“Her sene yeni bir fabrika” diyor Klaus Peters. Bunu söylerken öyle özel bir şeyi vurguluyor havası yok, zorlu bir görev yapıyoruz imasından da uzak. Peters 1. kattaki sade dekorlu bürosunun penceresinden dışarı bakıyor bu arada. Üretim alanında ağır nakliye araçları ürün çıkışını bekliyorlar, dozerler yeni üretim alanları açmakla meşgul. Çalışanlar, ticari partnerler ve müşteriler bir park yeri arıyorlar. Kentin sanayi bölgesi bu hızlı büyüyen firma için çoktandır fazla küçük geliyor. Sözünü ettiğimiz firma, dünya çapında başarılı bir Alman firması, tıpkı Daimler, Siemens veya BASF gibi. Firmanın adı Enercon. Firmanın Almanya’nın kuzeyinde küçük bir kent olan Aurich’te kurulmasının üzerinden 25 yıl bile geçmiş değil, oysa bugün firma, rüzgar enerjisi tesisi üretiminde Almanya’da 1 numara, dünyada da teknolojinin lideri. Meslek okulu mezunu makine teknisyeni ve elektro montaj uzmanı Klaus Peters ise başından beri bu işin içinde, şu anda da üretim departmanı müdürü.
Aurich kentinin kuzey sanayi bölgesindeki üretim merkezindeyiz. Peters’in bürosunun duvarlarında asılı olan ustalık sertifikaları ve işletmecilik diploması geçmiş dönemleri hatırlatıyor. Çalışma masasının üstünde dizili küçük ülke bayrakları firmanın hızlı yükselişinin belgesi gibi. Bir panoda asılı fotoğraflar firmanın çeşitli ülkelerdeki merkezlerini gösteriyor. 90’lı yılların başında yurtdışına ilk adımı atan Enercon ilk olarak Hindistan’a gitmişti, 90’ların ortalarında Brezilya’ya, yine 90’ların sonunda ise Türkiye’ye uzandı. Enercon 2001 yılında İsveç’te eski bir denizaltı tersanesini satın aldı. Kısa bir süre önce de Portekiz’de üretime geçildi. Firma şu sıralar İspanya’da bir merkez peşinde. İspanya haritası panodaki yerini almış durumda. Harita üzerindeki pusulalar, olası merkezlerin yerine işaret ediyor.
Firmanın işletmecilik danışmanı Hermann Simon’un bundan on yıl önce yayınladığı bir kitap “Gizli Galipler” başlığını taşıyor; Simon bu kitabında, orta büyüklükteki, ama genellikle pek tanınmayan ve dünyada kendi alanlarında marka haline gelmiş Alman firmalarını anlatıyordu ve bu kitabıyla birlikte “Hidden Champions” kavramını yerleştirdi. Geçen yıl kitabın yeni baskısı çıktı. “Enercon beni en çok etkileyen firmalardan biri olmuştur” diyor Simon. Gerçekten de Aurich’li firma “Hidden Champion” olmanın tüm ölçütlerini mükemmel şekilde yerine getiriyor: Yenilikçi bir üretim paleti, mükemmel servis, dışa açılmada güçlü performans ve bunların sonucu olarak da yüksek oranda bir büyüme. Peters’in bürosundan son montaj bölümüne inen demir merdivenden etrafa bakıldığında buradaki boyutların farkına varılabiliyor. Üretim alanında dev makine dairelerinin montajı yapılıyor. 75 ton ağırlıktaki makine daireleri her rüzgar enerjisi tesisinin kalbi. Enercon’un 6 megavatlık nominal kapasiteye sahip son modeli E-126’nin rotor çapı 126 metre – modelin ismi de buradan geliyor. Tek bir rotor kanadı Airbus A380’nin bir kanadından daha büyük. Gerçekten de son montaj çalışmaları, bir Airbus üretimini hatırlatıyor – şu farkla, Airbus’un arkasında devletlerin angajmanları ve uluslararası holdingler var, Enercon’un arkasındaysa sadece bir adam: Aloys Wobben.
