Sunday, 27.05.2012 15:55
 
 

Güncel

World

Muslim Brotherhood to face Egypt's old guard  

Business

Questioning Google's massive deletion of links  

Culture

Euphoria for Sweden in Eurovision 2012  

Portre

“Benim sorumluluğum var”

Türk asıllı Alman yönetmen Fatih Akın çevreyi korumak için çalışıyorİleri

Goethe-Institut Istanbul’un etkinlikleri

Okuma kulübü: Ekim 2011'den itibaren ayda bir, Almanca okuma kulübü  

Keşif turu: Randevu üzerine, İstanbul Beyoğlu'nda Alman İzleri  

Keşif turu - YENİ!: Başvuru üzerine, İstanbul Beyoğlu’nda Avrupai...  

Bookmarks
| |

Üçüncü sanayi devrimi

Kuzey Denizi’nde devasa bir offshore rüzgar parkı, Hannover yakınlarında büyük bir jeotermik enerji santrali ve çölden gelecek güneş enerjisi için milyarlık bir proje. Almanya iklim değişikliği sorununa ileri teknolojiyle karşılık veriyor

Georg Meck

Almanya yeşil dalgaların üzerinde seyrediyor: Çevre endüstrisi 2020 yılına kadar ülkenin en önemli branşı ve dolayısıyla da istihdam motoru haline gelecek. “Çevre endüstrisi 21. Yüzyıla yön verecek sektör”, diye dile getiriyor gelişmeleri, Roland Berger Danışmanlık şirketinin şefi Burkhard Schwenker. Danışmanlar bu branşın geleceğini analiz ederken 1300 firma ve 200 araştırma enstitüsünü mercek altına aldılar. Araştırmanın sonuçları büyük umutlara işaret ediyor: Küresel çevre endüstrisi 2020 yılına kadar hacmini iki katından fazlasına çıkartarak 3,1 trilyon Avro’ya ulaşacak. Almanya da yeşil teknoloji şampiyonları sayesinde bu gelişimin ön saflarında ilerliyor. Güneş, rüzgar ve su gibi alanlarda iş yapan firmalar şimdiden ihracatın en önemli bölümünü oluşturuyorlar.

Alman firmaları dünya çapında teknolojik anlamda öncü rol üstleniyorlar. Fotovoltaik enerji, güneş ısısı, rüzgar ve su kaynaklı enerjiler gibi geleceğin branşlarında dünya pazarındaki payı yüzde 21 ile 35 arasında değişiyor. Almanya biyogaz üreticileri arasında da piyasaya yön veren ülke. Şirket danışmanlığı uzmanı Torsten Henzel­mann’a göre “reaktörlerin yüzde 90’ı burada üretiliyor”. 2020 yılına kadar Almanya’da gayrisafi yurtiçi hasılanın yüzde 14’ü bu yükselen branş tarafından sağlanacak. Şu anda 1,1 milyon kişinin istihdam edildiği alandaki kapasite önümüzdeki on yılda iki katına çıkartılarak 2,2 milyon insana iş olanağı sağlayacak.

Ekonomi, bu anlamda köklü bir değişimin arefesinde: Artık ne otomotiv, ne kimya ne de makina endüstrisi değil doğa dostu ileri teknolojiler ülke ekonomisine şekil verecek, iş olanakları ve refahı sağlayacak. Gerçek şu ki doğa dostu ileri teknolojiler, uzun süre ekolojik düşüncenin marjinal alanından sıyrılıp gözle görülür hale geldiler. Şüphesiz çevreci hareketin ilk yılları da bu teknolojilerin bugünkü başarılarına zemin hazırladı. Toplum içinde ve siyasi arenada ihtiyaç duyulan alanı yarattı. Katı çevre yasaları ve devlet desteği de çevre firmalarının yükselişlerini kolaylaştırdı. “Çevre teknolojileri siyasetin en gözde evlatlarından biri ve dolayısıyla buna uygun şekilde destek görüyor”, diyor Henzelmann.

