Sunday, 27.05.2012 15:49
 
 

Güncel

World

Muslim Brotherhood to face Egypt's old guard  

Business

Questioning Google's massive deletion of links  

Culture

Euphoria for Sweden in Eurovision 2012  

Portre

“Benim sorumluluğum var”

Türk asıllı Alman yönetmen Fatih Akın çevreyi korumak için çalışıyorİleri

Goethe-Institut Istanbul’un etkinlikleri

Okuma kulübü: Ekim 2011'den itibaren ayda bir, Almanca okuma kulübü  

Keşif turu: Randevu üzerine, İstanbul Beyoğlu'nda Alman İzleri  

Keşif turu - YENİ!: Başvuru üzerine, İstanbul Beyoğlu’nda Avrupai...  

Bookmarks
| |

Almanya’nın Güvenlik Konseyi üyeliğinde ilk yarı

Almanya’nın Güvenlik Konseyi üyeliğinde ilk yarı

Almanya bir yıldır BM Güvenlik Konseyi’nde geçici üye olarak yer alıyor – geriye ve ileriye dönük bir değerlendirme.

Ropörtaj: Janet Schayan

1 Sayın Wittig, Almanya bir yıldan beri Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde geçici üye. Siz bu “ilk yarı”yı kişisel olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?

Güvenlik Konseyi’ne seçilmemiz Almanya’nın gücüne ve güvenilirliğine duyulan büyük inancın bir göstergesiydi: Biz burada dünyanın en önde gelen sanayi toplumlarından ve Avrupa’nın en önemli seslerinden biri olarak kabul ediliyoruz. Bu seçimde aynı zamanda büyük beklentilerimiz de vardı, zira biz Birleşmiş Milletler’in çalışmalarına düzenli olarak ciddi katkı sağlıyoruz. Geride bırakmakta olduğumuz 2011 yılı (yalnızca Almanya’nın Güvenlik Konseyi’ndeki üyeliğinden ötürü değil elbette) Birleşmiş Milletler’in önemini çok daha ciddi şekilde gözler önüne serdi: Afganistan, Sudan, Somalya, Libya, İsrail-Filistin sorunu ve son dönemde Yemen, İran ve Suriye gibi her biri çok ciddi ve Almanya için büyük önem taşıyan ve Birleşmiş Milletler topluluğunun çözüm geliştirmesi gereken çatışmalar. Her ne kadar kulağa biraz demode gelse de “barış ve savaş meseleleri”nin ele alınacağı yer tam da burası, yani New York. Özellikle de Arap ülkelerindeki büyük değişim dalgası Güvenlik Konseyi’nin politik anlamda ne kadar merkezi bir önem taşıdığını gösterdi. Tüm bu çatışmalı durumlara yönelik çözüm üretilebilmesi için bizim üzerimize de, birlikte çalışma ve el birliğiyle çözümü şekillendirme sorumluluğu düşüyordu. Bu sorumluluğun üstesinden hakkıyla gelebilmemizi global ölçekte, özellikle de kriz bölgelerinde varlık gösteren Dışişlerimize, ama bir o kadar da New York’daki daimi BM temsilciliğimizde çalışan etkin ve başarılı diplomatlardan oluşan ekibimize borçluyuz.

2 2011 yılında Güvenlik Konseyi’nin gündeminin en üst sıralarında Kuzey Afrika ve Arap dünyasındaki kırılmalar yer alıyordu. Bu kimsenin öngördüğü bir gelişme değildi. Almanya bu yeni gelişen kriz alanında nasıl bir siyaset izledi?

Haklısınız: Gerçtiğimiz yıl belirgin bir şekilde Arap dünyasındaki gelişmelerin damgasını taşıyor. Bu gelişmeler son derece beklenmedikti ve yeni ve esaslı soruları da beraberinde getirdi. Üyeliğimizin ilk yarısında bakışlarımızı Kuzey Afrika ve Orta Doğu’ya kilitleyebileceğimizi kim bilebilirdi ki? Güvenlik Konseyi bu noktada tamamen yeni zorlu durumlarla karşı karşıya kaldı ve bu durum hala süregidiyor. Ne yazık ki Konsey’in bu aşamada beklentilerimizi her zaman karşılamadığını söylemeliyiz: Konsey Suriye örneğinde ikili vetodan ötürü Şam yönetimine gerekli ve kati bir mesaj gönderilmesi konusunda yetersiz kaldı. Almanya New York’da proaktif ve ileriye dönük bir dış politikadan yana tavır koydu Bir örnek vermek gerekirse, Fransız ve İngiliz partnerlerimizle sıkı bir ittifak halinde Konsey’in Yemen’deki krizi ele alması için ilk aşamalardan itibaren harekete geçtik. Bu süreç de her tür direnişten azade değildi. Yine de sonuca ulaşıldı ve oybirliğiyle bir karar çıktı ve Konsey’in gündeminde sağlam bir yer buldu. Kriz henüz çözümlenebilmiş değil fakat çıkarılan karar Yemen’de çatışmanın taraflarının nihayet bir geçiş sürecine doğru adım atmalarına önayak oldu. Dolayısıyla bu, bizim de büyük bir katkıda bulunduğumuz başarıların ilki.

