Yönetmenliğini yaptığı 1987 yapımı “Der Himmel über Berlin” (Berlin Üstündeki Gökyüzü) filminde Wim Wenders, Curt Bois’in canlandırdığı yaşlı anlatıcı Homer karakterini Berlin Duvarı boyunca yürütüp ona duvarın öte yanındaki Potsdam Meydanı’nı aratıyor. Fakat ihtiyar meydanın yerini bulamıyor. Oysa eskiden burası bir uğrak yeriydi. İnsanlar buradaki ünlü Café Josti’de buluşup gelip geçenleri izlerlerdi. Oysa Homer’in bulabildiği şey hüzünlü boş bir alan. Film çekildiğinde Duvar’ın iki yıl içinde yıkılıp Potsdam Meydanı’nın eski kimliğine kavuşacağını kimse tahmin edemezdi. Yoktan var edilen bölge, kentin değişen coğrafyasında asli konumunu henüz almadıysa da buraya yeniden hayat geldi. Hatta Homer gelseydi bugün burada Josty adında bir cafe de bulacaktı.
O zamanlar kimse Berlinale olarak anılan Uluslararası Berlin Film Festivali’nin günün birinde buraya taşınacağını, hele ki bunun 2000 yılında festivalin 50. yaş gününe rastlayacağını aklının ucundan dahi geçiremezdi. Duvar şehrinde düzenlenen festival, kuruluş yılı olan 1951’den bu yana tüm dünyanın gözü önündeki bir vitrin, doğu ve batı Avrupa’nın bir kesişme noktası olma anlayışını güdüyor. Bir anda burası merkez haline geldi ve kendine ait bir festival binasına kavuşmuş oldu. Berlinale Palast’ın önünde yeniden kırmızı halı serilecek ve Şubat ayında iki hafta boyunca Berlin’in merkezi, film dünyasının yörüngesine girecek.
Duvarın yıkılmasıyla birleşen kent, Festival’in neredeyse daimi konuğu sayılabilecek George Clooney gibi Hollywood yıldızları için cazip hale geldi. 2008 yılında, ilk yönetmenlik denemesini gerçekleştiren Madonna’yı festivale davet etme girişimi ses getiren bir başarıyla sonuçlandı. Festivalin yarışmanın yanı sıra klasikleşmiş bölümleri, Potsdam Meydanı’ndaki en son teknolojiyle donatılmış multiplex sinemalarda kendilerine yer buluyor: hem ana akım filmler hem de sanat filmlerini içine alan bir panaroma. Genç Filmler Uluslararası Forumu, onlarca yıldır avantgart filmlere bir platform sunuyor. Retrospektif bölümü, diğer festivallere kıyasla film tarihine önemli bir yer ayırıyor. Festival’in piyasa ayağını oluşturan European Film Market (Avrupa Film Pazarı), American Film Market ve Cannes’ın yanı sıra en büyük film fuarı olma özelliğine sahip. Festival bünyesinde son olarak da, yeni kuşak sinema izleyicilerine yönelik Çocuk Filmleri Festivali yer alıyor.
Neşeli işlerin festivali
Sektör temsilcileri ararsında Berlinale, ürkütücü kapsamda bir film programıyla bir çalışma festivali olarak biliniyor. Dieter Kosslick, Berlinale 2002 festivalin yönetimini eline aldığında yeni bir dönem başlamış oldu. Pforzheim doğumlu Kosslick, Alman film dünyasında ilişki kurmadaki becerikliliğiyle tanınıyordu. Reklam sektöründe başladığı meslek hayatını, Hamburg belediye başkanının basın sözcülüğü, yazı işleri müdürlüğü ve yaptığı katkılarla Kuzey Ren-Westfalya eyaletini çekici bir film merkezi haline gelmesini sağladığı Hamburg Film Fonu yöneticiliği gibi görevlerle sürdürdü.