Günümüze hakim olan ruhun da desteğiyle Alman mühendisliğinin faziletleri genişleyerek ustalığını bir dizi alanda ortaya koyuyor: Yenilenebilir enerjiler, hammadde ve malzeme verimliliği, sürdürülebilir taşımacılık, ekolojik su idaresi, atıkların ortadan kaldırılması. “Made in Germany” yeşil teknolojiler oldum olası ön saflarda yer aldı. Gerçi Berlin’de bulunan Alman İktisadi Araştırmalar Enstitüsü’nden (DIW) Dietmar Edler’e göre “Çin ve Amerika aradaki farkı azaltıyorlar” fakat “Almanya bu yarıştaki konumunu yine de koruyabilecek durumda. Teknolojik açıdan sahip olduğu avantaj ve Know-how’u hatırı sayılır düzeyde.”

Çevre sektörü çekici bir getiri sağladığından her geçen gün daha çok özel yatırımcı parasını yeşil teknolojilere yatırıyor. Kısa zamanda tutunan küçük şirketler köklü sanayi kuruluşlarıyla birleşiyor. Bu büyük şirketler beraberinde sektöre sermaye ve tecrübelerini getiriyor. Otomobil tedarikçisi Bosch çevre teknolojilerinin yeni ekonomik can damarı olduğu düşüncesine vararak ve geniş kaynaklarla bu tür firmalara destek verme ve işbirliği yapma kararı aldı. Eski tip ekonominin temsilcileri dahi çevre sektörüyle temastan kaçınmıyor. Güneyin köklü makine üreticilerinden biri olan ve 140 yıl boyunca gururla bir aile şirketi olarak yaşamını sürdüren Voith, İskoçya kıyılarında deniz dalgalarından enerji üretimine el atıyor.

Almanya’nın küresel çaptaki en önemli oyuncularından biri olan 160 yıllık Siemens de bu trendi dikkate alıyor ve son olarak kendini geçtiğimiz dönemde “dünyanın en büyük yeşil altyapı şirketler grubu” olarak tanımladı. “Complete Mobility” sloganıyla Münih kökenli şirket, dünya çapında enerji verimliliğiyle anılıyor. Kuzey Ren-Westfalya eyaletinde “Ruhrpilot” başlığı altında Avrupa’nın en büyük trafik yönetimi projesi hayata geçirildi. Oslo ve Lizbon gibi metropollerde Siemens şehir içi trafiğini düzenleme görevini üstleniyor. Ayrıca şirketler grubu geleceğe dönük “Desertec” projesi için bir araya gelen bir düzine tanınmış kuruluştan biri.

Projenin ardında yatan fikir ise oldukça iddialı: Sahra güneşi enerji problemlerimize çözüm olacak. Kuzey Afrika’daki çöllerde CO2 salımı olmadan üretilecek elektrik enerjisinin, Avrupa’nın ihtiyacının yüzde 15’ini ve üretici ülkelerinin ihtiyacının da önemli bir bölümünü karşılaması planlanıyor. Yapım tarihi henüz açık olan projenin yaklaşık 400 milyar Avro’ya mal olması bekleniyor. Enerji termal güneş enerjisi santrallerinde üretilecek. Üretim sürecinde güneş ışığı aynalar aracılığıyla bir araya toplanacak ve borulardaki ısıyı iletici maddenin ısınması sağlanacak. Kurulacak yeni iletim ağı aracılığıyla da üretilen elektrik 3000 kilometrelik yolu katederek Avrupa’ya ulaştırılacak. Yüksek verimlilik oranı ve elektriğe dönüşüm aşamasında güneş teknolojileri arasında en düşük maliyete sahip oluşuyla termal güneş enerjisi santralleri orta vadede dahi dünyanın en çok güneş alan kuşağında, fosil yakıt kullanılan termik santrallerle karşılaştırılabilecek kadar düşük bir maliyetle elektrik üretilmesi potansiyelini barındırıyor. Ekim ayında planlama topluluğu kurulacak. Projenin öncülerinden Münihteki Rück firmasından Torsten Jeworrek’e göre “projenin hem ekolojik hem de ekonomik potansiyeli çok yüksek”.

Burada kullanılacak tekniği, mütevazı ölçeklerde de olsa Aachen yakınlarındaki Jülich kentinde şimdiden görmek mümkün. Ağustos ayında bu ilk örnek hizmete girdi: 2500 ayna, güneş ışığını 50 metre yükseklikteki bir kulenin tepesine yansıtıyor. Güneş enerjisi burada elektriğe dönüştürülüyor. “Yenilenebilir enerjilerin geleceğine açılan bir kapı” olarak tanımlıyor burayı, çevre bakanı Sigmar Gabriel. 22 milyon Avroluk bu santralde güneş enerjisinden yıllık 1,5 megawatt elektrik üretilmesi planlanıyor. Bu miktar 350 hanenin elektriğini karşılamaya yetiyor.

