Sunday, 27.05.2012 16:57
 
 

Güncel

World

Muslim Brotherhood to face Egypt's old guard  

Business

BMW manager: 'We cannot simply import to China'  

Culture

Euphoria for Sweden in Eurovision 2012  

Portre

“Benim sorumluluğum var”

Türk asıllı Alman yönetmen Fatih Akın çevreyi korumak için çalışıyorİleri

Goethe-Institut Istanbul’un etkinlikleri

Okuma kulübü: Ekim 2011'den itibaren ayda bir, Almanca okuma kulübü  

Keşif turu: Randevu üzerine, İstanbul Beyoğlu'nda Alman İzleri  

Keşif turu - YENİ!: Başvuru üzerine, İstanbul Beyoğlu’nda Avrupai...  

Bookmarks
| |

Jonathan Franzen: Dillerin neden değişmek zorunda oldukları üzerine

Amerikalı bestseller yazarı Pennsylvania, Münih ve Berlin’de Almanca eğitimi aldı. Almanca ve “kahrolası cinsiyet ayrımları” üzerine bir söyleşi

Mr. Franzen, bugün bir Almanca sınavına girseniz nasıl bir sonuç alırdınız?

Hangi konuda? Yeni bir nükleer silah antlaşmasının formüle edilmesi gibi bir sorumluluğu taşımak istemem örneğin. Ama diyelim ki eğer benim Almancamla ya da edebiyatla ilgiliyse oldukça iyi bir sonuç alabileceğimi düşünüyorum. Almanca harika bir şekilde eklemli bir yapıya sahip. İnsan çekimli fiillerin asli köklerini takip edebilir. Küçük anlaşılmaz sözcükleri yok sayabilir ya da anlamlarını bağlamdan çıkarabilir ve uzun ve anlaşılmaz kısımları onu oluşturan bileşenlere ayırabilir.

Almanca küfredebiliyor musunuz?

“Verdammt noch mal” gibi ufak şeyler. Elbette “Arschloch” diye kükreyebiliyorum. Ama argoyla sorunlarım var. Benim Almancam kitaplardan öğrenilmiş. “Rahatsızlık Bölgesi” adlı kitabımda da anlattığım gibi Almanya’daki ilk yılımın neredeyse tamamını Münih’te, peşinden buraya geldiğim Amerikalı kızla İngilizce konuşarak geçirdim. Utangaçtım ve tek bir Alman arkadaşım dahi yoktu. Ancak düzenli olarak Almanya’ya geldiğim bu son iki-üç yılda birkaç Alman arkadaş edinebildim.

Peki Berlin’de üniversiteye devam ettiğiniz dönemde birlikte okuduğunuz kız arkadaşlarınızla da mı şansınız yaver gitmedi?

O zamanlar nişanlanmıştım ve dolayısıyla Alman bir kız arkadaşım olması söz konusu olamazdı. Bu yasağı oldukça ciddiye alıyordum. Bir keresinde Alman Akademik Değişim Kurumu şükran günü için bir parti düzenlediğinde, tam da dehşet güzel bir genç kadınla sohbet ederken, o bizim anaçlıktan geri kalmayan DAAD sorumlumuz bize doğru gelip bana kasten “Jonathan, nişanlın nasıl?” diye sormaz mı.

Mark Twain “The Awful German Language” adlı makalesinde Almanca’yı yerden yere vuran bir eleştiri getirmişti. Söylediği bazı şeyler isabetli olmamakla birlikte Almanların “Generalstaatsverordnetenversammlungen” gibi aşka gelip pervasızca ürettikleri bileşik isim canavarları konusunda doğru bir tespitte bulunmuştu. Sizin en korkunç bulduğunuz yön nedir?

İsimlerin artikellerindeki kahrolası cinsiyet ayrımları. Mesela neden “das Vogel” değil de “der Vogel”? Bugün bile hata yapmak konusunda kendime güvenmeyip bir cümlenin ortasında duraklamam beni utandırıyor. Ayrıca düzensiz çoğul formları da bazen soruna yol açabiliyorlar. Bunun dışında Almanca bazen çok pimpirikli geliyor. Fazla tanımlayıcı yanından dolayı kesinleyici ve köşeli bir tarza meyilli. Ama belki de bu izlenimi sadece belirli kişilerin Almancaları üzerinden edinmişimdir.

Kendi kendinize Almanca konuştuğunuz zamanlar oluyor mu?

Yazarken sıklıkla cümlelerimi sırf kulağa nasıl geleceklerini görmek merakıyla Almanca’ya çevirdiğim oluyor. Böylece bir cümlenin ironisini ya da espirisinin Almanca’da da korunup korumadığını, yeterince geçirgen olup olmadığını görmeye çalışıyorum.

Heidegger dili “varlığın evi” olarak tanımlıyor. Size göre Almanca’nın sunduğu bina Amerikan İngilizcesi binasından hangi farklarla ayrılıyor?

Almanca’ya dair gözümün önüne gelen resim, tıpkı Çin’de çalışanlarına her şeyi sunan devasa fabrikalara benziyor: sinemaların, voleybol sahalarının, yatakhanelerin, kısacası içindeki her şeyin akılcı bir şekilde yürüdüğü bir bütün şirket-kent. Bana öyle geliyor ki İngilizce binaları nadiren şöyle bir süpürge yüzü görüyor. Pencereler öyle pek sık temizlenmiyor ve kenarda köşede toz birikmiş oluyor. Özellikle de günümüz Amerikancası bana tıpkı büyük ve düzensiz bir yurt binası geliyor.

İngilizce’ye Almanca’dan geçmiş Weltschmerz ya da Kindergarten gibi pek çok sözcük var. Fransızca sözcükler de var ama neden İspanyolca bu kadar az?

Yeni bir dil yaratan pek çok yeni ürün ihraç ediyoruz: Film, müzik, bilgisayar. Eğer Fransızlar Microsoft Windows’u ya da cep telefonunu geliştirmiş olsalardı bunlara ilişkin herşey Fransızca olabilirdi. 1066 yılında Normanlar İngiltere’yi işgal ettiklerinde ve herşeyin Fransızcasını getirdiklerinde eski ingilizce zor durumda kalmıştı. Bu durum uzun vadede edebiyat dili olarak İngilizce için olumlu oldu. Bize Geoffrey Chaucer ve William Shakespeare’i kazandırdı. İnsan güzel şeylerin değişmesini izlemekten hoşlanmaz. Ama süreç içerisinde bu her dil için geçerlidir: Değiş ya da öl!

Söyleşi yapan: Gregor Dotzauer.

Kaynak: “Der Tagesspiegel”, Berlin

03.03.2010
Bookmarks
| |