Bugün doğrudan veya dolaylı 10.000’den fazla kişiyi çalıştıran firmanın kurucusu ve sahibi olan Aloys Wobben, 80’li yılların başlarında rüzgardan enerji üretme fikrine yönelmişti. Vizyon niteliğinde bir fikir, çünkü o zamanlar bunun için henüz ne teknolojik çözümler vardı ne de rüzgar enerjisi için hazır bir pazar. Yüksek mühendis Wobben, Klaus Peters’le birlikte 1984’te Aurich’te geçici olarak kiraladıkları bir depoda ilk rüzgar çarkını monte etti. Bu alet bugün, Aurich kentinin kıyısında bir evde oturan Wobben’in bahçesinde duruyor ve müstakil evin elektriğini üretiyor. Wobben öncü bir ruhla çalışarak aygıtı teknolojik bakımdan geliştirdi. Büyük atılımınıysa şanzımansız rüzgar türbinini geliştirerek yaptı – bu yöntemi bugün de sadece Enercon firması uyguluyor. Bu yöntemin avantajı, aşınmanın daha az olması, aygıtın daha uzun ömürlü olması ve da az bakım işi çıkarması.
Bugün uygulamada bulunan ileri teknoloji tesisleriyle ilk dönemdeki rüzgar çarklarının pek bir ilgilisi yok. İlk model olan küçük tip E-15, 55 kilovatlık üretim yaparken, toplamda 198 metre yükseklikteki E-126 bugün yılda 18 milyon kilovat saat elektrik üretiyor – bu miktar 4500’den fazla evin ihtiyacını karşılayabiliyor. Airbus’taki gibi Enercon da bir dizi farklı model üretiyor – zor ulaşılır yerler için tasarlanan E-33’ten, çok satarlar E-70 ve E-82’e ve rüzgar türbinlerinin jumbosu E-126’ya kadar. Bu modelde kullanılan rotor kanatları yüzgeç biçiminde. Enercon’a özgü bu rotor tipi, çapı değişmeden yüzde 15 daha verimli. Klaus Peters “bu bir devrim sayılır” diyor. Enercon’un kurduğu santral sayısı 13.000. Hepsinin ortak özelliği su damlası biçimindeki tasarımları. Ünlü İngiliz mimar Lord Norman Foster’in yaptığı bu tasarım, Enercon tesislerini diğer üreticilerindekinden hemen ayırt etmeyi sağlıyor. Şu sıralar E-10 ve E-20 gibi, adacık alanlarda çözümlere olanak veren daha küçük modellerin geliştirilmesine çalışılıyor. Klaus Peters büyük teknik işlerin yönetimini yürütürken, 2006 yılında Kassel Üniversitesi’nden fahri doktor unvanı alan Aloys Wobben ise teknolojiyi daha ileri götürme ve strateji konularında çalışıyor. Wobben, Enercon’un dergisi “Windblatt”taki bir makalesinde şöyle diyor: “Avrupa’da iklimi koruma çalışmaları, CO2’yi azaltmada en başarılı stratejiyi, yani yenilenebilir enerji üretimini hızla genişletmek durumunda.” Almanya’da çıkarılan Yenilenebilir Enerjiler Yasası’nın daha da geliştirilmesini istiyor. Yasa, elektrik üreticilerine sabit tarife garantisi veriyor, bu da Enercon gibi firmaların pazar başarısını olanaklı kılan bir etken.
Aurich ve Almanya’nın kuzey batısındaki Doğu Frizya (Ostfriesland) için bu yasa büyük bir talih. Kıyıdaki güçlü rüzgarların ve seyrek yerleşimin sağladığı avantajla bölgede çok sayıda rüzgar enerji santrali kurulabildi. Günümüzde aritmetik hesapla Doğu Frizya’nın enerji ihtiyacının nerdeyse yüzde 90’ı rüzgardan elde edilebiliyor. 40.000 nüfuslu kentin Belediyesi’nde haftada bir toplanan “Enercon Çalışma Grubu” firma için yeni alanlar belirliyor. Kentte ekonomiyi teşvikle görevli Johann Stromann, tek tek ruhsat başvurularından sorumlu olduğu başlangıç dönemlerini hatırlıyor. “O dönemde masama bir rüzgar çarkı kurulmasıyla ilgili bir ruhsat talebi gelmişti. Ama inşaat yönetmeliğinde bununla ilgili hiçbir şey yoktu.” Üst merciler de bu konuda bir yol gösteremiyordu. “Tereddüt durumunda red” deniyordu. Ön araştırmasını şefine sunduğunda şu soruyla karşılaştı: Rüzgar çarkı devrilirse ne olur? Stromann, “bahçeye devrilir” demişti. İkinci soru: “Peki sizin bu konudaki fikriniz nedir?” “Bence fena bir fikir değil” diye cevaplamıştı Stromann bu soruyu da. Bunun üzerine şef, “o zaman ruhsatı verin” demişti. Böylece Stromann deyim yerindeyse Enercon’un ebeliğini yapmıştı – ama bu artık çok gerilerde kaldı.