Yenilenebilir enerjilere yönelik arayış çağımızın çözüm bekleyen en büyük sorunlarından biri olmaya devam ediyor. Genellikle büyük enerji üreticilerinin de dahil olmasıyla birlikte her yönde araştırmalar yapılmaya başlandı. Kuzey Denizi’ndeki Borkum Adası’nın 45 kilometre kuzeyindeki Almanya’nın ilk açık deniz rüzgar parkı “Alpha Ventus” için de aynı şey geçerli. Önümüzdeki yıllarda Kuzey ve Baltık Denizleri’ndeki santrallerde 40.000 megavatlık enerji üretilmesi hedefleniyor. Bu sekiz milyon hanenin elektrik ihtiyacına karşılık gelecek.

Güneş, rüzgar ve su şimdiden enerji üretimi için kullanılıyor. Yerkürenin iç sıcaklığı da bir diğer enerji kaynağı olma özelliğini barındırıyor. Gelecek vadeden bu teknolojinin adı jeotermi. Federal Yönetim bu alanda kullanılmak üzere 400 milyon Avroluk bir teşvik programı oluşturdu. 2008 yılında bu alanda çalışanların sayısı yaklaşık 4500’den 9100’e çıkarak ikiye katlandı. Hannover yakınlarında, yerkabuğun derinliklerindeki ısıyı yeryüzüne taşıyacak bir jeotermik santral kuruluyor şu sıralar. Buradaki enerji kaynağının tükenmez oluşu ve sıcaklığın güneşle rüzgarın aksine daima hazır bulunuşu bu seçeneği daha da cazip kılıyor.

2009 Haziranında “GeneSys” pilot projesi için ilk kazılar yapılmaya başlandı. Önümüzdeki dört yıl sonunda santralin iki megawattlık ısı enerjisini yeryüzüne iletmesi planlanıyor. Kazılarda gerekli sıcaklığa ulaşabilmek için dört kilometre derine inilecek. Yerkürenin içine doğru her kilometre başına sıcaklık yaklaşık 30 derece artıyor. Peki bu nasıl enerjiye dönüştürülecek? Jeotermik santral derine su pompalıyor. Bu su yerin sıcaklığı sayesinde yaklaşık 150 dereceye kadar ısınıyor ve binaları ısıtmak üzere yeniden yukarı iletiliyor. Proje sayesinde 15 milyon Avroluk yakıt tasarrufu yapılması planlanıyor. Proje yöneticisi Michael Kosinowski’ye göre eğer bu deneyde herşey yolunda giderse, “Avrupa’nın geniş alanları için bir Model’e kavuşulmuş olacak.”

Alman firmaları tarafından araştırılan ve test edilen her yeşil teknoloji, dünya pazarında hep ön planda yer alıyor. Bu iş biraz da cesaret gerektiriyor, yoksa küresel çapta gelecek vaadeden yeni çözümleri önceden görmek pek mümkün değil. Bu konuda durumumuz ortada: Dünya nüfusu hızla büyürken, kaynaklar sınırlı kalmaya devam ediyor. 2030 yılına kadar dünya nüfusunun üçte ikisi, zorlu ekolojik koşulların üstesinden gelinmesinin elzem olacağı metropollerde yaşıyor olacak. Geçiş ülkeleri sanayileşmede aradaki farkı kapattıklarında global refah artacak ve kaçınılmaz olarak artan küresel refahla birlikte temiz enerjilere ve çevre dostu bir taşımacılığa duyulan ihtiyaç artacak, iklimin korunması daha önemli bir konuma gelecek.

Barack Obama’nın başkanlığında Amerika Birleşik Devletleri de yeşil enerjiler için hızla harekete geçti: 2025 yılına kadar elektrik enerjisinin yüzde 25’i yenilenebilir kaynaklardan elde edilecek. Bu da Alman malı güneş pilleri ve rüzgar türbinleri için paha biçilmez bir satış fırsatı anlamına geliyor. Bu santrallerin verimliliği her geçen gün daha da artarken maliyetleri radikal biçimde azalıyor. Dolayısıyla çok yakın bir zamanda piyasada rekabet güçleri iyice artacak. Roland Berger’den Torsten Henzelmann’a göre “Yenilenebilir enerjiler bildik enerji üretim yöntemleriyle maliyet bakımından başa baş noktaya geldiği anda talep patlayacak.”

