1 //
Sayın Bakan, iki Almanya’nın birleşmesinin resmileştiği 3 Ekim 1990 günü siz ne yapıyordunuz?
Seviniyordum, artık tek ülke haline geldiğimiz ve özgürlüğün ne olduğunu tüm dünyaya gösterme şansına kavuştuğumuz için.
2 //
Bu yıl Almanya, birliğine kavuşmanın 20. yılını kutluyor. Bu yılki 3 Ekim gününün kişisel olarak sizin açınızdan özel anlamı ne?
20 yıllık birlik, bize bazı şeylerin zamana ihtiyacı olduğunu öğretti.
3 //
Sizin düşüncenize göre bu yirmi yılda Almanya’da yaşanan en önemli siyasal ve toplumsal değişimler neler? Doğu ve Batı Almanya’da bölünmenin getirdiği ayrılığın aşılması anlamında, bu dönem içindeki kaynaşma sürecini nasıl değerlendiriyorsunuz?
20 yılın gösterdiği şey, kitlelerin başlardaki gösterilerde seslendirdiği “Biz bir halkız” sloganının gerçeği tanımladığıdır. Benim açımdan Alman birliğinin esas başarısı bu noktada aranmalı. Toplumsal tartışmalarda “Doğulu-Batılı” türü etiketlerle artık bir yol alınamaz. Biz kendimizi bugün Alman ve Avrupalı diye tanımlıyoruz.
4 //
Tam egemenliğin elde edilmesiyle birlikte Almanya dış politikada da daha ileri düzeyde ve sorumluluğu artan bir çizgi izlemeye başladı. Bugünkü durumuyla Almanya’nın dış politikasını tanımlayan özellikler sizce neler?
Tek cümleyle ifade etmek gerekirse: Alman dış politikası barışı güvence altına almayı, Avrupa’yı güçlendirmeyi ve küreselleşmeyi şekillendirmeyi amaçlıyor. Bu üç temel hareket noktası tüm önlemlerin de kaynağını oluşturuyor.
Örneğin silahsızlanma konusu: Silahsızlanma, dünyaya yabancı hayali bir düşünce değil, küreselleşen dünyada bir zorunluluk. Bu nedenle bu konuyu ilgilendiren ne varsa biz de orada aktif çaba içindeyiz. 60’lı yıllardan beri silahların yayılmasını önleme anlaşmasının da öngördüğü ikili hedef olarak silahsızlanmayı ve silahların yaygınlaşmasını önleme yükümlülüklerinin birlikte ele alınması gereğini dillendiriyoruz. Konvansiyonel silahlarda silahlanmanın kontrolünün daha ileri düzeye taşınması için çaba harcıyoruz. Misket bombasını yasaklayan kararın dünyada daha fazla geçerlik kazanmasını istiyoruz.
5 //
Doğu-Batı sürtüşmesinin sona ermesi dünyayı daha güvenli bir yer haline getirmedi. Almanya diplomatik düzeyde dünyada güvenliğe ve özgürlüğe ne gibi katkılar yapıyor?
Dünyada barışın güvence altına alınması Alman dış politikasının ana ayaklarından biri. Birkaç örnek vermek gerekirse: Afganistan’da girdiğimiz angajmanla bu bölgede terörizmin ayaklarının altındaki zemini çekiyoruz. Partnerlerimizle elbirliği içinde hareket ederek İran’ın atom silahına kavuşmasını engellemeye çalışıyoruz. Başka bir örnek: Almanya, Ghana’nın başkenti Accra’daki “Kofi Annan Peacekeeping Training Centre” ile birlikte, Afrikalı askerileri uluslararası barış misyonlarına hazırlayan eğitimler veriyor.
6 //
Sorumluluğu artması elbette beraberinde yükler de getiriyor. Afganistan’da üstlenilen sorumluluk şu günlerde en zor döneminden geçiyor. Almanya’nın bu ülkedeki angajmanının geleceğini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Londra’da toplanan Afganistan Konferansı’nda 70 ülkeyle birlikte yeni bir strateji yönünde karar aldık. Oradaki çabalarımızın merkezinde sivil kalkınmayı ve halkın güvenliğini görüyoruz. Buna koşut olarak askerlerimizin çekilmesi için de uygun yolu yöntemi araştırıyoruz. Bunun için Afganistan’ın olabildiğince hızlı biçimde kendi güvenliğini sağlar hale getirilmesi gerek. Bu amaçla Afgan ordusunun ve polisinin eğitimine dönük kapasitemizi ciddi ölçüde takviye ettik.