3 Suriye hakkında çıkamayan BM kararı meselesini hatırlarsak, gerekli siyasi baskının kurulmasının her zaman mümkün olmadığını görüyoruz. Güvenlik Konseyi kağıttan kaplan olarak görülmeyi sineye mi çekecek?

Güvenlik Konseyi olarak Şam rejimine ortak ve güçlü bir sinyal verilsin isterdik. Rusya ve Çin’in vetoları’ndan dolayı şimdiye kadar maalesef bu gerçekleşemedi. Güvenlik Konseyi’nin, ancak üyelerinin izin verdiği kadar güçlü olabileceğini unutmamak gerek. Bu nedenle bu kurulda etkili olmak ve savunduğumuz yaklaşımların taraftar kazanmasına çalışmak da o derece önemli. Çünkü net olan bir nokta var: Güvenlik Konseyi ne kadar yekvücut hareket ederse gücünün kof olmadığını da derece gösterebilir, Fildişisahili veya İran örneğinde olduğu gibi mesela. Ama durum, Esad’ın üzerinde hiçbir siyasi baskının oluşmadığı anlamına da gelmiyor: Biz bölgedeki partnerlerimizle birlikte Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda, insan hakları açısından Suriye’deki durumu mahkum eden bir karar çıkarabildik, hem de toplantıya katılan üye devletlerin görülmemiş derecede bir desteğiyle. Bu da Esad’ın uluslararası alanda ne kadar izole edildiğini gösteriyor.

4 Alman diplomasisi özellikle silahlı çatışmalarda çocukların korunması için çalışıyor. Bugüne kadar Güvenlik Konseyi’nde bu doğrultuda ne gibi başarılar elde etmeyi başardınız?

Güvenlik Kurulu’ndaki “Çocuklar ve Silahlı Çatışmalar” çalışma grubunun başkanlığı sayesinde dış politikamızın önde gelen kalemlerinden birini, insan hakları politikasını daha ileri taşıma şansını yakaladık. Günlük çalışmalarımızda bizi meşgul eden soru belli bazı kriz ve çatışmalarda çocukların durumunu net bir şekilde nasıl iyileştirebileceğimize dönük. Zira pek çok durumda çocuklar savaş ve şiddetin ilk kurbanları oluyor ve savunmasız bir şekilde bu duruma maruz kalıyorlar. Biz bu alanda Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin özel temsilcisi Sayın Coomaraswamy ile ve konuyla bağlantılı insan hakları kuruluşlarıyla yakın temas içerisinde ortak çalışmalar yürütüyoruz. Bunların sonucunda 2011 Temmuz ayında başarıyla yürütülen müzakereler sonucunda yeni bir BM kararıyla çocukların silahlı çatışmalarda korunmasında iyileştirilmeler yapılması sağlandı. O tarihten itibaren artık okullara ve kliniklere yapılan hedefli saldırılar uluslararası hukuk kapsamına giriyor ve failler ciddi cezai yaptırımları göze almak zorundalar. Bu sonucun bizzat çatışma bölgelerinde caydırıcı bir etki yapacağını bekliyoruz, bazı yerlerde bunun yansımalarını da görüyoruz.

5 İklimin korunması Güvenlik Konseyi’nin klasik çalışma alanlarından biri sayılmıyor. Fakat Almanya gene de konseyin sözkonusu meseleyi gündemine taşıması için ağırlığını koyuyor. Bunun sebebi ve ulaşılan sonuçlar nelerdir?

