Sunday, 27.05.2012 15:41
 
 

Güncel

World

Muslim Brotherhood to face Egypt's old guard  

Business

Finance Watch keeps an eye on markets  

Culture

Euphoria for Sweden in Eurovision 2012  

Portre

“Benim sorumluluğum var”

Türk asıllı Alman yönetmen Fatih Akın çevreyi korumak için çalışıyorİleri

Goethe-Institut Istanbul’un etkinlikleri

Okuma kulübü: Ekim 2011'den itibaren ayda bir, Almanca okuma kulübü  

Keşif turu: Randevu üzerine, İstanbul Beyoğlu'nda Alman İzleri  

Keşif turu - YENİ!: Başvuru üzerine, İstanbul Beyoğlu’nda Avrupai...  

Bookmarks
| |

“Duvarın yıkılışı yaşam öykümün bir paçası”

Ulrich Wickert sınırın açılışına yurt dışından tanık oldu. Fakat birşeyi anlamasına yeterliydi: Mesleğini icra etmek hiçbir yerde Almanya’daki kadar heyecan vermeyecekti

Sayın Wickert, 9 Kasım 1989 tarihinde siz ARD’nin Paris temsilciliğini yürütüyordunuz. Duvar’ın yıkılışını Fransa’da nasıl yaşadınız?

O akşam yedi buçuğa doğru haberleri radyodan duyan bir arkadaşım beni telefonla aradı. Ben de olayları yakından takip etme şansına sahiptim çünkü aynı akşam sekizde Willy Brandt hükümetinin devlet bakanlarından Horst Ehmke ve bir de Fransız gazeteciyle akşam yemeği için sözleşmiştim. Bakan Ehmke’ye konuyu açtığımda üzerine düşünüp taşınmadan verdiği ilk tepkisi şöyle oldu: Böylece Willy Brandt’ın ılımlı politikası başarıya ulaşmış oldu.

O zamanlar tutkulu bir gazeteci olarak bu olay sizi hemen Almanya’ya dönüp olayları bildirmek üzere harekete geçirmedi mi?

Elbette! Zaten sadece 14 gün sonra kızımın da okuduğu şehir olan Berlin’deydim. Kızımla birlikte hemen ilk fırsatta DAC topraklarında kalan ve 1915 yılında babamın doğduğu kent olan, Brandenburg Eyaleti’ndeki Bralitz’e gittik.

Fransızlar Berlin’den gelen haberlere nasıl tepkiler verdiler?

Fransız halkı, Duvar’ın açılmasını “Liberté”nin yani özgürlüğün bir zaferi olarak algıladı ve pek çok genç insanın yanısıra Simone Veil gibi politikacılar da bu olayın ardından hemen Berlin’e hareket ettiler. Fransız siyaset sahnesindeyse durum farklıydı. Onlar yeniden birleşmiş büyük bir Almanya’dan, onun Orta Avrupa’ya hükmetmesinden ve Nato ve Avrupa Birliği’nden ayrılmasından korkuyorlardı.

Duvar yıkıldıktan sonra Almanya’ya dönüşünüzde, ayrıldığınız zamankine kıyasla nasıl bir ülkeyle karşılaştınız?

1991 yılında akşam haberleri “Tagesthemen”e geçiş yapma şansına kavuştuğum için mutluydum. Çünkü tam da Almanya’da, bir gazeteci için mesleğinin en heyecan verici olabileceği yerdeydim: Yeniden birleşmiş bir anavatanda. Büyük bir hareketliliğin hakim olduğu tarihi bir andı.

Siz 15 yıl boyunca yurt dışı temsilciliği yaptınız, Almanya’nın en prestijli haber programının ankormanlığını yürüttünüz, sayısız politikacıyla röportajlar yaptınız ve her gün dünya politikasından haberler ilettiniz. Hiç Duvar’ın yıkılışını bizzat göreceğiniz aklınıza gelmiş miydi?

