Sayın Taylor, Dresden’in bombalanması üzerine yazdığınız kitaptan sonra şimdi de son çalışmanızı Berlin Duvar’ına vakfettiniz. Alman tarihinde sizi bu kadar cezbeden şey nedir?
Bu bir yandan benim Almanca’ya duyduğum hayranlıktan kaynaklanıyor. Okuldayken aralarında Goethe, Schiller, Mann ve Kafka’nın yer aldığı pek çok eser okuduk. Diğer yandan ilgimi çeken şey Alman tarihindeki derin karşıtlıklar. Alman toplumu yüzyıllar boyunca sıra dışı bir uygarlığa sahipti ve Avrupa hümanizmi için bir yol göstericiydi. Fakat sonra, 20. Yüzyılın ilk yarısında dehşet verici bir acımasızlık sergiledi. Böyle bir şey nasıl gerçekleşmiş olabilir? İşte hala bu sorunun yanıtının peşinde araştırmalarımı sürdürüyorum.
Berlin Duvarı’nın varlığından ilk olarak ne zaman ve nasıl haberdar oldunuz?
Berlin Duvarı’yla tanıştığım 13 Ağustos 1961 günü henüz 13 yaşındaydım. O gün Duvar inşa edilmeye başlandı. O günü çok iyi hatırlıyorum çünkü babam bir kalp krizi geçirmişti. Biz çocukları oyalamak için televizyon açıktı. İşte orada sınır birliklerini ve dikenli tellerin çekilişini gördüm.
9 Kasım 1989’da neredeydiniz?
Seyahate çıkan arkadaşlarımız bize Londra’daki evlerini bırakmışlardı. Ne yazık ki orada televizyon yoktu. Bozuk olduğundan o sırada tamire gönderilmişti. Ancak ertesi günü gazeteyi açtığımda Duvar’ın yıkıldığını öğrenebildim. Elbette bu habere çok sevinmiştim. Ama bir yandan bu olağanüstü gelişmeyi televizyondan canlı olarak izleme şansını kaçırdığım için çok üzüldüğümü de söylemeliyim.
Bir tarihçi olarak DAC’de de araştırmalar yaptınız. Ülkeye ilişkin izlenimleriniz nasıldı?
Çalışmalarım sırasında çok zorluk çektim. Sebep yalnızca giriş vizesi almanın zorlukları değildi. Potsdam ve Merseburg Merkez Arşivleri’nin çalışanları son derece nazik olsalar da bu resmi bir nezaketti. Oysa Leunaer Kimya Fabrikası’ndaki işçiler çok daha açık konuştular benimle. Fabrikadaki komünist yönetim personeliyle ilgili sorunlarından söz ettiler. Arşiv görevlilerinden farklı olarak buradaki işçiler bir “Batılı”yla konuştukları takdirde başlarına iş açılmasından korkuyorlarmış gibi bir izlenim uyandırmadılar. DAC’de kendimi çok sıkışmış hissettim, hatta neredeyse klostrofobik bir duyguya kapıldım. Batı’ya geçtiğimde ise yeniden nefes alabildiğimi hissettim.
Siz Almanya’yı sıkça ziyaret ediyorsunuz. Sizin gözlemlerinize göre Berlin ve Almanya, Duvar’ın yıkılışından 20 yıl sonra yeniden bütünleşebildi mi?
Henüz tam olarak değil. Şüphesiz, yeniden birleşme 1989’da birçok gözlemcinin ve ilgilinin tahayyül ettiğindan çok daha meşakkatli bir iş. DAC’de uygulanan planlı ekonomi Almanya’nın Doğusu ve Batısı arasında büyük farklılıklara yol açtı. Thüringen ve Saksonya gibi 100 yıl öncesine kadar Avrupa’nın en gelişmiş ve zengin bölgeleri arasında yer alan yerler, 1945’ten sonra Batı’ya ciddi bir beyin göçü verdi. Yeniden birleşmenin tamamına erebilmesi için biraz daha zaman geçmesi ve bir çok şey yapılması gerekiyor. Eğer Almanya bu ekonomik krizi fazla yara almadan atlatır ve Doğu eyaletlerindeki insanlara destek sağlamaya devam ederse, Duvarsız büyüyen yeni kuşaklar gerçekten bir bütün oluşturabilecekler. Almanya’nın başkenti söz konusu olduğunda ise durum farklı. Berlin tartışmasız yeniden bütün bir şehir. Heyecan verici, pahalı değil ve Londra ve Paris gibi metropollerle boy ölçüşüyor. Berlin tüm dünyadan genç insanlar için özellikle cazip bir şehir.
Sizce DAC’deki kansız devrim diğer ülkeler için bir örnek teşkil ediyor mu?
Mesele şu ki, 80’li yıllarda artık komünist liderler, iktidarlarını ellerinde tutabilmek adına kendi halklarını öldürmeye hazır değillerdi. Stalin dönemindeki öncüllerinde ise bu durum çok farklıydı. Bunun yanı sıra Demokratik Almanya Cumhuriyeti’ndeki özgürlükçü sivil hareketin incelikli politik kabiliyeti ve istek ve hedefleri doğrultusundaki kararlılığı de takdire şayandı. Bu hareket, daha önce de sözünü ettiğim Alman hümanizmi adına parmakla gösterilecek örneklerden biridir. Peki kansız devrim dünya için bir örnek mi? Ben bundan şüpheliyim. Bunun sebebi diğer yerlerdeki iktidar sahiplerinin daha vurdum duymaz, muhaliflerinse daha disiplinsiz olmaları.
Frederick Taylor
Frederick Taylor Alman tarihini 1970’lerde hem Doğu hem de Batı Almanya’da gerçekleştirdiği uzun süreli birçok araştırma amaçlı ziyaret sayesinde gayet iyi tanıyor. 62 yaşındaki Taylor yakın tarih ve germanistik eğitimleri almış biri, aynı zamanda Kraliyet Tarih Topluluğu üyesi. Taylor kitap yazarı ve çevirmen olarak da tanınan bir isim. 2004 yılında İkinci Dünya Savaşı sırasında Dresden’in bombalanması üzerine yazıp yayınladığı “Dresden. 13 Şubat 1945, Salı”, uluslararası çapta bir çoksatar olma başarısı yakaladı.











