Üç yıl önce içişleri bakanı Wolfgang Schäuble tarafından hayata geçirilen İslam Konferansı’nın, bu yıl 25 Temmuzda gerçekleşen son toplantısına basının ilgisi büyüktü. Schäuble’nin konferansın başlangıcında dile getirdiği üzere İslam Konferansı’nın amacı, “ortak yaşama ilişkin problemlerin Almanya’da yaşayan Müslümanlarla diyalog içerisinde birlikte çözüme ulaştırılması”. Gerçekten de Almanya’da ikamet eden Müslümanların tamamını birden temsil eden bir organizasyon bulunmadığı gibi, birçoğu da mevcut organizasyonlara da dahil değiller. Bu yüzden konferansa Müslüman çatı organizasyonlarından beş temsilcinin yanı sıra, organize olmayan ve laik Müslümanların yelpazesini de ortaya koymak üzere on kişi ve federasyon, eyaletler ve belediyeler bazında on beş temsilci de davet edilmişti. Bu temsilciler 2006 yılından bu yana toplam dört kere yapılan genel toplantılara ek olarak yılın çeşitli zamanlarında İslami kültür çevresinden gelen ve tartışmalara katılan bir dizi insanın da dahil edildiği “Alman Toplum Düzeni ve Değerler Uzlaşması”, Alman anayasasında dini sorunların algılanması” ve “medya” gibi çalışma grupları bazında da biraraya geliyorlar.
İslam Konferansı katılımcılarının beklentileri başlangıçta birbirinden oldukça büyük farklılıklar gösteriyordu. Diyaloğun o kadar da kolay kurulamayacağı katılımcılar tarafından da kısa sürede fark edildi. Fakat en azından bu topluluğun üzerinde anlaşma sağlayabildiği belli başlı noktalar oldu. Bunlardan biri de okullarda İslam temelli din eğitimine konusunda sorulara ilişkin tavsiyeler de içeren bir bilgi materyali hazırlanmasıydı. Üzerinde ısrarla durulan bir konuysa Almanya’daki okullarda inanç bağına dayalı bir din dersinin müfredata alınması oldu. Üzerinde anlaşma sağlanan konulardan bir diğeri de cami inşalarının dayandığı hukuki gerekçelerdi. Karara bağlanan ve yayınlanan bir metinde “Anayasal güvence altındaki inanç özgürlüğü doğal olarak Müslüman toplulukların cami yapmasını da kapsar” deniyor.
“Müslümanlık Almanya’nın bir parçasıdır” sözünü, 2006 Eylül ayında İslam Konferansı’nın açılışında Schäuble telaffuz etti. Ayrıca Müslümanların Almanya’da hoş karşılandıklarını da eklemişti. İçişleri bakanı, Müslümanların dini ibadetlerini çok farklı şekilde uygulamalarının bu konunun tartışmaya kapalı olduğu gerçeğini değiştirmediğini açık ve net bir şekilde ortaya koymuştu. Schäuble İslam Konferansı’yla önemli bir süreci de başlatmış oldu: Müslümanları ve siyaset dünyasının temsilcilerini bir masaya oturtmak Hıristiyan Demokratların fikriydi. Bu uzun zamandır yalnızca Federal Yönetim nezdinde değil toplumsal düzeyde de sürdürülen bir diyalog sürecinin başlamasını sağladı. Bunun için yerel yönetimlerin en son etkinliklerine göz atmak yeterli: Birçok yerde Müslümanlar hakkında değil, onlarla birlikte konuşulan eşitlikçi tartışma ortamları oluşturuldu. “Bu konferansta ciddi ve yapısal bir diyaloğun ilerletilmesi şarttır”, demişti Schäuble. Bu konuda örgütlü Müslümanlar da örgütsüz Müslümanlar da bu yönde düşünüyor artık. 25 Temmuzdaki genel toplantı sonunda yayınlanacak raporun yalnızca bir ara özet olduğunun da herkes farkında.