Dünya ekonomisinin içinde bulunduğu kriz doğa dostu enerji şampiyonlarını çok az etkiliyor. Tam tersine kimileri bundan kazançlı çıkıyor. Bu koşullarda kolayca mühendis bulabiliyorlar. Daha da önemlisi hükümetler gerilemeyle mücadeleye yönelik önlem paketlerini ekolojik kriterlere göre oluşturuyorlar. Kısacası yeşil teknolojileri hesaba katmayan tek bir ülke kalmadı.

Örneğin ABD yaklaşık 112 milyar Doları Green­tech için ayırıyor: Hibrid araçların iyileştirilmesi ve yüksek kapasiteli pillere yönelik araştırmalar ön planda yer alıyor. Çin yeşil teknoloji için 20 milyar Dolar ayırıyor. Avrupa’nın önlem paketi yenilenebilir enerjilere altı milyarlık bir bütçe sağlıyor. 3,5 milyar Avro enerji altyapısı için harcanırken 500 milyon Avro offshore rüzgar santrallerine, yedi milyar Avro ise daha ekonomik arabalar binaların ve fabrikaların yapımı için enerji verimliliğine aktarılıyor. Alman hükümeti 2009’dan 2011’e kadar 500 milyon Avro’yu elektrikli taşımacılık alanındaki araştırmalara aktaracak. Hedef elektrikli ve hibrid araçların mevcut trafik ağına entegrasyonlarını sağlayacak anahtar teknolojilerin geliştirilmesi.

McKinsey danışmanlık şirketinin, üstüne basarak dile getirdiği gibi düşük emisyonlu araç teknolojisinin taşıdığı potansiyel çok büyük. Bu sektörde ilerleyen zamanlarda 325 milyar Avroluk bir hacim yakalanabilir. Danışmanlar bu sektörün yıllık büyümesini yüzde 30 civarında öngörüyorlar. Elektrikli bir motorun içten yanmalı motoru desteklediği hibrid araçların pazar payı 2020 yılına dek yüzde 16 ila 24’e kadar ulaşabilir. İçten yanmalı motor da gittikçe daha verimli bir hale getiriliyor. Tüketimin azaltılmasını sağlayacak bileşenlerin oluşturduğu pazar hacmi 30 ila 35 milyar Avro. Elektrikli araçlar ve pillerin elektrik ağı üzerinden şarj edilebildiği plug-in tabir edilen hibrid araçlar da nihayetinde otomobil endüstrisinde önemli bir rol oynayacaklar.

“Gelecek şüphesiz emisyonsuz elektrikli otomobillere ait”, diye onaylıyor Volkswagen’in şefi Martin Winterkorn ve elektrikli taşımacılığın da başkenti olan Berlin’de Golf serisinin Twin Drive modelini pazara sürüyor. Mercedes ise burada RWE ile birlikte Elektro-Smart’ı, BMW ise Vattenfall ile güneş sarısı yakıt kapağının altında bir elektrik prizi bulunan Mini E’yi test ediyor. Her ne kadar Japonlar bu konuda onları ciddi ölçüde geride bırakmış gibi göründüyse de Alman üreticiler pil teknolojisine sağlam yatırımlar yapıyorlar. Malzeme bilimi profesörü Martin Winter “Eğer bu şekilde ilerlemeye devam edersek Almanya elektrikli arabalar konusunda da dünyada zirveye oynama şansını yakalayacak”, diyor.

Yani uzun lafın kısası ekoloji “in”. Ekoloji yeni iş alanları sağlıyor. Çekirdek kadrolarında azaltmaya giden otomobil üreticileri de, kendilerini içten yanmalı motordan sonraki zamanlara hazırlamaları için elektronik mühendisleri arıyor. Danışman Henzelmann’a göre yeşil şampiyonlar büyük potansiyeller için olanak sağlayan bir alan: “Bu sektörde klasik mühendislik branşlarına göre daha hızlı yükselmek mümkün. Daha hızlı hareket edilebilir ve daha hızlı sorumluluk üstlenilebilir.”

07.09.2009
Bookmarks
| |