Sunday, 27.05.2012 15:56
 
 

Güncel

World

Muslim Brotherhood to face Egypt's old guard  

Business

Questioning Google's massive deletion of links  

Culture

Euphoria for Sweden in Eurovision 2012  

Portre

“Benim sorumluluğum var”

Türk asıllı Alman yönetmen Fatih Akın çevreyi korumak için çalışıyorİleri

Goethe-Institut Istanbul’un etkinlikleri

Okuma kulübü: Ekim 2011'den itibaren ayda bir, Almanca okuma kulübü  

Keşif turu: Randevu üzerine, İstanbul Beyoğlu'nda Alman İzleri  

Keşif turu - YENİ!: Başvuru üzerine, İstanbul Beyoğlu’nda Avrupai...  

Bookmarks
| |

Enerjide dönüşüm zamanı

Japonya’daki atom felaketinin ardından Almanya önümüzdeki on yıl içerisinde atom enerjisine veda etmek üzere çalışıyor.

KARAR BEKLENENDEN ERKEN ALINDI ve uluslararası alanda açık bir mesaj verdi: Almanya enerjide dönüşüm istiyor ve atom enerjisine veda ediyor. İktidardaki CDU/CSU ve FDP koalisyonunun aldığı karara göre en geç 2022 yılına kadar şu anda sayıları 17 olan nükleer santrallerin tamamı kapatılacak. Hükümet kendileri tarafından oluşturulan ve atom enerjisine vedanın on yıl içerisinde mümkün olabileceğini söyleyen “Güvenli Enerji Üretimi” isimli Etik Komisyonu’nun tavsiyesini uygulamaya geçiriyor. “Biz gelecekte elektriğin güvenli olmasının yanısıra güvenilir ve karşılanabilir kalmasını istiyoruz”, diye açıkladı şansölye Angela Merkel Mayıs sonunda Komisyon’un raporunun değerlendirilmesi sırasında. Aralarında Alman Araştırma Topluluğu Başkanı Profesör Matthias Kleiner ve eski çevre bakanı ve BM Çevre Programı Şefi Profesör Klaus Töpfer’in de bulunduğu 17 kişilik komisyonun hazırladığı 48 sayfalık rapor, zorlu bir görev olan bu “toplu çalışma”nın nasıl başarılacağını ortaya koyuyor. Almanya’da nükleer santraller, etik ölçütler çerçevesinde, sağladıkları kapasite daha az risk taşıyan bir enerji üretim yöntemi tarafından sağlanana kadar çalıştırılmaya devam edecek. Bu karar, enerji ağındaki en eski yedi nükleer santralin ve Krümmel Nükleer Santrali’nin, ürettikleri 8,5 gigawatlık elektrik başka kaynaklardan sağlanabileceği için şimdiden kapatılması anlamına geliyor. Bunu adım adım diğer santraller takip edecek. Sıralamayı her bir santralin risk durumu ve bölgesel elektrik ağındaki önemi belirleyecek. 2021 yılına kadar çoğu nükleer santralin kapatılması planlanıyor. Enerji dönüşümü planlanandan daha uzun sürdüğü takdirde 2022 yılına kadar üç reaktör çalışır durumda kalacak. Kapatılan nükleer santraller dolayısıyla yaşanacak enerji açığının tüketimde daha yüksek verimlilik, yenilenebilir enerjilerin yapılandırılması, fosil yakıtların yenilikçi kullanımı ve kapasite pazarlarının yeniden düzenlenmesiyle kapatılması planlanıyor. Komisyon iklim korumadan taviz vermeden atom enerjisine veda edilebileceğinin altını çiziyor.

Almanya’da enerji dönüşümü Japonya’daki talihsiz olayların doğrudan bir sonucu olarak görülebilir. 2011 Mart ayı başında büyük bir deprem ve tsunami sonucunda Fukuşima Nükleer Santrali ağır hasar gördü. Güvenlik kuruşlarınca kontrol altına alınamayan bir felaket yaşandı. Almanya’da depremin, yıkıcı tsunaminin ve nükleer felaketin insanlar ve çevreye zarar veren sonuçları karşısında yaşanan üzüntü büyük oldu. Santralin çevresi felaketten öyle yoğun etkilendi ki 20 kilometre çapında bir yasak bölge ilan edildi ve 85.000’in üzerinde insan tahliye edilmek zorunda kaldı.