Ama öte yandan Afganların ne söylediklerine de kulak veriyoruz. Afgan Hükümeti’nin ekonomide iltimas ve rüşvete karşı daha kararlı çıkması gerekiyor.
7 //
Almanya bölünmüş bir ülke olarak yakın tarihinde Doğu ve Batı Avrupa arasındaki diyalogda özel bir rol oynadı. Alman dış politikası burada nasıl bir somut katkı yapabilir?
Size kesinlikle katılıyorum: Kendi tarihinden ve Avrupa’nın merkezindeki coğrafi konumundan dolayı burada Almanya’ya özel bir rol düşüyor. Göreve başladığım sırada kendime koyduğum bir hedef, batıdaki komşularımız kadar doğudaki komşularımızla da iyi ve yakın ilişkiler geliştirmek oldu. Siyasi, ekonomik, kültürel ve toplumsal konulardaki mevcut çok yönlü ilişkiler ağını daha da derinleştirmek istiyoruz. Bir örnek vermek gerekirse: Görevi devraldıktan hemen sonra Weimar Üçgeni’ni, yani Almanya, Fransa ve Polonya arasındaki işbirliğine dönük forumu yeniden canlandırma yönünde adım attım.
8 //
Şu anda yaşadığımız mali krizin nasıl sonuçlanacağından bağımsız olarak Avrupa’nın yeni bir vizyona ihtiyacı var mı? Yeni bir başlangıç nasıl bir şey olabilir?
Avrupa Birliği benzeri olmayan kendine özgü bir başarı öyküsü: Bugün Avrupa bir barış ve değerler topluluğu durumunda. Bugünden geriye dönüp baktığımızda kıtamızda hiç olmamış bir barış ve istikrar, ekonomik yükseliş ve sosyal gelişme dönemini görebiliyoruz. Bundan dolayı dünyada saygı görüyoruz. Bunu korumak bizim açık hedefimiz ve görevimiz.
Ama bizim durup dinlenmeden devam etmemiz gerek. Avrupalılar olarak küreselleşmenin şekillendirilmesinde etkili olmayı sağlamalıyız. Ortak bir ses olamazsak, geleceği belirleyen sorunlar (iklim değişikliği, silahsızlanma, enerji güvenliği) bizsiz kararlaştırılacaktır. Güçlü ve eylem yeteneği olan bir Avrupa Birliği’ne ihtiyacımız var. Bu nedenle Dışişleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilciliği gibi bir makamın ve Avrupa Dışişleri Dairesi’nin sunduğu olanakları iyi değerlendirmek çok önemli.
9 //
Geçtiğimiz günlerde açıklanan BBC araştırmasında Almanya özellikle iyi bir yere yerleşmiş durumda. Almanya’nın etkisi daha genelde olumlu değerlendiriliyor. Bu sonucun arkasında sizce ne yatıyor?
Kuşkusuz bu sonuç bir yönüyle, klasik Alman erdemleri olarak ülkemize atfedilen güvenilirlik ve yüksek kaliteli ürün gibi unsurlara dayanıyor. Öte yandan değerlere dayalı ve güvenilir bir dış politika pratiğinin meyvesi. Almanya on yıllardan beri aktif bir barış politikası, diyalog ve çıkarlar arasında denge yönünde, demokrasiden, insan haklarından ve hukuk devletinden yana açık tavır alma yönünde bir çizgi izliyor. Ama bu sonuç aynı zamanda bazı özel olayların da sonucu: Sözgelimi 2006’da ülkemizde yapılan Dünya Futbol Şampiyonluğu’nda “Dünyayı ağırlamak” için sergilediğimiz dostluk ortamı. Bu gelişmede herkesin katkısı var – bu nedenle de bu araştırmanın sonucundan gurur da duyabiliriz.
10 //
Almanya bu yıl Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde daimi olmayan bir üyeliğe başvuruyor. Almanya hangi gerekçeleri öne çıkararak adaylığının altını dolduruyor?
Haklı olarak çoğaltabileceğimiz avantajlı yönlerimizle: Almanya Birleşmiş Milletler’in finansmanında üçüncü büyük katkıyı yapıyor. Dünyanın dört bir tarafındaki barış misyonlarına etkin biçimde katılıyoruz. Birleşmiş Milletler bünyesindeki bir reform yönünde aktif bir rol oynuyoruz. Ve biz orada özellikle küçük ülkelerin kolay ulaşacağı bir muhatap olmayı sürdüreceğiz. ///












