Sunday, 27.05.2012 15:25
 
 

Güncel

World

Muslim Brotherhood to face Egypt's old guard  

Business

Finance Watch keeps an eye on markets  

Culture

Euphoria for Sweden in Eurovision 2012  

Portre

“Benim sorumluluğum var”

Türk asıllı Alman yönetmen Fatih Akın çevreyi korumak için çalışıyorİleri

Goethe-Institut Istanbul’un etkinlikleri

Okuma kulübü: Ekim 2011'den itibaren ayda bir, Almanca okuma kulübü  

Keşif turu: Randevu üzerine, İstanbul Beyoğlu'nda Alman İzleri  

Keşif turu - YENİ!: Başvuru üzerine, İstanbul Beyoğlu’nda Avrupai...  

Bookmarks
| |

Yeni tip motorlara doğru

Hangi teknoloji içten yanmalı motorların yerini alacak? Ne zaman pazarda tutunma şansına kavuşacak? Hangi üretici ne yapıyor?

Boris Schmidt

“ELEKTROMOBİL SİSTEMLER YÜZYILIN GÖREVİ”, diyor VW’nin başındaki isim Martin Winterkorn. Alman Şansölyesi Angela Merkel bu konudaki gerekliliği dile getirmek için “Motorize ulaşıma duyduğumuz ihtiyacı, kaynaklara daha az bağımlı, çevre dostu ve sürdürülebilir biçimde karşılamanın yollarını bulmalıyız” diyor. Federal Hükümet’in 2011 Mayısında düzenlediği Elektromobil Ulaşım Zirvesi’nde ekonomi ve siyaset çevreleri nasıl birbirini tamamlayabileceklerini ele aldılar ve elektrikli geleceğe giden yolu belirlediler. Federal Hükümet’in Elektromobil Ulusal Gelişme Planı’nda konu şöyle dile geliyor: “Motorların elektrikli hale gelmesi gelecekteki motorize ulaşımın ayar vidasıdır. Bu gelişme petrol bağımlılığını azaltma, gaz salımlarını en aza indirme ve taşıtları çok yönlü ulaşım sistemine daha iyi entegre etme olanağı sunmaktadır.” 2011 Mayıs ortasında atılan adımlardan biri olarak “Elektromobil Ulaşım Hükümet Planı” da karara bağlandı; planda araştırmalar için bir milyar Avroluk teşvik de öngörülüyor. Siyasi karar vericiler yüksek hedefler belirledi. 2020 yılına kadar bir milyon elektrikli otomobil (e-otomobil) öngörülüyor. Ama bugün bu sayıdan çok uzaktayız. Uzmanlar sekiz buçuk yıl içinde milyon sayısına ulaşılabileceğinden kuşkulu. Aslında yüksek güçteki elektromotorlar teknik olarak ulaşılmaz bir şey değil, tersine. Nispeten kolay ve ucuza üretilebilirler. Ama çözülmesi gereken bir başka sorun var: Enerjinin depolanması.

Bir e-otomobilin enerjisi 100-150 kilometreye yettiği, sonra da saatlerce şarja bağlandığı sürece bu alanda yeni bir çığır açılmayacak. Buradaki sorunun teknik ifadesini basitleştirerek söylersek, bir aküde depolanabilecek enerji yoğunluğu sınırlı. Burada kimyanın koyduğu sınırlar söz konusu, lityum iyon tekniğinden yararlanılsa da veya gelecek için düşünülen çinko-hava akülerine bel bağlansa da sorun çözülmüyor. Teknik elemanlar ve bilim insanları bir şeyi biliyor: Makul büyüklükte olmak kaydıyla bir aküyle 300 kilometrenin çok üzerine çıkmak imkansız görünüyor. Bu sağlansa bile altyapı eksikliği, akü teknolojisinin aşırı yüksek maliyetleri, akülerin kış aylarında büyük ölçüde düşen performansları gibi sorunlar duruyor, atık akülerden nasıl kurtulunacağı sorusu da cabası. Bunları düşününce e-otonun başarısızlığa mahkum olduğu fikrine kapılınabilir. Ama kestirme bir çıkarım olur bu. Nihayetinde bir gerçek var, petrol kaynakları sınırlı. Er veya geç rezervlerin sonu gelecek. Ondan sonra da dünya (otolu) mobil olmaya devam etmek istiyorsa bir alternatife ihtiyacı var.

Otomobil endüstrisi çok farklı yolları deneyerek çözümler arıyor, zira belli bir çözüm ufukta görünmüyor, e-otomobil kısa vadede ancak kent içi ulaşımda kariyer yapabilecek ve halihazırda piyasaya sürülmüş olan Mitsubishi i-MiEV veya Nissan Leaf modellerini başka türlü değerlendirmek olanaksız. Leaf ve i-MiEV dışında Avrupa’da şu an seri üretimle satışa sunulmuş e-otomobil yok – bunların 35.000 Avro civarındaki fiyatları da pek cazip değil. Bir sonraki üretici olarak Renault piyasaya adım atacak. Yüzde 15’i devletin elinde bulunan Fransız otomobil firması en iddialı e-otomobil programını geliştirdi. Aynı anda dört ayrı model olacak, küçük ebatlı Twizy (üstü örtülü dört tekerli bir motosikleti andırıyor) 2011 sonuna kadar bu grubun piyasaya çıkan ilk örneği olacak. Renault salt e-teknolojisine tümüyle inandığı için ara çözüm olan melez otomobillerden bilinçli olarak uzak duruyor. Melez tiplerdeyse Toyota öncü konumda. İçten yanmalı bir motoru elektrikli tahrik sistemiyle birleştiren ve özellikle kent içinde yakıt tasarrufu sağlayan Prius modeli on yıldan fazladır var. Toyota’nın ısrarlı uğraşı sayesinde bu teknoloji kendini kanıtlayacak noktaya geldi.

