SELAY GAFFAR VE BARRY SALAAM, Afganistan’dan sivil toplumun iki temsilcisi olarak kürsüye çıkıp konuşmalarına başladığında konferans salonunda herkes kulak kesildi. O güne kadar isimlerini kimsenin bilmediği bu bir kadın ve bir erkeğe, devlet başkanları locasının karşısında yer ayrılmış ve kendilerine toplantının açılış bölümünde geniş konuşma süreleri tanınmıştı. Daha önce benzeri görülmemiş bir durum. Sivil toplumun bu iki temsilcisi konuşmalarında, gayet sakin ve kararlı bir sesle hükümetin zaaflarını eleştirdiler, yolsuzluklara karşı mücadele çağrısı yaptılar ve özellikle üstüne basarak, Afganistan’da iç barış sağlanması durumunda bile suçluların affedilmemesine dair güvence talep ettiler. Bonn’da düzenlenen “From Transition to the Transformation Decade” (Geçiş Dönemi On Yılından Dönüşüm Dönemi On Yılına) başlıklı konferansın doruk noktası bu konuşmalardı ve 85 ülkeden delegelerin ve 15 uluslararası organizasyonun temsilcilerinin (Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri de dahil olmak üzere) ve çok sayıda gözlemci ve gazetecinin katıldığı toplantıda bu sözler yürekten alkışlarla karşılandı.
Afganistan’la ilgili olarak Almanya’nın uluslararası düzeyde özel bir rolü var: Afganistan Uluslararası Temas Grubu’nun başkanı olarak, BM Güvenlik Konseyi’nde Afganistan raporunun hazırlayıcısı olarak ve Afganistan’daki askeri birliklere katkı ve sivil yardım konusunda üçüncü sırada gelen ülke olarak. Taliban rejiminin devrilmesinden sonra 2001 Aralığında Bonn yakınlarındaki Petersberg’de toplanan birinci Afganistan Konferansı’nda ülkenin yeniden kalkınmasıyla ilgili stratejik kararlar alınmıştı. Bu nedenle aradan geçen on yıldan sonra Afganistan Devlet Başkanı Karzai’nin, 2010 Ekiminde Lizbon’daki NATO zirvesinde Alman Şansölyesi’nden Bonn’da, gelecekteki uluslararası desteğin belirlenmesi amacıyla yeni bir konferansın toplanmasını istemesi şaşırtıcı değil. Buradaki amaç, uluslararası silahlı güçlerin 2014 yılı sonunda ülkeden çekileceği dikkate alınarak, Afganistan’a yönelik yeni ve güvenilir bir temelin belirlenmesi ve tehlikeli bir bölgede barış ve güvenliğe kalıcı bir katkının sağlanmasıydı.
Bonn Konferansı’nın özel önemi, büyük bir olay olarak 5 Aralık 2011’de gerçekleşen toplantının tıkanıklık yaşanmadan sonuç vermesiyle sınırlı değil. Almanya, Uluslararası Temas Grubu’nun başına getirdiği hükümet adına özel bir temsilciyle ve 50 üyeyle toplantı hazırlıklarını yürüttü ve Afgan Hükümeti’yle yakın temas içinde aylarca süren bir çalışmayla Konferans öncesinde mutabakatın altyapısını sürekli güçlendirdi; beklentileri dikkate alan ve gündemi ustalıkla belirleyen bir yönetim sergilenerek Konferans öncesinde somut ilerlemeler kaydedildi ve sonunda en önemli konularda uluslararası toplumun Afganistan’la tam bir mutabakata gitmesi sağlandı.
Bu çalışmalara paralel olarak sivil toplum sürecinin geliştirilmesi de önemli bir rol oynadı. Buradaki amaç, Afganistan’da sivil toplumun, devletin etkisinden bağımsız olarak kendi pozisyonlarını dile getirmesine ortam sağlamak ve Konferans’ta temsilini kamuoyu önünde görünür kılmaktı. Alman siyasi partilerine yakın dört vakfın, bu sürece eşlik etmesi için ve hedeflerin uygulamaya geçirilmesi için desteği sağlandı: Heinrich Böll Vakfı Friedrich Ebert Vakfı Afganistan’da, Afganistan Bağımsız İnsan Hakları Komisyonu’nun (AIHRC) organize ettiği diyalog sürecine destek verdi. Bu diyalog kapsamında bölgesel ve farklı alanlara bağlı olarak belirlenen 34 sivil toplum temslcisinin katılımıyla düzenlenen çok sayıda toplantının sonucunda bir deklerasyon metni oluşturuldu. Konrad Adenauer Vakfı, Friedrich Naumann Vakfı’nın desteğiyle, aynı grupla 2-3 Aralık 2011’de, dışişleri bakanları toplantısının hemen öncesinde Bonn’da “Afganistan Sivil Toplum Forumu” başlıklı bir toplantı düzenledi. Altı ay süren müzakelerin doruk noktası olan bu toplantıyı Alman Dışişleri Bakanı Westerwelle ve Afganistan Dışişleri Bakanı Rassoul birlikte ziyaret etti. Sivil toplum sözcüsü seçilen iki delege, Bonn Konferansı’na Dışişleri Bakanları’yla eşit düzeyde katkı yaptı.
Bonn Konferansı’nın sonuçlarının çekirdeğini, 2014’e kadar sürmesi öngörülen geçiş döneminin geri kalan süresi ve 2015-2024 dönemi için öngörülen dönüşüm süreci için uluslararası toplumla Afganistan arasında belilenen “sağlam, karşılıklı taahhütler” oluşturuyor. Afgan tarafında, demokrasi, çoğulculuk ve anayasal düzen ilkelerine uzun vadede bağlı kalmanın yanısıra, Kabil Süreci’nin öngördüğü reformları siyasi öncelik olarak uygulamaya geçirecek çabaların yoğunlaştırılması sözü verildi. Afganistan’ın iç barışıyla ilgili olarak da, Bonn’da yedi ilke belirlendi: Barış süreci (1) Afganistan’ın yönetiminde olacak ve (2) içeriye dönük şekilde tüm Afganların meşru haklarını gözetecek. Sürecin sonucunun içermesi gereken hususlara gelince: (3) bağımsız, istikrarlı ve bölünmemiş bir Afganistan’ın kabul edilmesi, (4) şiddetten uzak durulması, (5) uluslararası terörizmden uzaklaşılması ve (6) Afgan anayasasının, insan hakları, özellikle de kadın hakları dahil olmak üzere tanınması; ayrıca (7) bölgenin, barış sürecini ve sonuçlarını tanıması ve desteklemesi talep ediliyor. Bu ilkeler bundan sonrası için, Afganistan’la birlikte kararlaştırılmış uluslararası bir çerçeve olarak Afganistan’da iç barışın da temelini oluşturacak.///
Daha fazla bilgi için www.diplo.de/afghanistanconference