Dieter Kosslick, Berlinale’nin başına geçtikten sonra da şov dünyası için doğuştan yetenekli olduğunu kanıtladı. Konuşma ve söylevlerinde rahat ve esprili bir ton yakalamayı başardı. İngilizceyle artık kronikleşmiş olan çekişmesini ise kendisiyle hafiften alay eden bir tavırla ortaya koyuyor. Dieter Kosslick Berlinale’yi baştan sona elden geçirerek, yetenekli bir stratejist olduğunu da göstermiş oldu. Alman filmlerinin yılmaz savunucusu olarak sebatla Festival’i bu yönden de anlamlı bir platform haline getirdi. Festivalin Alman Sineması bölümü, yerel prodüksiyonların performanslarını sergiledikleri ve uluslararası düzeydeki etkisi her geçen yıl büyüyen bir platform halini aldı.
Kosslick pazarlama becerisini film dünyasının gelişimi yolunda da kullanıyor ve özellikle yeni kuşaklar için çaba harcıyor. 2008 ilk defa Festival’de yeteneklerin teşvikini amaçlayan “Berlinale Talent Campus” bölümü açıldı (bkz. Kutucuk). Bir başka önemli girişimse Berlinale ve Federal Kültür Vakfı’nın ortaklaşa yürüttükleri “World Cinema Fund” adlı sinema fonu. Bu fon, ortak yapımlar ve Latin Amerika, Afrika ve Asya filmlerinin dağıtımında kullanılan 500.000 Avroluk bir yıllık bütçeden oluşuyor. Bu fonla desteklenen Filistinli yönetmen Hany Abu-Assad’ın “Paradise Now” adlı filminden Berlinale kendisi de çok faydalandı: Film 2005 yılında Berlinale’nin yarışmasına katıldı ve buradaki ödüllerin yanı sıra pek çok uluslararası ödüle de layık görüldü.
Büyüme yolunda
Berlinale, en önemli film festivalleri arasındaki en büyük halk festivali. “Normal seyirciler”e satılan bilet miktarı her geçen yıl artıyor. Her bölüme yönelik öngörülen ilginin tam kapasiteye ulaşması, önemli rakip festivaller olan Cannes ve Venedik festivallerini kıskandıracak noktaya geldi. Sunulan film miktarı da sürekli artış halinde. Ayrıca European Film Market iki yıl önce Martin Gropius Binası’na taşınmasına rağmen gene kabına sığamıyor. Berlinale bir markaya, genişleme şansına sahip bir franchising ürününe dönüştü. Film dizilerine ve özel programlara sürekli yenileri ekleniyor. Gerçi Kosslick başlangıçta şatafat ve sanat arasındaki dengeleri büyük bir beceriyle korumayı ve hedefleri doğrultusunda kullandığı cazibesiyle en asık suratlı eleştirmenleri dahi ikna etmeyi başarmışken, son zamanlarda eleştirel seslerin tonu yükselmeye başladı: Kimileri Festival’in karakterini yitirerek, herkesin her aradığını bulabileceği karman çorman bir köy bakkalına dönüşebileceği tehlikesine dikkat çekiyorlar.
Oysa Festival’in yarışma bölümü geçtiğimiz yıllarda tematik çerçeveye kavuştu. 2007 yılında İkinci Dünya Savaşı ve Yahudi soykırımı gibi tarihsel konular ağır bastı. 2008 yılında ise dikkat çekici şekilde çocukların yaşamı ve kaderi üzerine birçok eser kendine yer buldu. Ayrıca yarışma jürisinin kararları, özellikle de jüri başkanlığını oyuncu Charlotte Rampling ya da yönetmen Constantin Costa-Gravas gibi kendine has kişiliklere sahip kişiler üstlendiği sürece sürprizlere açık olmaya devam edecek. Örneğin 2006 yılında Bosna filmi “Esma’nın Sırrı” ve 2008 yılında Brezilya polisiyesi “Tropa de Elite” beklenmedik şekilde Altın Ayı’yı kazandılar. Bunlar üzerlerinde çok konuşulup ve tartışılsa da ödülü hak etmediği asla iddia edilemeyecek filmler. Berlinale, bir zamanların endüstri fuarları misali festivali ziyaret eden seyircilerin ufkunu genişletiyor: Uzak ülkelerden başka insanların yaşamlarına dair haberler getiriyor.