Alman üreticiler ilk aşamada bu alanda ticari nedenlerle geri durdular, çünkü bu yolun nereye götüreceği kestirilemiyordu. Ama şimdi Audi, BMW, Mercedes-Benz, Porsche, VW, ayrıca Opel konuyla yoğun biçimde uğraşıyor. 2012’ye gelindiğinde tüm Alman üreticilerin melez otomobil modelleri olacak; BMW, Mercedes-Benz, VW ve Porsche bunu gerçekleştirmiş durumda. Mercedes-Benz (Smart) ve BMW (Mini) e-otomobil alanında epeydir kapsamlı denemeler içinde, ileride Smart’ın salt elektrikli versiyonu olacak, BMW bir adım daha ileri giderek 2013’te bir e-motoru karbon bir şasiyle bir araya getirecek. Bu malzeme özellikle hafif olduğundan akünün üzerindeki yük azalarak aracın menzili artacak. VW de küçük modeli Up’ı en geç 2013’den itibaren elektromotorlu olarak satışa sunacak ve büyük olasılıkla bir E-Golf da olacak. Audi şu sıralar spor e-otomobilleriyle kendini gösteriyor; Audi burada Kaliforniya’da üretilen 100.000 Avro değerindeki bir roadster’la, 300 kilometre menzile ulaşan ama neredeyse tamamı aküden oluşan Tesla’yla yarış içinde. Ama Mercedes-Benz’in SLS AMG E-Cell’i (yukarı açılan iki kapılı model) gibi Audi’nin Flitzeri de şimdilik prototip araçlar. Menzil sınırı müşterilerin satın alma isteğini azalttığı için plug-in melez otomobiller (fişe takılabilen yarı benzinli modeller) ara çözüm olabilir. Şimdiye kadarki benzinli-elektrikli melez araçlar aküleri çok küçük olduğu için sadece iki-üç kilometreyi elektrikle gidebiliyordu, oysa bu modeller 50 kilometreye kadar aküyle yol alabiliyor. Enerji bittiği zaman da geleneksel motor hazırda bekliyor. Tüm Alman üreticiler bu tür çözümler üzerinde çalışıyorlar. Amerikan GM’a bağlı olan Opel, 2011 içinde çok özel bir melez araç olan Ampera’yı piyasaya çıkaracak. Burada otomobilin tahrik sistemi sürekli elektromotora bağlı olacak; enerjiyi aküden veya araçtaki bir jeneratörü çalıştırarak elektrik üreten 1,4 litrelik benzinli motordan temin edecek.

Sürekli elektromotorla hareket ettirilecek bir sistem yakıt hücreli otomobillerde gerçekleşecek. Çoğu için bu sistem geleceğin çözümü. Gerekli enerji istasyonu ağı oluştuğunda şimdiye kadar olduğu şekliyle otomobili kullanabileceğiz. Yakıt hücresinde hidrojen oksijenle reaksiyona giriyor ve o sırada oluşan enerji kullanılarak bir elektromotor çalıştırılıyor. Salt e-otomobilde, elektriğin hangi kaynaktan elde edildiğine bağlı olarak CO2 salım düzeyi değişebiliyor; oysa burada “atık gaz” olarak sadece su buharı oluştuğundan kesinlikle temiz bir enerji söz konusu. Ama bu çözümde altyapı sorununun yanısıra hidrojen üretimi meselesinin de açıklığa kavuşturulması gerekiyor. Bu teknolojide epey ileride olan firmalar arasında Mercedes-Benz, Opel, Toyota ve Honda yer alıyor. Mercedes-Benz, sistemin ne kadar gelişmiş olduğunu göstermek üzere, yakıt hücreli otomobillerden oluşan bir filoyu dünya turuna çıkarmış durumda. İki yıl içinde hidrojen B sınıfı seri üretime girecek aşamaya gelecek. Çözüme henüz kavuşturulmamış olan nokta istasyon ağı. Burada e-otomobillerin bir avantajı ortaya çıkıyor. Genel elektrik şebekesi kullanılabileceğinden hazır bir altyapı söz konusu. Sonuçta yeni tip motor sistemleri trafikte hakim hale gelene kadar daha zaman geçmesi gerekiyor. Yakın gelecek birden fazla sistemin bir arada kullanılması söz konusu olacak. VW’nin başkanı Martin Winterkorn orta vadede en büyük potansiyeli plug-in melez teknolojinde görüyor: Bu çözümün iki ayrı dünyanın en iyi taraflarını birleştirdiği düşüncesinde.////

11.05.2011
Bookmarks
| |