Yabancılar için bu ihtimal biz Almanlara kıyasla çok daha olasıydı. Onlar, bir zamanlar Alsace ve Lorraine Bölgeleri’nin bir süre Almanlar’a ait olmasıyla karşılaştırıyorlardı biraz durumu. O zamanlar şunu söylerlermiş: Hep üzerine düşün ama asla konuşma. Bizim de olaya böyle yaklaştığımıza inanıyorlardı. Ama Almanya’da bölünmüşlük Auschwitz’in cezası olarak algılanıyordu. Bölünmüşlüğün ortadan kalkması ancak Doğu ve Batı arasındaki yeni bir savaşın sonunda mümkün olabilirmiş gibi geliyordu.

Kitaplarınızda daima Alman kimliği ve insanların tarihsel bilinci konularını işliyorsunuz. Berlin Duvarı’nın barışçıl yıkılışı Alman halkının kendini algılama biçiminde ne gibi bir rol oynuyor?

Bugün Alman Kimliği’nin ciddi şekilde değiştiğini görüyoruz. 1990 yılında “Almanya’dan Korkmak” adlı kitabı yayınlamıştım. Bugün onu okuyan, içeriğine şaşkınlıkla bakacaktır. Demek eskiden Almanya’yla ilgili böyle düşünülüyormuş! Ama böylece ne kadar geliştiğimizi de görebiliriz. Sonrasında 1997’de bir kitabımı tamamen Alman Kimliği’ne adadım: “Şartlı Tahliyeyle Almanya”, ama asıl kimlik değişimi bir yıl sonra Gerhard Schröder’in şansölyeliğe seçilmesiyle gerçekleşti. Schröder, İkinci Dünya Savaşı’nın etkilerinden uzak ilk şansölye olma özelliğine sahipti. O seçim kampanyasını “Daha fazla Almanya için cesaret” sloganıyla yürütmüştü. Kosova Krizi konusunda olaylara müdahil olma fakat Irak Savaşı’nda ABD’nin izinden gitmeme kararları Alman kimliğinin gelişmesine ve sağlamlaşmasına katkıda bulundu.

1 Mayıs’tan 9 Kasım 2009’a kadar Berlin Sinema ve Televizyon Müzesi’nde görülebilecek “Öylesine Özgürdük ki... 1989/1990’dan Enstantaneler” sergisi için yurt dışı temsilcilerinin de katkılarını bir araya getirdiniz ve meslektaşlarınızla röportajlar yaptınız. Duvar’ın yıkılışı 9 Kasım 1989’dan 20 yıl sonra onlar için neler ifade ediyor?

20 Aralık 1989 gece yarısında Duvar’ın Brandenburg Kapısı önünde açılışını bizzat yaşama şansına sahip oldum ve o gece Duvar’dan aldığım beyaz bir parça da bugün hala bende duruyor: Beyaz, yani graffitilerin süslemediği Doğu tarafından bir parça. O zaman Fransa Cumhubaşkanı Francois Mitterrand DAC’ye bir ziyarette bulunmuştu ve ben de ARD temsilcisi olarak basın heyetinin içindeydim. Bu yüzden bugün hala Duvar’ın 20 yıl önce yıkılışının benim bireysel yaşam öykümün bir parçası olduğunu hissediyorum.

Ulrich Wickert

Japonya’da doğdu, ilk ve orta öğrenimini Heidelberg ve Paris’te, hukuk eğitimini ise Bonn ve ABD’de tamamladı: 67 yaşındaki gazeteci ve yazar Ulrich Wickert kozmopolit bir kişilik. 15 yıl boyunca ARD’nin yurt dışı temsilcisi olarak Washington, New York ve Paris’ten son haberleri televizyon izleyicilerinin oturma odasına taşıdı. 1991’dan 2006 yılına kadar Almanya’da akşam haberlerinin verildiği en önemli haber programlarından biri olan “Tagesthemen”in ankormanlığını yaptı. Ulrich Wickert bugün Hamburg’da ve Güney Fransa’da yaşıyor.

19.03.2009
Bookmarks
| |