıdan büyük çözümlerin çıkmasını beklemek ne kadar gerçekçidir?

Müzakerelere katılanların sayısının çok olmasının bir sorun oluşturduğu düşüncesi bana göre boş bir söylenti. ABD ve Çin’in ileriye doğru adım atması gerek, çok sayıda küçük devlet arkalarından gelecektir. Ama tek seslilik ilkesinden ayrılmamız gerekiyor. Bir sözleşmeye katılacak devletlerin biraraya geleceği bir konferansta gerekli prosedürler izlenerek ortak kararlar alınabilir. Ama bakıyorsunuz müzakere tarafları sürekli kendilerini engelliyorlar. Bu nedenle de ben tek şansın tüm dünyayı değil belli devlet gruplarını temsil eden uzlaşmalarda olduğunu düşünüyorum: Avrupa, örneğin Japonya ve ağırlığı olan bir iki ilerlemiş ülkeyle bir araya gelip çözüm iradesi temelinde koalisyon oluşturmalı. Sadece iklimin korunmasıyla da sınırlı kalmayıp, hammadde kullanımında daha dikkatli, şimdiye kadar olduğundan daha verimli kullanımı ve döngüleri gözeten yeni bir sanayi çağını hazırlamak adına da.

Bu tür bir yeni ortaklığın nerelerde oluşabileceğini düşünüyorsunuz?

Çin veya Hindistan böyle bir fitnes klübüne niçin üye olmasın? Hintliler kültür olarak kanaatkar olmalarıyla boşuna övünmüyorlar. AB ve Hindistan arasında ortak bir “emisyon ticareti”, düşünülebilir bir çözüm yoludur. Çin şu sıralar kendi ulusal emisyon ticareti için planlamalar yapıyor. Bana göre Çin gibi son derece yüksek bir performansa sahip bir ülke ekonomisi kendi açısından geleceğini planlarken yeni sanayi çağında böyle bir öncü rol oynama şansını yakalamayı yine kendi çıkarları için önemsemeli.

Alman hükümetinin enerji konsepti, sorunun temelinde enerji verimliliğini ve yenilenebilir enerjilere yatırımı çıkış yolu olarak görüyor. Ayrıca Almanya iddialı bir hedef olarak 1990 rakamlarına göre CO2 salımını 2020’ye kadar yüzde 40 azaltma kararını vermiş bir ülke. Sizce Almanya bu alanda gelecekte nasıl bir rol oynayabilir?

Almanya’nın da öncü bir rol üstlenmek için güçlü kozları var. Teknik bilgi ve yaratıcılık konusundaki güçlü geleneği, mühendislik alanındaki birikimi ve teknik üniversite geleneği var. Ama bunun yanında Almanlar çevre konusunda bilinçli davranan bir halk. Ama uygun siyasal çerçeve olmazsa sürdürülebilirlik konusunda yeni bir aşamaya geçilemez. Devletin öncü bir rol oynaması gerek. Alman hükümeti bunu enerji konseptiyle yapmaya çalışıyor. Bence en büyük potansiyelimiz teknik alanda yenilikçi çözümlerde. Bu nedenle de bizim Potsdam İklim Sonuçlarını Araştırma Enstütüsü (PIK) Avrupa Yenilikçilik ve Teknoloji Enstitüsü’nün girişimcileri arasında yer alıyor. Bayer ve Solar Valley gibi Alman firmalarının da işbirliği yaptığı bu enstitü iklim dostu yenilikçi teknolojilerin geliştirilmesini hızlandırmayı amaçlıyor.

PIK sadece ekonomi dünyasıyla işbirliği içinde değil, siyasi çevrelere dönük olarak da danışmanlık işlevi görüyor.

Biz kendimizi öncelikle hizmet veren bir kuruluş olarak görüyoruz, Almanya dışında da olmak üzere. Bundan kısa bir süre önce Pakistan hükümeti, iklim değşikliğini analiz etmek üzere bilimsel bir altyapı kurma konusunda bizden destek istedi. Uruguay’ın Tarım Bakanı ülkesindeki kuraklıkla ilgili olarak bir süre önce bizi ziyaret etti. Biz iklim gelişimi modelimizin kullanımını çeşitli ülkelere bedelsiz sunuyoruz. Kamu kaynaklarıyla desteklenen bir kuruluş olarak biz de topluma bazı şeyler vermek istiyoruz.

Söyleşi: Johannes Göbel

13.01.2011
Bookmarks
| |