“Bu son durumu görmezden gelmemiz mümkün değil”, diye açıklamıştı Şansölye Angela Merkel, Mart ortasında Berlin’de yaptığı konuşmada. Fukuşima Nükleer Snatrali’nde gerçekleşen kaza Almanya’da nükleer santrallerin yarattığı riskin köklü biçimde bir yeniden değerlendirmeye tutulmasına önayak oldu. Federal Yönetim hemen 15 Mayıs 2011’de Almanya’nın en eski yedi nükleer santraline yönelik bir moratoryum ilan etti. İlk aşamada üç aylık bir süre sonunda üretimin durdurulmasına karar verildi. Bunun gerekçesi ise bu santrallerin 1970’li yıllarda yapılmış ve daha sonraki yıllarda inşa edilen nükleer santrallere kıyasla daha düşük bir güvenlik seviyesine sahip olmalarıydı. Bunlar arasındaki daha eski, kaynar sulu reaktörler Fukuşima’daki eski reaktörlerle benzerlik taşıyordu. Moratoryumda tanınan süre risklerin yeniden değerlendirilmesi için kullanıldı. Federal Yönetim bu amaçla iki komisyon görevlendirdi: Çevre Bakanlığı bünyesinde oluşturulan “Reaktör Güvenliği Komisyonu” (RSK) ve yukarıda da adı geçen “Etik Komisyonu”. “Reaktör Güvenliği Komisyonu”nun görevi 17 nükleer santrali sıkı bir denetime tabi tutmaktı. Uzmanlar her bir santral için çok farklı sonuçlara ulaştı. RSK Başkanı Profesör Rudolf Wieland’ın açıklamasına göre toplamda “yüksek bir dayanıklılık” seviyesi sundukları ortaya çıktı. Fakat sonuçta Almanya’daki nükleer santrallerden hiç biri RSK tarafından en yüksek güvenlik seviyesi olan 3. seviyedeki denetim kriterlerini eksiksiz karşılayamadı. Bu seviye büyük bir yolcu uçağının çarpmasına dayanabilecek bir direnci şart koşuyor. Buna karşılık neredeyse bütün santraller bir askeri uçağın ya da orta boy bir yolcu uçağının çarpmasına dayanabilecek durumda. “Etik Komisyonu”nun görevi öncelikle Şansölye’nin sorusunu yanıtlamaktı: “Yenilenebilir enerjiler çağına geçişin daha kolay uygulanabilir ve makul hale gelmesi için nükleere vedayı göz kararı nasıl gerçekleştirebilirim?“

Angela Merkel enerjide dönüşüm konusunda Almanya’yı dünyada bir örnek haline getirmek istiyor. Şansölye’nin 30 Mayıs’ta Berlin’de yaptığı konuşmaya göre Almanya yenilenebilir enerjilere geçiş yaparak sanayi ülkeleri arasında bir öncü olabilir. Fakat bunun için Federal Meclis’ten kimi yasa değişikliklerinin geçmesi gerekiyor. Bunlar arasında nükleer enerji yasası, elektrik ağı yapılandırılmasının hızlandırılması yasası, enerji ekonomisi yasası, inşa yönetmeliği, ekolojik enerji fonları, kojenerasyon yasası ve yenilenebilir enerjiler yasası yer alıyor. Etik Komisyonu enerjide dönüşümün Alman ekonomisi için yaratacağı devasa ekonomik ve teknolojik avantajları da ortaya koydu. “Almanya uluslararası düzeyde devletler camiasına tam da nükleer enerjiye veda etmenin yüksek performanslı bir ekonomi şansını doğuracağını gösterebilir”, deniyor değerlendirmede. Angela Merkel Mayıs ayında Fransa’da yapılan G8 zirvesinde nükleer santrallerin güvenliği meselesini gündeme getirdi. Önde gelen Batılı sanayi devletleri ve Rusya nükleer santrallerin güvenliğini düzenli olarak denetlemeye ve AB örneğine uygun standartlarda dayanıklılık testi uygulanması konusunda anlaştılar. İtalya’nın, halk oylaması yapılmasına işaret ettiğini belirtiliyor. Japonya ise yenilenebilir enerjiler ve daha yüksek verim için net bir güvence verdi.

Almanya’da enerji üretiminde başarılı bir dönüşüm için fırsatlar büyük. “Yeşil” elektrik zaten 2011’den önce büyük bir patlama yaşamıştı. Toplam elektrik üretimindeki payı 1990’da yüzde beş iken bugün yüzde 17’ye yükseldi. Bu oran uluslararası alanda bir zirve. 2020 yılına kadar gelişme hızının daha da yükseltilmesi planlanıyor. Federal Yönetim’in hedefi o zamana kadar yüzde 35’e ulaşmak. Planlar arasında özellikle de Kuzey Denizi ve Baltık Denizi’nde kurulacak offshore rüzgar parklarıyla rüzgar enerjisinin geliştirilmesi ve yüksek gerilimli elektrik ağının yüzde on civarında genişletilmesi yer alıyor. Böylelikle asli olarak Almanya’nın kuzeyinde üretilen elektriğin güneybatıdaki tüketimin yüksek olduğu merkezlerine daha iyi ulaştırılması hedefleniyor. Binaların ısıtma teknolojisi bakımından daha iyi yalıtılmasına yönelik programların geliştirilmesi de planlar arasında. Bu nokta, genel enerji konsepti açısından da çok önemli: Binalar günümüzde enerji tüketiminin yaklaşık yüzde 40’ından sorumlu. Yalıtımları ise daha yüksek verime ve karbondiyoksit salımında azalmaya güçlü bir katkıda bulunabilir. Böylelikle bu sektörde doğalgaz kullanımının azalması, gazın elektrik üretimi için santrallerde daha çok kullanılabilmesini sağlayacak. Zira gazla işletilen ve hızla açılıp kapatılabilen santraller rüzgar ve güneş gibi kaynaklardan elde edilen ekolojik elektriğin besleme devamlılığındaki dalgalanmaları desteklemek için en uygun çözümü sunuyorlar.////

18.05.2011
Bookmarks
| |