İklim değişikliğinin etkileri daha şimdiden Pasifik’teki ada ülkelerinde ve daha birçok bölgede gıda krizlerine ve içme suyu kıtlığına sebep oluyor. Güney Pasifik’teki kimi devletler gıda ve su paylaşımı konusunda çatışmalar ve zorunlu tahliyelerle karşı karşıya kaldı. Bizim kanaatimizce tarım alanlarının ve doğal kaynakların her geçen gün azalması ve kıtlaşması artarak sürecek ve bunun sonucu olarak zorunlu göçmen ve mülteci sayısında da artış olacak. Tamamen haritadan silinme tehlikesiyle karşı karşıya olan ülkeler var. Burada çok net olarak dünya barışını tehdit eden bir tablo belirmeye başlıyor. Biz de Güvenlik Konseyi’nin bu aşamada kriz önleyici tutum alması gerektiğine inanıyoruz. Güvenlik politikası dediğimizde çok kapsamlı bir anlayışa sahip olmamız gerekiyor, zira yalnızca bildik araçlarla günümüzün küresel sorunları ve sıkıntılı konularıyla başa çıkmamız mümkün olmayacak. Temmuz 2011’de, Güvenlik Konseyi Başkanlığı’na sunduğumuz iklim değişikliğinin güvenlik politikası bakımından etkilerine yönelik açıklamanın kabul edilmesini sağladık. Bu gelişme, tartışmayı önemli ölçüde ileri taşıdı ve bu konunun Birleşmiş Milletler gündeminde sağlam bir yer edinmesini sağladı. Konsey, çok zorlu müzakereler sonucunda oy birliğiyle kabul edilen açıklamada ilk defa iklim değişikliğinin uluslararası barış ve güvenlik açısından potansiyel bir tehdit oluşturduğunu kesin olarak dile getiriyor. Bu teyidin kapsamlı sonuçları var: BM genel sekreteri özellikle de kriz bölgeleri için büyük önem taşıyan değerlendirmelerinin tamamında, işin iklim değişikliği yönünü de dikkate almak durumunda kalacak. Bu dikkate değer bir kilometre taşı ve aynı zamanda da Alman diplomasisinin bir başarısı.

6 2011 yılı başında Güvenlik Konseyi bünyesinde Afganistan dosyasının tüm sorumlulukları Almanya’ya devredildi Bu görev tam olarak ne anlama geliyor?

Öncelikle şunun bilinmesi gerekir ki bölgesel dosyaların sorumluluğu kati bir şekilde Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesinin kontrolündedir. Afganistan dosyasının bize devredilmesi yapılan yegane istisna. Bu durum, Almanya’nın Afganistan için doğrudan yerinde ve dışarıdan sürdürdüğü çabalarına verilen değerin bir göstergesi. Güvenlik Konseyi’nin Afganistan’a ilişkin tüm çalışmalarının koordinasyonu bizim sorumluluğumuzda. Bonn’da Aralık 2011’de yapılan en son konferansın desteklenmesi de, isterse de Birleşmiş Milletler Misyonu’nun ya da Uluslararası Barış Gücü’nün görev sürelerinin uzatılması da buna dahil Almanya aynı zamanda El Kaide ve Taliban’a yönelik yaptırım komitesinin de başkanlığını üstlendi. Burada da bazı başarılara imza attık: komitenin ayrılarak Taliban ve El Kaide için iki ayrı komiteye dönüşmesinin sağladık. Bu hem uluslararası terörle mücadele hem de Afgan iç politikası açısından büyük önemi gözetilerek atılmış çok hassas bir diplomatik tasarının ilk adımıydı. Gerçekleşen bu ayrılmanın ardından artık Afganistan’daki iç siyaset sürecine daha etkin bir katkıda bulunabiliyoruz.

7 Almanya kendini Birleşmiş Milletler’de bir reform katalizatörü olarak tanımlıyor. Güvenlik Konseyi’nin günümüzün jeopolitik gerçekliğini yansıtacak şekilde yeniden düzenlenmesi üzerinde yürütülen tartışmalarda şimdiden aşama kaydedildiğini düşünüyor musunuz?

Sizin de bildiğiniz üzere biz Güvenlik Konseyi’nin üye düzeninin günümüzün jeopolitik realitesini değil 1945’inkini yansıttığı görüşündeyiz. Afrika, Latin Amerika ve Asya da tıpkı Birleşmiş Milletler’in en büyük üç finansöründen ikisi olan Almanya ve Japonya gibi yetersiz bir şekilde temsil ediliyor. Biz Konsey’deki politik dengelerin günümüz dünyasına uygun şekilde yeniden düzenlenmesi gerektiğine inanıyoruz. Dolayısıyla Güvenlik Konseyi’nin revize edilmesine yönelik talebimiz yalnızca Almanya’nın daimi üyelik elde etmesiyle sınırlı değil. Fakat bir şeyi açıklıkla dile getirmek gerek: Güvenlik Konseyi’ne yönelik bir reform Konsey bünyesinde değil Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda tartışılıyor ve bir gün gene burada kabul edilecek. Biz de G4 grubu olarak adlandırılan partnelerimizle bu tartışmayı kurul bünyesinde hareketlendiriyoruz. Fakat bu zorlu ve uzun bir süreç. Güvenlik Konseyi’nde şu anda sergilediğimiz çalışmalarla Konsey ve bütün topluluk için daha da büyük bir değere sahip olabileceğimizi, dolayısıyla da üyeliğimizin Birleşmiş Milletler’de “bir fark yaratabileceğini” göstermeyi hedefliyoruz. Bu daha saonra reform tartışmalarında da bize katkı sağlayacaktır.

12.12.2011
Bookmarks
| |